Sen buradasın
Ben neredeysem orada.
Şah damarımdan daha yakın…
Bırak birilerine anlatmayı;
kendim bile fark etmediğim yaralarımı
öperek iyileştiren…
Sen buradasın.
Bana güzelliğini öylesine yakînen,
öylesine derinden,
öylesine “senle ben” hissettiren…
gösteren,
seyrettiren…
“Benimle kal Çiçeğim” diyen,
“Tutuyorum, benzeme başkasına sakın” diyen,
“Sen kendin gibi güzelsin, Ben seninleyim” diyen…
Buradasın.
Bazen uzak hissediyorum,
bazen kaybolmuş,
bazen burada değilmişsin gibi…
Sonra, hiç kimsenin olmadığı o dipsiz kuyudan
beni nasıl sabırla, incelikle, şefkatle çıkardığını hatırlıyorum.
Utanıyorum…
“Olmaz olur mu” diyorum.
Ben istemeden doyuran,
giydiren,
yaşatan,
var eden,
insanca yürüten…
tutan,
tutunacak dallar veren…
Hiç gider mi?
Hiç bırakır mı?
Bak Çiçeğim,
“Ben işte böylesine sonsuz,
böylesine kudretli
ve merhametliyim” diyen…
Böylesine severim:
karşılık beklemeden.
Çağırırım hepinizi,
bıkmadan usanmadan.
Beklerim,
çünkü bilirim benim olan içinizdeki nefesi…
“Sustun Çiçeğim, susuyorsun” diyen…
“Farkında değilsin” diyen…
“İçinde benimle konuşuyorsun;
benden bir iz, bir ses, bir temas sezdiğinde
oraya dönüp yürüyorsun” diyen…
Ve daha bir köşede kendi kendine büyümeye çalışan
ufacık bir çocukken
elime kalemi tutuşturup:
“Gel yazalım Çiçeğim” diyen…
Sen bana sahiden
şah damarımdan daha yakın…
benden daha ben…
Ey beni var eden…
Her şeyi yazabilirim.
Seni yazmaya yetiremiyorum.
Kelimenin sahibi Sen.
Kalemin sahibi Sen.
Kalemi tutan Çiçeğin de Sen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.