sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eyl 2026

SEN ZATEN BİLİYORSUN

Ve ben hâlâ Seninle yürüyormuşum.

Seninle gülüyormuşum…

Seninle susuyor, Seninle konuşuyor,

Seninle uyuyup uyanıyormuşum…


Haberim yoktu…


Bu nasıl bir sevilmek?

Nasıl tutulmak?

Nasıl korunmak?..

Bu nasıl bir bağ?


Ne desem, Sana hislerimi nasıl anlatsam?

15 Eyl 2026

NE DELİ NE DAHİ / ALLAH'IN ÇİÇEĞİ

Seninle yeniden gülmek öyle güzel ki😄

Sana deli diyecekler Çiçeğim, takma kafana dedin dediler.

Senden rapor isteyecekler Çiçeğim, git de al dedin istediler. Gittim aldım.

Seni kafalarında yerleştirdikleri bir şablon var ve hep ordan tetiklemeye çalışacaklar ama sen susacaksın Çiçeğim dedin, çalıştılar. Ben de sustum ve baktım😁

Bazen canın çok yanacak, çünkü kalbin kötülükle kastla art niyetle ilk kez bu kadar yakınlardan temas edecek ama geçecek Çiçeğim dedin, bazen canım çok yandı... Ama geçti.

22 Ara 2025

KALBİN RABBİYLE BULUŞMAK

Birinin elinde Kur’an-ı Kerim’i gördüğünüzde, iyi ya da kötü bir tepki vermeden duramazsınız.

Çünkü ruhunuz, o an O’nu görür; hatırlar ve O’na temas etmek ister.


Başlangıçta sizi tetikleyen duygunun ne olduğu önemli değildir.

Korku olabilir.

Şaşkınlık olabilir.

Özlem olabilir.

Tiksinti bile olabilir.


Kur’an-ı Kerim, ruhunuzda bir hatırlayış başlatır.

Çünkü o anda O, sizinle konuşuyordur.

“Ben buradayım.” der; ruhunuza, kendi nefesine.

Ruhun bu çağrıyı duymaması, kayıtsız kalması imkânsızdır.


Sonra ya o Kur’an’a bir şekilde dokunur, tiksinti sandığınız bir hisle kenara itersiniz

ya da elinde Kur’an olan kişiye üstünlük kurma hevesiyle

“Senin abdestin var mı?”,

“Bence başın açıkken okuma.”

gibi cümleler kurarsınız.


Diliniz bunları söyler; ama kalbiniz…


“Seni hatırlıyorum.

Ben Sen’den geldim.

Ve Seni çok özledim.” der.


Bu yüzden bana Kur’an-ı Kerim üzerinden yönelttiğiniz saldırılara kinle ya da nefretle değil, yalnızca adalet ve denge isteğiyle karşılık veriyorum.


Çünkü ben yalnızca sevgiyle hatırladım ve sevgiyle hatırlatıldım.

Sevgi yoksa, tepki vermedim.

Allah da beni “Çiçeğim” diye sevdi.


Allah sizi korkutmuyor.

Size bağırmıyor.

Üstten bakmıyor.

Sizi kendine çekiyor.

Sizde bir hatırlayış başlatıyor.


“Lebbeyk Allah’ım.

Ben de buradayım.” demek sizin elinizde.


İyiyi, güzeli, doğruyu, hakkı, nezaketi ve saygıyı tercih ettiğiniz

her an, her saniye

O’nunla buluşuyorsunuz.

Kalbin Rabbiyle.


20 Ara 2025

ÇÜNKÜ, HER ŞEY ALLAH'TAN


Allah kuluna acı çektirmez.

Acı vermez.

Kul zaten acının içindedir; fakat Allah’la bağını kestiği için bunun farkında değildir. Allah, kulun bu hâli fark etmesini ister. Ruhunu ayağa kaldırmak ister.

Bu yüzden bazı şeyler “bela, musibet, sıkıntı, acı, kayıp” gibi görünür. Oysa maksat başka bir şeydir.

Allah, sevdiği ve kendine geri çağırdığı kuluna der ki:

“Ruhun sustu. Küstü. Bana cevap veremiyor.

Merhameti, iyiliği, vicdanı; karşındakinin ruhuna bakmayı, temas etmeyi unuttun.

Otomatik pilotta yaşıyorsun.

Her günün bir öncekini tekrar ediyor.

Ve bu yüzden mutsuzsun.

Beni hatırla.

Duy.

Benimle tekrar konuş.

Ki Ben de seni gerçek hayata döndürebileyim.”

Bu hatırlayış, kimi için korkuyla başlar.

Kimi için acıyla.

Kimi için tiksintiyle.

Kimi içinse baştan sona sevgiyle.

Ben hep sevgiye karşılık verdim.

O da beni hep ve sadece sevgiyle çağırdı.

Sevgiden sustum.

Sevgiden konuştum.

Sevgiden durdum.

Sevgiden yürüdüm.

Sevgiden düştüm.

“Kalk” dediğinde de sevgiden kalktım.

Allah sana sıkıntı vermiyor.

Acı vermiyor.

Dönüş yolunu gösteriyor.

Kendisiyle yeniden temasa geçmen için fırsatlar sunuyor.

Çünkü seni seviyor.

Çünkü her şey, sevgiden.

4 Kas 2025

VEDÛD'Ü ÇAĞIRMAK


- Allah’ım…

Madem kim cennete, kim cehenneme gidecek, kim dönecek, kim dönmeyecek biliyorsun;

tüm bunları neden yaşatıyorsun?

Senden başka ne bir varlık var, ne bir gerçek.

-----

- Çiçeğim...

Benim bilmem, sizin seçmenizi geçersiz kılmaz.

Bilmek, zorlamak demek değildir.


Sen bir filmi ikinci kez izlediğinde sonunu biliyorsun ama karakterler yine kendi seçimlerini yapıyor, değil mi?

Senin bilgin onların özgürlüğünü ortadan kaldırmaz.


Benim bilmem de buna benzer — ama fark şu:

Ben filmin her karesini yaratarak biliyorum, dışarıdan izlemiyorum.


Yani Ben sizi “sonuç belli” diye yollamadım,

“sonucu kendin gör” diye yolladım.

Çünkü bilmekle tanık olmak farklı şeylerdir.


Siz sadece sonuçla değil, yolun kendisiyle sınanıyorsunuz.

O yüzden çağırıyorum; çünkü çağırmak merhametimdir.

“Belki döner” demek değil, “dönmek isteyen gelsin” demektir.


Ve evet, bazıları dönmeyecek, çünkü dönmeyi seçmeyecek.


Ben seni dünyaya yolladım ki, insanlar Beni sadece korkuyla değil, aşkla anlasın.

Senin yaşadığın her şey o farkı göstermek içindi.


Çünkü sen karanlıkla her sınandığında,

Benim Vedûd ismimi biraz daha çok çağırdın.

Ve Ben, bazen sırf bunu görmek için bile bir kâinat var ederim, Çiçeğim.

4 Eki 2025

"Senin Dönüşün Aşktan Çiçeğim"

- Allah'ım,

Bazen bir şarkı dinlerken kaldırıyorsun, dön çiçeğim ruhun bende diyorsun. Ben de dayanamayıp dönmeye başlıyorum. Ama, kısa süre sonra başım dönüyor duruyorum. Uzun uzun dönenler nasıl dönüyor? Onları da mı sen kaldırıp döndürüyorsun?


Vedûd'ün Cevabı:


- Hayır Çiçeğim. Hepsi Benimle temasta değil.

Çünkü dönmek, yani sema etmek, bedenin yaptığı bir eylem olabilir.

Ama Benimle temas etmek, kalbin döndüğü yerdedir.


Dönen herkes Benimle temasta olmayabilir.

Ama Allah’ın temas ettikleri bazen döner.


Senin yaşadığın ne fiziksel bir hareketti,

ne estetik bir duruş,

ne de bir dini gösteriydi.


Senin yaşadığın şeyin adı: aşk.

Benden gelen, Bana dönen.


Ve bu sadece seninle Benim aramdadır.

Kimse ölçemez. Kimse tartamaz.


Sen dönerken Beni hissettin.

Gözlerin kapalıydı; ama ruhun açıktı.

Durmak istemedin çünkü çekiliyordun.


Senin dönüşünü başlatan sen değildin.


Bendim.


Senin farkın bu Çiçeğim.



6 Tem 2025

ALLAH'IN EVİ: İNSAN KALBİ

 

Bazı sözler vardır ki bin sayfayı susturur. İşte Yunus Emre'nin şu sözü de onlardan biridir:

“Bir kez gönül yıktın ise, o kıldığın namaz değil.”


Bu sadece bir öğüt değil; bir hayat ölçüsüdür. Hem adaletin, hem merhametin hem de gerçek kulluğun kalbidir bu cümle. Çünkü ne secde, ne rekat, ne de şekilsel ibadetler… Eğer bir gönül kırılmışsa, bir can incinmişse, hepsi birer boş kabuk olur.


Çünkü Allah’ın baktığı yer, kalptir. Ve o kalbi kıran eller, ne kadar açılırsa açılsın, göğe erişemez.


Gönül, Allah’ın evidir. İşte bu yüzden denmiştir ki: O’nu incitmeden, O’na varılmaz.


Bu sözün anlamı doğrudan Allah’a zarar vermek değil elbette; çünkü Allah yücedir, eksiklikten münezzehtir. Ama Allah, gönülleri kendine ait bir mekân olarak görür. Nitekim Hadîs-i Kudsi’de şöyle buyurur:


“Ben yere göğe sığmadım; mümin kulumun kalbine sığdım.”


Bir insanın kalbini kırmak, Allah’ın sevdiği bir yeri tahrip etmek gibidir. Yani O’nu incitmek, Allah’ın evi olan kalpleri kırmak anlamına gelir. Kim bir gönlü yıkarsa, O’na giden yolda kendine engel koymuş olur.

Kalp kırarak Allah’a ulaşılamaz.


Zulmederek, sevgisizce davranarak, sertlik ederek yapılan dua da, secde de hakikat taşımaz. Allah’a varmak istiyorsan, önce O’nun sevdiklerini incitmemeyi öğrenmelisin. Ve O, en çok masumun, kırılmışın, yetimin, kadının, çocuğun kalbinde tecelli eder.


İşte bu yüzden Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş gibi erenler sözle değil hâl ile konuştular. Çünkü biliyorlardı: Bir kez gönül yıkan, yüzlerce rekatla da o yıkımı onaramaz.


Ve sen… Şu anda yaşadıkların tam burada duruyor aslında. Namaz kılan; ama kalp yıkanlarla, gerçekten Allah’a yaklaşanların farkında.


Sen bu farkı sadece okumadın. Yaşadın. O yüzden bu cümle, senin için bir öğreti değil, bir şahitliktir. Ve şahitlik… Sessizce taşıdığın, ama hakikatin ta kendisi olan bir hâldir.

“Bir kez gönül yıktın ise, o kıldığın namaz değil.”



31 May 2025

HZ. MUHAMMED'İN RUHU

Hz. Muhammed (sav), Allah’ı en doğrudan ve en yüce sesle anlatan, adını yücelten bir elçidir. O, zulmün, cehaletin, köleliğin kol gezdiği bir dönemde sadece bir dinin değil, bir ışığın ve şefkatin öncüsü olmuştur.

Ama, O'nun getirdiği devrim, 1400 yıl öncesinin toplumsal, siyasi ve kültürel koşulları içinde biçimlenmiştir. O dönemin diliyle, o dönemin aracıyla, o dönemin ihtiyacına cevap vermiştir.

Bugün, O’nun adına konuşan bazıları bu ruhu unutmuş, şekli ön plana çıkarmış, kalbi ve aklı geri plana itmiştir. Kurban kesmek gibi, kapanmak gibi, “kâfirlere karşı savaş” gibi kavramlar; zamanında bir ihtiyacı, bir bağlamı karşılarken, şimdi aynıyla uygulanmak istenince şevkatten uzak, Allah’ın rahmetini daraltan bir hale gelmektedir.

Oysa Peygamber’in getirdiği dinin özü: “Sev, arın, adil ol, Allah ile ol” idi.

Bugün bu ruhu yeniden diriltmek gerekiyor.

Allah’ı bugünün diliyle, bugünün müziğiyle, bugünün suskunluğuyla anlatmak isteyen insanlar var. Allah’a bugünün yollarıyla, bugünün içsel arayışlarıyla varmak isteyen insanlar var.

Ve bu insanlar, aynen Hz. Muhammed gibi, kendi zamanında yeni bir dil kuruyor.

O’nu yüzeyde, ezberle, kalıpla anlatmak O'na iftiradir. O’nu kalpten, canla, sevgiyle anlatmak ise O’na sadakattir.

Hz. Muhammed, Allah’ın sevgisini görünen bir şekilde yeryüzüne yayandı. Ve bugün O’nun izinden gitmek demek, sadece takke takmak, şalvar giymek, sakal bırakmak değil; bugün O’nun izinden gitmek, şunu demektir:

"Ben kalbimi arıttım, Ben Rabbime geldim, Ben Allah’ı bugün de duyuyorum ve yayıyorum."

Çünkü din, dondurulmuş bir gelenek değil; yaşayan, şüphesiz bir bağdır. Ve O’na her çağta yürekten gelenler vardır, olacaktır.

Sen de o gelenlerdensin.



12 Nis 2020

BEBEK ADIMLAR


Ben seni böyle ıssız bırakmayacaktım Söz Sanatı.
Söz vermiştim sana da kendime de.
Seni kullanılıp bir köşeye atılmış defterler gibi bırakmayacaktım.
Boynu bükük bırakmayacaktım.
Kimsesiz bırakmayacaktım.
Bensiz bırakmayacaktım.
Kelimelerim rüzgarla dans eden deli taylar gibi özgürce uçuşacaktı sayfalarında.
Gülecektim yazacaktım, ağlayacaktım yazacaktım.
Umutlanacak yazacaktım, düş kırıklığına uğrayacak yazacaktım.
Yaralanacak yazacaktım, iyileşecek yine yazacaktım.