19 Eyl 2026

BEN DE BURADAYIM ÇİÇEĞİM

Çocuktum.

Ne zaman kirlense bir şeyler orta yerde,

ben Sana saklanırdım.

Ne küfürbaz ağızlar,

ne sevgisiz dudaklar,

ne öfkeli, hoyrat eller...

Kimse ve hiçbir şey durduramazdı Sana gelişimi.

Şimdiki gibi.

Bazen uçsuz bucaksız tarlalarda yürürdüm.

Bazen bana en yılgın hâlimde ikram ettiğin

dağ nergislerini toplardım çamurun içinde.

Bazen ağaçlara gider,

öylece otururdum gölgelerinde.

Susmuşum.

Bilmiyordum.

Ben kitap okurdum, biliyorsun.

Yazı yazardım.

Geçer bir kenarda oturur, düşünürdüm.

Kaybolurdum kendimde.

İnsanlar zorla çıkarana kadar beni oradan.

Sonra ilk fırsatta yine, yine

Sana gelirdim.

Hiç duymamışım Allah’ım, bu nasıl bir şey...

“Beni ilgilendirmiyor,” deyip yoluma bakmışım.

İstediğim Sen.

Aradığım Sen.

Bakındığım Sen.

Dikbaşlı demişler.

Hırçın demişler.

Kavgacı demişler.

Yabani demişler.

Demişler de demişler...

Sonra Sen beni içimden yürütüp ışığımı yaktıkça

öyle bakakalmışlar.

“Bizi dinlemedi,” demişler.

Beş dakikada kâğıdını bitirmiş.

Yüz almış.

Derste kitap okuyormuş.

Ne bir şey soruyormuş

ne kimseyle konuşuyormuş.

Yine yüz almış.

Üç dershaneyi ücretsiz kazanmış.

Kimseye anlatmamış.

Birine gitmiş.

Ders başladıktan beş dakika sonra çıkmış, eve dönmüş.

Bir daha da gitmemiş.

Ve hiç kimseye bir şey açıklamamış.

Ama Sen biliyordun.

Zaten güzel olan da bu ya...

Çiçeğin şov yapmaz.

“Ben” demez.

Dünyanın peşinde koşmaz.

Bakar.

“Burası çok geride,” der.

“Ben zaten biliyorum,” der.

Ve eve döner.

Ödüller kazanmışım.

Peşlerine düşmemişim.

Kimseden bir şey istememişim.

Bir kitap, bir masa...

Ve bana öğretilmeyen, dersine bile girmediğim şeyleri

başkalarına anlatmışım.

Okumuşum.

Bitirmişim.

Ama çalışmamışım.

Hiç duymamışım Vedûd...

Ne muhteşemsin.

Hiç de açıklama gereği duymamışım.

Ben oyun bilmem.

Yalan sevmem.

Hileden tiksinirim.

Art niyetten.

Başkasını hor görenden.

Uzağa giderim.

Zeytin ekmek yerim,

hamd ederim.

Anlamamışlar hâliyle...

Bense hiç durmamışım aslında.

Merkezim hep Sen.

Çocuk Fidan: Sen.

Ergen Fidan: Sen.

Kadın Fidan...

Yine Sen.

Ve bir gün içimde kaybolmuşum sevgilim,

içimde olduğumu bile bilmeden.

Nasıl derler?

“Hepiniz çok kötüsünüz.

Benim içimdeyse çiçekler var.”

Deyip şalteri kapatmışım.

Ve yanıma yine bir tek Seni almışım.

Öyle zarif,

öyle latif,

öyle Vedûd durmuşsun ki benimle...

Hayranım.

Hayranım...

Beni içimden büyüttün Sen.

Adım adım yürüttün Kendine.

O en güzel dizileri izlettin.

Ve olduğum yerde bile

hep yürüttün beni.

İzlerken hep söyledim:

“Ben şimdi buradayım.”

Bazen toy bir çocuğun öfkesinde

ruhumu canlandırdın.

“Ben buradayım.”

Sonra öfke geçti.

Genç bir kızın tutku dolu aşkında:

“Ben şimdi buradayım.”

Issız bir adaya düştüğümde mesela...

Ateşin içine girip

yanmadan değil,

basbayağı yanarak...

Ama küllerimle Sana doğrularak çıktığımda:

“Ben buradayım.”

Ejderhaların karşısına dikmişsin beni.

Göz göze bakmışım.

“Şimdi ben buradayım.”

Zamanı yakalatmışsın.

Ben içimden yürürken

ve sayarken adım adım:

“Buradayım.

Şimdi buradayım.

Burayı geçtim.

Buraya geldim.”

Sen de hep oradaymışsın.

“Ben de buradayım Çiçeğim.”

Senden başka kim öğretebilirdi zaten

insanın kendine içeriden varabileceğini?

Ve Senden başka kim doldurabilirdi

o kapanmayan boşluğu?

Zarafetinle.

İhtişamınla.

Kudretinle.

Ve o kudretle...

O akıl almaz kudretle...

Çiçeğine usulca,

incitmeden,

saygıyla dokunuşunla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu blog, tartışma veya kişisel hesaplaşma alanı değildir.

Yazının diline, seviyesine ve sınırına riayet eden yorumlar yayımlanır.

Üstten konuşan, kişiliğe yönelen, yazının anlamını çarpıtan, sınırı aşan veya yalnızca rahatsız etmek amacı taşıyan yorumlar yayımlanmaz.

Yazıyla bağ kuramıyorsanız geçebilirsiniz. Her yazı herkese hitap etmek zorunda değildir.

- Allah'ın Çiçeği -