Hayatım boyunca çok kitap okudum.
Hatta düşününce, hep okudum.
Üniversite okudum. Edebiyat okudum. İnsanları, hayatı, dünyayı anlamaya çalıştım.
Ama bugün geriye dönüp baktığımda fark ediyorum:
Ben hiçbir zaman kitaplara güvenmemişim.
Üniversiteye güvenmemişim.
Mesleğe güvenmemişim.
Güzelliğime, gençliğime, aklıma, bildiklerime güvenerek bir hayat kovalamamışım.
Hepsinin bir gün yetmeyeceğini mi biliyordum, bilmiyorum.
Ama içten içe hep başka bir yere güvenmişim.
Allah'a.
Bunu büyük cümlelerle de yapmamışım üstelik.
Ocağı yakarken bile:
Bismillah.
Bir yere giderken:
Bismillah.
Bir işe başlarken:
Bismillah.
Korktuğumda, bilmediğimde, elimden bir şey gelmediğinde yine aynı yere dönmüşüm.
Bismillah.
Sanki içimde küçücük yaşımdan beri değişmeyen bir bilgi varmış:
Ben yapamam belki.
İnsanlar yapamaz belki.
Elimdeki imkânlar yetmez belki.
Ama Allah yapar.
Kimsenin Yapamadığını Bir Besmele Yapar
Elbette besmele sihirli bir söz değil.
“Bismillah” dediğimde ocağı yakan yine ateşleme sistemi. Yemeği yapan ellerim. Kapıyı açan elim. Yürüyen ayaklarım.
Ama bunların hiçbirini kendinden var olmuş, kendi başına işleyen güçler olarak görmüyorum.
Elimi kim verdi?
Aklımı kim verdi?
Ateşi kim yarattı?
Suyu?
Toprağı?
Yediğim lokmayı?
O lokmayı çiğneyebilen dişimi?
Onu sindiren bedenimi?
Sabah gözümü açtığımda beni yataktan kaldıran kuvveti?
İnsan bir noktadan sonra sebebi görüyor ama sebebin arkasını da görmeye başlıyor.
Benim için besmele tam orada duruyor.
Sebebi kullanıyorum ama sebebe kulluk etmiyorum.
Doktora giderim ama şifanın doktorun mülkü olduğunu düşünmem.
Çalışırım ama rızkın işverenin elinde olduğunu düşünmem.
Kapımı kilitlerim ama güvenliğimi kilidin yarattığını düşünmem.
Bir şey öğrenmek için kitap okurum ama hakikatin bütününü kitabın içine sığdırmam.
Elimden geleni yaparım.
Sonra bilirim:
Hüküm Allah'ın.
Meğer Hep Sana Güvenmişim
Bazen insan kendisini ancak geriye dönüp bakınca tanıyor.
Ben de şimdi öyle bakıyorum hayatıma.
Neler değişmiş.
Gençlik değişmiş.
İnsanlar gelmiş, gitmiş.
Evler değişmiş.
İlişkiler değişmiş.
Bildiklerimin bir kısmının yanlış olduğunu öğrenmişim.
Doğru sandığım insanlar yanılmış.
Güçlü sandığım şeyler çökmüş.
Kitaplar bile birbirini yalanlamış.
Bir insan “budur” demiş, öteki “hayır, değildir” demiş.
Ama benim içimde tuhaf bir şekilde hep aynı yere çıkan küçücük bir yol varmış:
Bismillah.
Şimdi düşünüyorum da ben Allah'ı yalnızca başıma büyük bir şey geldiğinde çağırmamışım.
En sıradan işimin içine bile koymuşum O'nun adını.
Ocağı yakarken.
Kapıdan çıkarken.
Yemeğe başlarken.
Bir yere yetişmeye çalışırken.
Korkarken.
Sevinirken.
Belki de insanın kime güvendiği en çok böyle küçük yerlerde belli oluyor.
Çünkü büyük felaket geldiğinde herkes yardım arar.
Ama hiçbir şey olmamışken, sıradan bir sabahın sıradan bir işinde:
“Bismillah”
demek başka bir şey.
“Bu da Seninle.”
demek gibi.
Bir Besmele Neden Yeter?
Çünkü besmele benim gücümü büyütmüyor.
Kime ait olduğumu hatırlatıyor.
“Bismillahirrahmanirrahim.”
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Benim ismimle değil.
Diplomamın adıyla değil.
Paramın adıyla değil.
Güzelliğimin, gençliğimin, aklımın, çevremin, makamımın adıyla değil.
Allah'ın adıyla.
İşte insanın sırtından koca bir yükü alan tarafı da bu belki.
Her şeyi benim yapmam gerekmiyor.
Her şeyi bilmem gerekmiyor.
Her şeyi kontrol etmem gerekmiyor.
Ben bana düşeni yaparım.
Ama sonucu yaratamam.
Zaten hiçbir zaman yaratamadım.
Bir tohumu toprağa koyabilirim; ona hayat veremem.
Yemeği ağzıma koyabilirim; bedenimdeki milyarlarca işi ben yönetemem.
Uyumak için yatağa girebilirim; sabah yeniden uyanmayı kendime garanti edemem.
Sevdiğimi korumaya çalışabilirim; kaderini avucumda tutamam.
İşte tam orada:
Bismillah.
Benim sınırımın bittiği yerde Allah başlamıyor aslında.
O zaten başından beri orada.
Ben sadece bunu yeniden hatırlıyorum.
Kimse Yapamaz, Sen Yaparsın
Belki yıllarca aradığım güven buydu.
İnsanların “yapamam” dediği yerde bitmeyen.
Paranın satın alamadığı yerde tükenmeyen.
Bilginin cevap veremediği yerde susmayan.
Bedenin gücünün bittiği yerde bitmeyen.
Dün ayağa kalkamayacak hâle gelebilir insan.
Bugün banyosunu yapar, sofrasını kurar, çayını doldurur ve güneşe bakar.
Sonra anlar:
Ayağa kalkmak bile benim mülküm değilmiş.
Ve insanın içinden yalnızca şu gelir:
Elhamdülillahi Rabbil âlemin.
Şimdi hayatıma dönüp baktığımda kendime dair öğrendiğim en güzel şeylerden biri bu:
Ben galiba hiçbir zaman dünyaya tam olarak güvenmemişim.
Okumuşum ama kitaba yaslanmamışım.
Öğrenmişim ama bilgiyi ilah edinmemişim.
Genç olmuşum ama gençliğimin beni kurtaracağını düşünmemişim.
İnsanları sevmişim ama hiçbir insanın her şeye gücünün yettiğine inanmamışım.
İçimde bir yer hep biliyormuş:
Kimse yapamazsa Allah yapar.
Belki bu yüzden küçücük bir besmele bana hep yetmiş.
Çünkü mesele kelimenin büyüklüğü değil.
Adını andığımın büyüklüğü.
Bismillah.
Bir kapı açılır ya da açılmaz.
Bir iş olur ya da olmaz.
Ben istediğimi alırım ya da Allah başka türlü takdir eder.
Besmele, “Benim istediğim olacak” demek değil.
“Ne olursa olsun, ben Senin adınla başlıyorum ve Sana güveniyorum” demek.
Ve galiba benim bütün hayatımın en kısa duası da buymuş:
Bismillah.
Ben yapamam.
Sen yaparsın.
- Allah'ın Çiçeği Yazıyor -
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.