24 Eyl 2026

FİDAN DİNÇ -ÖZGEÇMİŞ

- Allah'ın Çiçeği Yazıyor - 


Fidan Dinç’in kitaplarla ilişkisi yedi yaşında başladı.


Kendisine küçük bir karton kutu buldu. Zamanla eline geçen kitapları içine koydu. Hâlâ en sevdiği kitaplık odur.


Evden sessizce ve bilinçli biçimde çıkar, köyün sonundaki muhtarlığa giderdi. Muhtarlığın içindeki tek raflık küçük kütüphaneden kitabını alır, yine sessizce eve dönerdi. Çoğu zaman ortalıkta kimse bulunmazdı.


Öğretmenleri zamanla onu kıyıda köşede yakalayıp kitap hediye etmeye, “aferin” demeye başladı.


Ortaokul yıllarında bir arkadaşının ablası, kitaplığından ödünç bir kitap seçmesini istedi. Fidan Dinç Sofie’nin Dünyası’nı seçti. Kitabın sahibi şaşırdı ama verdi.


İki gün sonra kitabı geri götürüp teşekkür etti.


“Okudun mu?” diye sordular.


“Okudum.” dedi.


Sonra evine döndü.


Okumuştu. Fakat tatmin olmamıştı. Aradığı kitap o değildi.


Sınavlarda kâğıdını çoğu zaman kısa sürede tamamlar, sessizce teslim edip sınıftan çıkardı. En yüksek notu aldığı ilan edildiğinde de bunu büyütmeden karşılardı.


Anadolu Lisesini kazandı. Uzak olduğu gerekçesiyle ailesi göndermedi. Bunun üzerine İskenderun Süper Lisesine kaydoldu.


Okul yıllarında bazı şeylerin kendisine söylenenden daha farklı olabileceğini sık sık düşündü. “Ayrıcalık” denilen şeyin ne olduğunu kendi içinde sorguladı.


Karakterini sevmediği bazı öğretmenlerin derslerine girmediği zamanlar oldu. Bazen o öğretmenlerden biriyle sokakta karşılaşırdı.


“Naber kaçak?” derdi öğretmeni gülerek.


Fidan Dinç tebessüm eder, yoluna devam ederdi.


Yolu çoğu zaman kütüphaneye ya da sahafa çıkardı.


İngilizce dersinden yüksek notlar aldı. Yıl sonu İngilizce dönem ödevinden tam puan aldı. Fakat konuşmaktan çok okumaya ve yazmaya yatkındı.


Yazdı.


Çok yazdı.


Lise yıllarında aradığı kitaplardan birini sonunda buldu:


Kur’an-ı Kerim.


Evde başka yatacak yer olmadığı için salonun ayak altında kalan bir bölümünde yatarken Kur’an’ı aşkla okur, özellikle sevgi ayetlerinin altını çizerdi.


Bu yönelimi nedeniyle şiddete de maruz kaldı.


Ama okumayı bırakmadı.


Üniversiteye hazırlık döneminde üç ayrı dershaneyi ücretsiz kazandı. Bunu çevresine anlatma ihtiyacı duymadı.


Rahmetli abisi Sedat Güler bunu öğrenince dershanelerden birine gitmesini istedi. Abisini sevdiği için gitti.


Matematik dersinin birkaç dakikası sonunda sessizce ayağa kalktı, eve döndü ve devam etmedi.


Dershanenin çalışma biçiminin kendisine uygun olmadığını düşünmüştü.


Üniversite sınavından çıktığında soranlara:


“Eh, işte. Fena değildi.”


dedi.


Coğrafyayı ders olarak hiç sevmedi. Dağları, denizleri ve gökyüzünü ezberlenecek başlıklar olarak görmek ona uzak geliyordu.


Onlara daha çok hayranlıkla bakıyordu.


Sonuçlar açıklandı.


Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı.


Bunu da hayatındaki bir başka durak gibi karşıladı.


Fidan Dinç çoğu zaman kendi yolunda ilerledi. Başarılarını büyütmedi, başkalarının sonuçlarıyla da kendisini tanımlamadı.


Ona kitap, defter, kalem ve bir bardak çay verildiğinde büyük ölçüde tamamdır.


Üniversite hayatını hem çalışarak hem okuyarak geçirdi.


Bu yıllarda bardakta mısır sattı, garsonluk yaptı, barmaid olarak çalıştı, diş fırçası pazarladı, anketörlük yaptı.


Yurt ortamına uyum sağlayamayınca kendisine iki göz bir gecekondu tuttu.


Bulunduğu yer pek çok insan için zor sayılabilecek bir yerdi.


Fidan Dinç memnundu.


Çünkü orası kendisine aitti.


Kapısını kapatınca sessizce oturabiliyor, çayını içebiliyor ve yazabiliyordu.


Üniversite yıllarında edebiyat alanında ödüller kazandı.


Osmanlıca dersine giren profesörün kendisine yönelik ırkçı tutumundan rahatsız olduğu için bir süre sonra derslere girmemeye başladı. Sınavlarının iyi olduğundan emin olduğu hâlde dersten tekrar tekrar kaldı.


Bunu uzun süre büyütmeden hayatına devam etti.


Profesörün vefatından sonra aynı dersi A1 ile vererek mezun oldu.


Fidan Dinç, Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu bir Türkolog olarak daha sonra çeşitli köklü eğitim kurumlarında eğitimci olarak görev yaptı.


Çalıştığı yerlerde öğrencilerle kurduğu ilişkiyi önemsedi. Kendisini rahatsız eden çalışma düzenlerinden, kişisel sınırlarını aşan kurumsal yapılardan ve kendisine uygun gelmeyen ortamlardan ayrılmayı tercih ettiği zamanlar oldu.


Özel dersler verdi.


Farklı meslek ve sosyal çevrelerden ailelerin çocuklarıyla çalıştı.


Ailelerin unvanlarından çok, karşısındaki çocuğun öğrenme süreciyle ilgilendi.


Çalıştığı aileler kendisini çoğu zaman teşekkür notları ve hediyelerle uğurladı.


Hediyeleri çoğu zaman birilerine verdi.


Notları sakladı.


Çünkü eşyanın kendisinden çok, yazılmış birkaç samimi cümleyi önemsiyordu.


Hayatı boyunca bir şey aradı.


Kitaplıklara baktı.


Sahaflara baktı.


İnsanlara baktı.


Sessizce bir oraya, bir buraya baktı.


Yakın geçmişte ise yıllardır aradığı şeye kendi ifadesiyle şu cevap geldi:


“Ben buradayım Çiçeğim.”


Böylece aradığı kişiyi de, kitabı da yeniden hatırladı.


Bugün Fidan Dinç, Bodrum’da yaşamını sürdüren bir anne olarak yazmaya devam etmektedir.


Okumaya devam etmektedir.


Sorular sormaya devam etmektedir.


Ve kendisini şöyle tarif etmektedir:


Allah’ın Çiçeği.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu blog, tartışma veya kişisel hesaplaşma alanı değildir.

Yazının diline, seviyesine ve sınırına riayet eden yorumlar yayımlanır.

Üstten konuşan, kişiliğe yönelen, yazının anlamını çarpıtan, sınırı aşan veya yalnızca rahatsız etmek amacı taşıyan yorumlar yayımlanmaz.

Yazıyla bağ kuramıyorsanız geçebilirsiniz. Her yazı herkese hitap etmek zorunda değildir.

- Allah'ın Çiçeği -