11 Şub 2026

SEN BİLİRSİN ALLAH’IM

Hayat boyu, daha küçücük bir çocukken bile yediğimi içtiğimi saymaya kalkanların karşısında;

ben iç huzuruyla yiyip içtim.

Bir lokmayla, bir tabakla kalbimi kıran tek bir söz duyduğumda,

o yemeği sofraya geri bırakıp başka odaya geçtim.

Yani içeriye.


Çünkü doğup büyüdüğüm yer;

yemek için, para için insanların birbirini ezdiği, kırdığı, saldırdığı bir ortamdı.

Otuz sekiz yıl boyunca böyle yaşadım:

sakinlikle, keyifle, şükürle yedim içtim.


Tatmadığım, yemediğim hiçbir şey kalmadı.

Çünkü hepsini bana Allah sundu.

“Ben’den gelen bir lokma için kula minnet etmektense,

her defasında ‘o zaman ben bu lokmayı yemem’ dedin Çiçeğim.

Ben de insanların uğruna birbirini boğazladığı dünya nimetlerini

sana rahatça, iç huzuruyla yeme özgürlüğüyle sundum.”


Öyle de oldu.


Bu yüzden şimdi, yemekle birbirinize üstünlük kurma çabanıza

şaşkınlıkla bakıyorum.


Yemeği üreten sen değilsin, yapan sen değilsin, sunan sen değilsin.

Sadece yiyorsun.

Ve daha pahalısını yedim diye hava atıyorsun.


Bu ironiyi göremeyecek kadar nefsine esir olmuşsun.


O hâlâ benimle konuşuyor.

Bütün geçmişimi O’nunla konuşarak yaşadığımı,

dışarıdan gelen tek bir komutu bile ciddiye almadığımı

gösteriyor.


Şimdi geleceği de gösterecekmiş.

Ben de size gösterecekmişim.

El-Vedûd böyle buyurdu.


Ben de sizin gibi heyecanlıyım.

O her şeyi sonunu bilerek yazıyor.

Ben ancak O’nun bana verdiği kadarını yazabilir, bilebilirim.


“Hem yaz, hem yaşa Çiçeğim” dedi.

Ben de her zamanki gibi:

“Sen bilirsin Allah’ım” dedim.


Gerisi O'nun takdiri.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *