Türkiye’de hâkimlerin, savcıların ve kolluk görevlilerinin vatandaşa hitabında açık bir nezaket ve eşitlik standardı olması gerektiğini düşünüyorum.
Bir insan sanık olabilir. Müdafii olmayabilir. Hakkındaki suçlama sıradan, basit hatta toplum gözünde sevimsiz bir suçlama olabilir.
Ama o insan yine de insandır.
Bu nedenle mahkeme salonunda, savcılıkta veya kollukta kişiye yalnızca “sanık”, “şahıs”, “kadın”, “adam” diye mesafeli ve kişiliksiz bir biçimde seslenmek yerine mümkün olduğunca “Ayşe Hanım”, “Muhammed Bey”, “hanımefendi”, “beyefendi” gibi insan onurunu koruyan bir hitap standardının yerleşmesini önemsiyorum.
Buradaki mesele hâkimin, savcının veya polisin vatandaşla samimi olması değildir.
Mesele ayrıcalık hiç değildir.
Mesele, karşısındaki kişiyi kendisiyle insanlık bakımından eşit görmesidir.
Hâkim makam olarak yetkilidir; karar verir. Savcı kamu adına görev yapar. Kolluk kamu gücünü kullanır. Hepsinin ağır sorumlulukları vardır.
Ama insan olarak karşılarındaki vatandaştan daha üstün değildirler.
Adaletin ruhu da burada başlar.
Çünkü insan bazen adalet duygusunu daha karar açıklanmadan hisseder. Mahkeme salonuna, savcılık odasına veya ifade alma yerine girdiğinde nasıl karşılandığı, kendisine nasıl hitap edildiği, sözü kesiliyor mu, küçümseniyor mu, yoksa ciddiyetle muhatap mı alınıyor; bunların hepsi insanın devlete ve adalete ilişkin duygusunu etkiler.
Üstelik bunun çok pratik bir sonucu da vardır.
Hâkimin, savcının veya polisin daha baştan kendisine saygılı ve eşit bir dille hitap ettiğini duyan kişi daha rahat konuşabilir, kendisini daha doğru ifade edebilir, savunmasını veya şikâyetini daha sakin biçimde anlatabilir.
Aynı standart kamu görevlisi bakımından da koruyucudur.
Hâkim, savcı veya kolluk görevlisi; günün yoğunluğunu, önceki dosyanın stresini, başka bir kişinin davranışından kaynaklanan öfkeyi karşısındaki vatandaşa aktarmamalıdır. Kurumsallaşmış bir hitap ve iletişim standardı yalnız vatandaşı değil, kamu görevlisini de mesleki sınır içinde tutar.
Türkiye’de bunun etik temeli zaten vardır. İnsan onuruna saygı, eşitlik ve tarafsızlık yargının temel ilkeleri arasındadır.
Fakat bazen kanunu titizlikle uygulamak isteyen dürüst ve adil hâkim, savcı ve kolluk görevlileri bile bu en basit insani gerçeği gözden kaçırabilir.
Çünkü hukuk yalnızca kanun maddelerinden ibaret değildir.
Kanunun uygulanış biçimi de adalet duygusunu belirler.
Bu nedenle insan onuruna saygı ilkesinin yalnızca genel bir etik ifade olarak bırakılmaması, günlük hukuk pratiğinde görünür ve uygulanabilir hâle getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bence bunun çok somut bir başlangıcı olabilir:
Hâkim, savcı ve kolluk görevlisinin muhatabına “siz” diye hitap etmesi açık bir hukuk ve meslek standardı hâline getirilmelidir.
Bu yalnızca görgü kuralı değildir.
“Sen” ile “siz” arasındaki fark bazen devlet ile vatandaş arasındaki mesafeyi değil, saygı ile tahakküm arasındaki sınırı belirler.
Bu nedenle mevzuata şu içerikte açık bir hüküm eklenmesini öneriyorum:
“Hâkim, savcı ve kolluk görevlileri, görevleri kapsamında muhatap oldukları kişilere statüleri, sıfatları ve isnat edilen fiil ne olursa olsun ‘siz’ hitabını kullanır; insan onuruna uygun, saygılı ve eşit bir iletişim dili benimser.”
Bu ilke yalnız mahkeme salonunda değil, savcılıkta, ifade alma sırasında ve kolluk işlemlerinde de geçerli olmalıdır.
Çünkü nezaket, eşitlik ve saygı hukukta soyut kavramlar olarak kalmamalıdır.
Nezaket, eşitlik ve saygı hukukta hitapla başlar.
Bize toplum olarak çok şey öğretildi:
Komşuna saygılı ol. Misafirine saygılı ol. Akrabana saygılı ol. Büyüğüne saygılı ol.
Aynı hassasiyetin en güçlü olması gereken yerlerden biri de mahkeme salonları, savcılık odaları ve ifade alma yerleridir.
Çünkü oraya gelen insan zaten hayatının stresli bir anındadır. Suçlu olabilir, suçsuz olabilir, mağdur olabilir, tanık olabilir.
Buna hukuk karar verecektir.
Ama karar verilene kadar da, verildikten sonra da insan onuru değişmez.
Bu nedenle yargıda ve kollukta ihtiyacımız olan dil şudur:
Saygılı, eşit, mesafeli ama insani.
Ne fazla samimiyet.
Ne küçümseme.
Ne makam gösterisi.
Sadece hukuk.
Sadece insan onuru.
Çünkü bana göre adalet yalnızca doğru hüküm vermek değildir.
Adalet, insanın insana “Seni görüyorum. Seni ciddiye alıyorum. Burada insan olarak benimle eşitsin.” diyebilmesiyle başlar.
Mahkeme salonlarının buna ihtiyacı var.
Savcılık odalarının buna ihtiyacı var.
Kolluk birimlerinin buna ihtiyacı var.
Hukuk devletinin en küçük görünen ama en etkili reformlarından biri tam olarak buradan başlayabilir.
Not: Bu yazı, Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ndeki insan onuru ve eşitlik ilkeleri ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun duruşmanın yönetimine ilişkin hükümleri dikkate alınarak kaleme alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.