dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eyl 2026

SEN ZATEN BİLİYORSUN

Ve ben hâlâ Seninle yürüyormuşum.

Seninle gülüyormuşum…

Seninle susuyor, Seninle konuşuyor,

Seninle uyuyup uyanıyormuşum…


Haberim yoktu…


Bu nasıl bir sevilmek?

Nasıl tutulmak?

Nasıl korunmak?..

Bu nasıl bir bağ?


Ne desem, Sana hislerimi nasıl anlatsam?

21 Eyl 2026

BEN SANA GELİRİM

Herkes bir yerlere gider yerinden.

Kimi bir mekâna,

kimi bir şehre,

kimi bir ülkeye.


Ben Sana gelirim.


İnsanlar birbirine çekilir.

Ben bakar geçerim.


Senin olmadığın her an boş,

geçen saniye anlamsız.

Dışarısı güzel değil.


Ben Sana çekilirim.

15 Eyl 2026

NE DELİ NE DAHİ / ALLAH'IN ÇİÇEĞİ

Seninle yeniden gülmek öyle güzel ki😄

Sana deli diyecekler Çiçeğim, takma kafana dedin dediler.

Senden rapor isteyecekler Çiçeğim, git de al dedin istediler. Gittim aldım.

Seni kafalarında yerleştirdikleri bir şablon var ve hep ordan tetiklemeye çalışacaklar ama sen susacaksın Çiçeğim dedin, çalıştılar. Ben de sustum ve baktım😁

Bazen canın çok yanacak, çünkü kalbin kötülükle kastla art niyetle ilk kez bu kadar yakınlardan temas edecek ama geçecek Çiçeğim dedin, bazen canım çok yandı... Ama geçti.

YAZDIM / ALLAH’A KONUŞTUM

Bir ömür yazmışım.

Kim yazdırmış beni? Neden yazmışım? Bilmiyorum.

Daha küçücük bir çocukken köye gelen tek raf kitabı “kütüphane” diye koyduklarında, “gitme” dedikleri hâlde bütün köyü baştan başa yürümüşüm.

Nerede, kimde kitap varsa kalbim oraya akmış. Okumuşum değil; içmişim kitapları.

Ama hayranlıkla değil.

“Bu değil. Bu değil. Bu da değil. Bunlar değil.” diye yana yakıla arayarak.

Okudukça yazmışım.

Çünkü konuşulanlar bambaşkaymış ve hiçbir zaman ilgimi çekmemiş.

Kim kime ne dedi, kim ne yaptı, kim ne aldı, ne giydi, ne yedi… Kimin çocuğu, kimin ailesi, kimin bilmem nesi…

14 Eyl 2026

KELİMELERLE SECDE

Ben Sana kasvetli aşk şiirleri yazamam

Ne kadar özlesem de.

Buradasın, hep buradaydın

Ben bilmezken, habersizken

Amma yalnızım derken...

Kalbimi almışsın avuçlarına

Yaralarımı öpmüşsün usulca

Ömrümün haritasının çizeri

ve Kendisine çıkan tüm yolların yazarı

Yolculuğum...

2 Ağu 2025

OĞLUM YUNUS EMRE İÇİN DUA

(Annesinin kalbinden, Rabbine…)

Allah’ım,

Yunus Emre’yi Sana emanet ediyorum.

Zaten her şeyin sahibi Sensin.

Ben sadece,

Senin Vedûd isminle sevebilen,

Senin Hafîz isminle korumaya çalışan bir kulum.


Oğlum Yunus Emre’yi:

Senin nuruna sarıyorum.

Senin katından gelen ruhuna teslim ediyorum.

Bedenini de ruhunu da kalbini de Sen koru Allah’ım.


Kötü insanların niyetinden,

sapmış bakışlardan,

karanlık yollardan,

nefsi karışık sözlerden,

onu uzak tut.


Yanına hep iyi insanlar koy.

Yüreği temiz, dili güzel, niyeti aydın insanlarla buluştur.

Ona arkadaş değil;

yoldaş nasip et.


Senin zikrini duyan kulak,

Senin sevdiğini hisseden kalp,

Senin adaletini bilen bir akıl ver ona.


Dünya ne kadar karanlık olursa olsun,

onu ışığınla yürütenlerden eyle.

Senin aşkınla doyuran,

Senin merhametinle büyüyen bir kul eyle.


Ben elimden geleni yaparım Allah’ım.

Ama onun sahibi Sen’sin.

Benim oğlum değil sadece…

Senin kulun.


Seninle olsun.

Her zaman.

Her yerde.

Ve her hâlde.


Âmin.

19 Tem 2025

“İnsan değil, Sen sev” diye dua ettim…

“İnsan değil, Sen sev” dedim Allah’a. Ve bu dua kabul oldu. O sevdi beni. Çünkü O’nun sevgisi doğrudan, tutkulu, kuşatıcı ve merhametle doludur. O sevince yetiyor… Hatta taşıyor.


Ama insan sevgisi uzaktan bile olsa olmuyor gibi.


Çünkü insanlar sevince, çoğu zaman sahip olmak istiyor.

Allah sevince ise sadece özgürleştirmek istiyor.


İnsan sevgisi çoğu kez “benim olsun” diye bakıyor, Allah’ınki “sen ol” diye...

İnsan sevgisi uzağından bile kontrol etmek, sınır çizmek, şekil vermek istiyor.

Allah ise beni ben olarak seviyor, benim içimdeki güzelliği kendi tecellisi olarak görüyor.


O yüzden uzaktan seven insan, Allah gibi severse değerli.

Yoksa uzaktan da olsa sahiplenmeye, yön vermeye, kendi boşluklarını doldurmaya çalışıyorsa… sevmek değil, gölge etmektir o.


Benim dua ettiğim gibi:

“İnsan değil, Sen sev.”

Çünkü Sen sevince huzur olur, yorgunluk değil.

Çünkü Sen sevince şifa olur, yara değil.


Ve Allah sevince… insanın başka sevgiye mecburiyeti kalmaz.

Sevgi gelir, ama yük olmaz.

Sever, ama zorlamaz.

Uzağından da güzel olur çünkü kalpten olur.


Ve benim gibi bir çiçek için, ancak böyle bir sevgi yakışır.

Allah’la sulanmış, Allah’la uyanmış bir çiçek… kolay solmaz. 🌸




Dua – Allah’ım, Bu Hâli Bırakma

 

Allah’ım…

Seninle geçen bu anların kıymetini bilerek,

yine de yetememekten korkarak,

içime doğan huzuru avuçlarımda tutmaya çalışarak geldim huzuruna.


Zikrinle yatıyor, zikrinle uyanıyorum…

Senin adınla başlıyor, Seninle bitiyor günüm.

Beni başkalarına değil, yine Sana bırak.

İnsan değil, Sen sev beni…

Sen dokun kalbime,

Sen gör hâlimi…


Oğlumdan başka bir temasa ihtiyacım yok.

Konuşan kalabalıklar değil,

susup beni duyan Sen yeter bana.


Ne olur Allah’ım,

Bir daha o karanlık dünyanın içine düşmek istemiyorum.

Nefsime, kalabalıklara, acılara geri dönmek istemiyorum.

Sen bu hâli lütfettin ya…

Ne olur bozma,

Beni bu hâldeyken bırakma.

Bu güzelliği kalıcı eyle.


Beni Ben yapan Sensin.

Ve ben biliyorum ki:

Sen varken ben bozulmam,

Sen baksan bana, başka göz aramam.

Sen sevsen beni, dünya dursa ne çıkar?


Beni hep bu hâlde tut Allah’ım.

Sevginde sakla beni,

Kendinden başka hiç kimseye bırakma.

Amin.


7 Tem 2025

ALLAH İŞİTİR, CEVAP VERİR


Mesajlara cevap vermek zaman zaman yorucu olduğu için mesaj alımını belli şekillerde sınırlandırmıştım. Bu sırada, Allah’ın sevdiği bir kulu olduğu her hâlinden belli olan bir hanımefendi bana ulaşmak istemiş; fakat zarif bir düşünceyle, “rahatsız ederim” diyerek yazmamış. Onun yerine Allah’a yönelmiş ve “Fidan bana yazsın” diye dua etmiş.

Benim de, hiçbir şeyden haberim yokken bir anda içimden ona mesaj atmak geldi ve attım. Ardından aramızda geçen diyalog aşağıda.

Buradan çok açık şekilde anlıyoruz ki: Allah dilediği her kuluyla konuşur. Allah ile konuşmak delilik değil, en büyük şereftir. O, duaları işitir ve dualara icabet eder.

(Hanımefendinin izniyle bu olayı paylaşıyorum; ismini vermiyorum çünkü kendisinin Allah’a olan muhabbeti zaten kalbinden ve hâlinden okunuyor. O Allah’ın sevgili kullarından biri, ben de sadece bu tanıklığı aktarıyorum.)

6 Tem 2025

'Allah'ın Konuştuğu Kalpleri Kırma Öğretmen'


"Başkasını Değil, Önce Kendini Yetirt"

Bazı meslekler vardır ki, sadece bir iş değil; bir emanet, bir kültür, bir ruh taşır. Öğretmenlik de bunlardan biridir. İnsanı yetiştiren, hayata dokunan, kalplere ışık taşıyan bir meslektir bu. Ama ne acı ki, bugün pek çok yerde "hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum" diyerek başlanıyor bu yola. Ve bu niyetle çıkılan yol, sadece mesleğe değil, çocuğa da zararlı oluyor.


Öğretmen olmak, sadece bilgi anlatmak değildir. Gözlerinle görmediklerini sezmek, kalpleri duyabilmek, çocuğun söyleyemediklerini bile anlayabilmek gerekir. Çünkü bazen bir çocuk sınıfa gelir ve seni Allah'ın sesi gibi dinler. Söylediğin her kelime ya ışık olur ya da yara. Allah'a yakın olan bir ruh, senin ağzından dökülen kelimelerle ya daha da yakınlaşır O'na, ya da senden kaçarken O'ndan da uzaklaşır.


Samet gibi karakterler, Kuru Otlar Üstüne filminde bu sıkıntılı gerçeği gözler önüne serer. Kendi hayatından memnun olmayan, eksiklerini başkalarına yükleyerek bastırmaya çalışan, öğrencileri üzerinden "benlik" kurma hırsına düşen insanlar... Öğretmen kılığında, ama çocuğun ruhunu fark edemeyecek kadar kör. Ve bu körlüğün bedelini ödemek zorunda bırakılan çocuklar.


Ne yazık ki bu karanlık yalnızca erkek öğretmenlerle sınırlı değil. Kadın öğretmenlerin de bir kısmı, anne gibi şefkatli görünse de kimi zaman daha derin, daha sinsi bir baskı kurabiliyor. Kimi öğrenciyi "yaramaz", kimi "şanssız", kimi "eksik" diye damgalayıp gözden düşürürken, aslında kendi bastırılmış karanlıklarını çocuğun üzerine boca ediyorlar. Sadece kadın ya da erkek olmak, öğretmenliğe liyakat kazandırmaz. Bu yol, kalpten seçilmişlerin yoludur.


Bir öğretmenin en büyük sermayesi bilgi değil, kendini bilmesidir. Henüz kendisiyle barışık olmayan, çözülememiş meselelerini çocukların üzerinde oynayarak çözmeye çalışan biri, öğretmen değil, potansiyel zarar kaynağıdır.


Allah, bazı çocukları kalbinden eğitir. Onların kulaklarına ilham üfler. Onlar, gözleriyle değil kalpleriyle görür. Böyle bir çocuğa temas etmek, kutsal bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu alacak olan kişi, sadece diploma değil, niyet, ahlak ve ruhsal olgunluk da taşımalıdır.


Öğretmenlik, para kazanmak için yapılmaz. Geçim derdiyle bile olsa, "işimizi yapalım yeter" diyerek çıkılabilecek bir yol değildir bu. Çünkü öğretmen, sadece tahtaya yazmaz; kalbe yazar. Ve kalbe yazılan şey silinmez.


Allah'ın emanetini taşıyanlara selam olsun. Diğerlerineyse, lütfen: çocukların yolundan çekilin. Onlar Allah'ın yakın dostları olabilirler. Ve Allah, dostlarının kalbine dokunan elleri de kelimeleri de izler.


Rabbim, öğretmenlik mesleğine sadece eğitenleri, sadece ışık taşıyanları yaklaştırsın.



4 Tem 2025

TESLİMİYET BİLİNCİ


Her gördüğüne koşmak, her kötülüğün üstüne atılmak zorunda değil insan. Çünkü kulun görevi, dünyadaki tüm karanlığı kendi başına aydınlatmak değil; kendi ruhunu temiz, kalbini diri, niyetini saf tutmaktır. Kulların gücü sınırlıdır; kendini kurtarıcı gibi görmek hem ağır bir yük hem de ilahi dengeye saygısızlıktır.

Bazen çok üzülür insan… Görür, duyar, dayanamaz hâle gelir. Ama işte tam orada hatırlamalı: Allah vardır, her şeyi görür ve bilir. O’nun izni olmadan bir yaprak bile düşmez. Bu yüzden, ne kadar yansa da içi, kulun vazifesi dua etmek, teslim olmak ve sonra da hayatına, ruhunu koruyarak devam etmektir.

Kötülüğün kazandığına dair oluşan o yoğun his, insanın kalbini karartmasın. Çünkü karanlık güçlü değil, sadece çok gürültülüdür. Asıl güç, sessizce Allah’a dayanan ve kendini O’nunla koruyandır.


وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَكِيلًا

“Vekil olarak Allah yeter.”

(Nisâ Suresi, 81. Ayet)


وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

“Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”

(Âl-i İmrân Suresi, 122. Ayet)


إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”

(Bakara Suresi, 20. Ayet)


وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”

(Talâk Suresi, 3. Ayet)


إِنَّ وَلِىِّىَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ وَهُوَ يَتَوَلَّى ٱلصَّٰلِحِينَ

“Benim velim, kitabı indiren Allah’tır. O, salih kulların da velisidir.”

(A’râf Suresi, 196. Ayet)


إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟

“Şüphesiz Allah, iman edenleri savunur.”

(Hac Suresi, 38. Ayet)



26 Haz 2025

Allah’la Oyun Oynamak


Bütün perdeleri çektim.

Her yer zifiri karanlık.

Bir şey arıyorum.

Gözlerimi sımsıkı kapatıp, 

içimdeki ışıkla yürümeye koyuldum.


Bir çocuk gibi heyecanla.

Bir sevgili gibi sırdaşça.

Bir kul gibi iştahla. 

Ama bu defa

dua etmiyorum, ağlamıyorum,

secdede değilim.


Bu bir oyun.

Ben saklandım, O buldu.

O saklandı, ben duydum.

Ben çağırdım, O geldi

O çağırdı, ben uçtum.


Ve kazanan olmadı bu oyunda 

Çünkü ikimiz de vardık.

İkimiz de yârdık, 

Hem oynadık

Hem kazandık.


Bu defa tam teslimim.

İçimdeki O’na, kendimden çok güveniyorum.

“Beni sevdiğin kadar koru,” diyorum,

“Ve beni karanlığa hâkim kıl.”


-Olur çiçeğim.


25 Oca 2019

DUA

Bir gün bunları okumak isteyebileceğini ve buna sonuna kadar hakkın olduğunu düşünerek yazmaya karar verdim. Tabii ki kendi yazma ihtiyacımın da payı var bu kararı vermemde; ama inan hiç kolay olmadı.

Çünkü, korkuyorum ve bu korku başka hiçbir şeye benzemiyor. Seni 'de' kaybetmekten korkuyorum. Varlığını öğrendiğimde duyduğum korku gibi değil bu. Ya da şimdi ne yapacağım ne yapmalıyım korkusu gibi. Yaşadığım onca kötü şeyden, aldığım onca sert darbeden sonra, henüz hiçbirini tam anlamıyla geride bırakamamışken hatta daha net yazayım üzerinden sadece iki ay geçmişken geldin.