İçinden çıktığım şeye bakıyorum ve Sana nasıl şükredeceğimi bilmiyorum, El-Vedûd.
Bir insanı; zombilerin, ruh vampirlerinin tam ortasında,
ruhu, bedeni, aklı, zihni ve kalbi zerre zarar görmeden
otuz sekiz yıl boyunca ancak Sen yaşatabilirdin.
Oradan oraya savurur gibi görünüp, aslında koruyarak…
Yaptın da.
Zombiler, duygu istismarcıları, ruh vampirleri;
bir ömür boyunca sırtımdan üstünlük devşirmek için saldırmışlar.
Her seferinde Senin duvarlarına çarpıp yere düşmüşler.
Dışarıda fırtına kopuyormuş.
İçeride ben, keyfim ve kahyası sefa sürüyormuşuz.
Millet “TV’ye çıkacağım”, “daha güzel görüneceğim” diye
birbirini çiğnerken;
Sen beni sevgi için,
oğlum annesini iyi görsün diye
manuel bir yürüyüş bandında keyif alarak yürütmüşsün.
Üstüne bir de, dünyayı kasıp kavuran çağın dizilerini izletmişsin.
Ve bunların hepsini;
kimseye hava atmadan,
üstünlük taslamadan,
tek bir kalp bile kırmadan…
Sadece içimden geldiği için yapmışım.
Hiç kimseye de beni kırması için izin vermemişsin.
Beni bir daha insanların içine koyma.
Kendini aratmak için bile olsa istemiyorum.
Sen al.
Ne yaparsan yap, Benimle yap.
Ama bugüne kadar onlardan nasıl koruduysan,
nasıl koruduysan…
yine öyle koru.
Âmin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.