8 Ağu 2026

FİKRİM DE SEN, ZİKRİM DE SEN

İnsan dünyayı büyüttükçe yoruluyor. Allah’ın büyüklüğünü idrak ettikçe dünya küçülüyor.

Dünya aynı dünya aslında.

İnsanlar yine konuşuyor. Yarışlar yine sürüyor. Alkış, takdir, gösteriş, telaş…

Hepsi yerli yerinde duruyor.


Ama insan Allah’ın büyüklüğünü daha derinden gördükçe,

zihninde büyüttüğü birçok şey eski ağırlığını kaybediyor.


Kimse ilgimi çekmemiş.

Hiçbir yarış ilgimi çekmemiş.

Alkış…

Takdir…

Gösteriş…


Ben durmuşum sadece.

“Beni koşturmayın.” demişim.


Sessizlik…

Yalnızlık…

Kendinle kalmak…

Yazmak…

Düşünmek…

Müzik…

Kitap…

Gökyüzü…

Gece…


Bu, hayatı yaşamamış olmak değilmiş.

Aksine…

Gerçek hayatta tutulmakmış.

Sahteye bırakılmamakmış.


Allah…

O çağırmış.

Ben de hep gitmişim.


Şimdi dönüp bakınca daha iyi anlıyorum.


Ben de delirebilirdim.

Ortam müsaitti.

İnsanlar yalan söylüyordu.

Rol yapıyordu.

Kullanıyordu.


Ben Senin peşine takıldım.

Hep yaptığım gibi.


“Bu sesler değil.” dedim.

“Bu bakışlar değil.”

“Bu değil.”

“Bunlar değil.”


Ben de kaybolabilirdim.

Yollar karışıktı.

Her yer karanlıktı.

Ama kalan son gücümle, tartışmasız, Senin ışığına davrandım.


Bitmiştim ama bitmedim.

Tuttun.


Artık tutunacak hiçbir şeyim kalmamıştı. O yüzden kendimi tamamen Sana bıraktım.


Nasıl rahattım…

Nasıl bırakmıştım…

Allah ile yandım.

Ve elhamdülillah aşkla çıktım.


Zombilerin, vampirlerin, ne bileyim, Açlık Oyunları’nın içinden onurumla, gururumla çıkmışım gibi sevinçliyim.


Çünkü ben de değişebilirdim.

Ben de onlar gibi olabilirdim.

Ben de ruhumu kaybedebilirdim.


Ama kaybetmedim.

Benzemeden çıktım.

İçimdeki esas yeri teslim etmeden çıktım.

Onurumu başkasının eline bırakmadan çıktım.

Elhamdülillah.


Parka geliyorum. Bir kuş uçuyor. Yine kalıyorum öyle…

İnsan yapımı uçağa şaşırmıyorum. Yapmışlar işte, diyorum. Anlatılsa anlarım. Açıklaması var.

Ama kuş…


Canlı.

Ruhu var.

Kalbi atıyor.

Yavrusunu büyütüyor.

Sonra göğe yükseliyor.

Her gördüğümde yine hayran kalıyorum.


Astronomi bilmek gerekmiyor.

Fizik bilmek gerekmiyor.

Bazen sadece bakmak yetiyor.

Gökyüzüne…

Kuşa…

Güneşe…

Aya…

Denize…

Sonra insanın içinden yalnızca bir cümle geçiyor:


Allah’ım…

Ne kadar güzelsin.


Ben artık blogumda Senden başka bir konu istemiyorum. Çünkü hiçbir şey ve hiç kimse Senin kadar değerli değil.


İnsanlar gelir, gider.

Kitaplar okunur, biter.

Fikirler değişir.

Hayranlıklar söner.

Ama Sen…

Her gün yeniden hayran bırakıyorsun beni.


Bu yüzden kalemim de gönlüm de dönüp dolaşıp yine Sana geliyor.

Çünkü ben en güzel konuyu buldum.

En büyük aşkı tattım.

Allah…


Seni sevmek güzel, evet.

Ama daha güzel olanı…

Senin tarafından sevilmek.


El-Vedûd

El-Karîb

El-Latîf


Canım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.