23 Ağu 2026

O BIRAKMAZ

Kur'an'ı okudukça insanın en çok hayran kaldığı şeylerden biri, Allah'ın kendini bize tanıtış biçimi oluyor.


O'nu tanımaya başladıkça korkudan çok hayranlık, hayranlıktan çok sevgi, sevgiden de öte bir yakınlık hissediyor insan.


Kur'an'da Allah'ın isimlerinden biri el-Vedûd'dur.


Vedûd, sadece "seven" demek değildir. Aynı zamanda sevilmeye en layık olan demektir.

Ne güzel bir isim...


Kur'an'da iki yerde geçer:

"...O, çok bağışlayandır, çok sevendir (el-Vedûd)." (Burûc, 85:14)


Dikkat edin...


Önce:

"Çok bağışlayandır."

Sonra:

"Çok sevendir."

Sanki kul, "Ama ben hata yaptım..." diyecek.


Allah ise önce:

"Bağışlarım."

Sonra:

"Hem de severim."

buyuruyor.


Bu sıralama beni her okuyuşumda hayrete düşürüyor.


Bir başka ayette Rabbimiz buyuruyor:

"O, her an bir iştedir." (Rahmân, 55:29)

Ne muhteşem bir ifade...


Yaratıyor.

Yaşatıyor.

İşitiyor.

Biliyor.

Affediyor.

Rızık veriyor.

Duaları işitiyor.

Kalpleri çeviriyor.


Hiç durmadan...


İnsan kendi hayatına bakınca bunu daha iyi fark ediyor.


Bir çiçeğin açması...

Bir bebeğin nefes alması...

Denizin dalgalanması...

Bir kuşun rızkını bulması...

Hepsi aynı anda O'nun "her an bir işte" oluşunun tecellileri.


Kur'an'da Allah şöyle buyuruyor:

"O, sizinle beraberdir; nerede olursanız olun." (Hadîd, 57:4)


Bu, Allah'ın yaratılmışlara benzemesi anlamında bir beraberlik değildir.

O, ilmiyle, kudretiyle, işitmesiyle, görmesiyle kulunu kuşatır.

Hiç bırakmaz.


İnsan bazen bıraktığını zanneder.

Ama O bırakmaz.


İnsanlık tarihi boyunca nefis de hep vardı.

Hz. Yusuf (a.s.) bunu şöyle ifade ediyor:

"Şüphesiz nefis, Rabbimin merhamet ettiği dışında, kötülüğü emreder." (Yusuf, 12:53)


Bugün nefis daha görünür hâlde.


Belki çağımızda onun çağrıları her an gözümüzün önünde.

Ama nefis yeni değil.

Rahmet de yeni değil.

Vedûd olan Allah da yeni değil.


Kur'an'da Allah'ın sevdiği kullar tek tek anlatılır.

Sabredenleri sever.

Adaletli davrananları sever.

Tevbe edenleri sever.

Temizlenenleri sever.

İyilik yapanları sever.

Yani Allah sevgisini rastgele dağıtmıyor.

Kime neden muhabbet ettiğini bize de bildiriyor.


Ve sonra insanın önünde bambaşka bir ufuk açılıyor:

"...Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler." (Mâide, 5:54)

Dikkat edin...

Önce:

"Allah onları sever."

Sonra:

"Onlar da Allah'ı severler."

Bu sıralama üzerine asırlardır tefekkür eden âlimler ve mutasavvıflar olmuştur.


İnsan, Allah'ı kendi gücüyle keşfetmiş gibi değildir.

O'nun lütfuyla...

O'nun rahmetiyle...

O'nun hidayetiyle...

Kalbi O'na döner.


Kur'an bunu başka bir ayette şöyle ifade eder:

"Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de kendisine iletir." (Şûrâ, 42:13)

Ve bir ayet daha:

"Eğer Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiriniz asla arınamazdı..." (Nûr, 24:21)


Bazen:

"Ben Allah'ı buldum."

diyoruz.

Daha doğru ifade şu:

"Allah beni kendisine çağırdı."


Gerçekten, önce O çağırıyor.

Biz de "Ben arıyordum." sanıyoruz.

Sonra dönüp bakınca fark ediyoruz ki...

Bizi hiç bırakmamış.


O zaman, insan kendi sevgisine bile başka gözle bakıyor.


O'nu sevebilmemizin sebebi, önce O'nun bizi sevmiş olmasıdır.


Ve insanın dilinden sadece şu cümle dökülüyor:

"O beni sevdi diye ben O'nu sevebildim."


İşte insanın aklı orada duruyor.


Allah'ın seni sevmesi...

Ne büyük lütuf...

Ne büyük ikram...


Yâ Vedûd...

Ne güzel bir isim...


Sevdiren de O.

Sevilen de O.


Ve kulunu sevgisinden mahrum bırakmayan da O.

🤍

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.