16 Eyl 2026

OKULLARDAKİ EN BÜYÜK TEHLİKELERDEN BİRİ: ÖĞRETMEN–VELİ WHATSAPP GRUPLARI

Okullarda öğretmen–veli WhatsApp grupları ilk bakışta pratik bir iletişim aracı gibi görünüyor. Duyuru yapılacak, etkinlik bildirilecek, veli hızlıca haberdar olacak.

Ama iletişim kolaylaştıkça sınırlar da kolayca siliniyor.


Mesele yalnızca mesajın hangi saatte atıldığı değildir. Asıl sorun, okul iletişiminin zamanla velinin günlük hayatını, aile düzenini ve eşler arasındaki iş bölümünü etkileyen bitmek bilmeyen özel taleplere ve emir tonuna dönüşmesidir.

“Yarın bunu getirin.”

“Evde şunu yaptırın.”

“Bunu hemen gönderin.”

“Eksiksiz doldurun.”

“Derhal randevu alın.”

“Babanız gelsin.”

“Anneniz dönüş yapsın.”


Bir süre sonra veli, çocuğunun eğitimiyle ilgilenen yetişkin olmaktan çıkıp öğretmenin talimatlarını yerine getirmek zorundaymış gibi konumlandırılabiliyor.

Oysa veli öğretmenin astı değildir.

Veli kendi çocuğundan sorumludur. Öğretmeni memnun etmekten, rahatlatmaktan, duygusal olarak desteklemekten, iş yükünü üstlenmekten veya her çağrıya anında cevap vermekten sorumlu değildir.

ADALET HİTAPLA BAŞLAR

Türkiye’de hâkimlerin, savcıların ve kolluk görevlilerinin vatandaşa hitabında açık bir nezaket ve eşitlik standardı olması gerektiğini düşünüyorum.

Bir insan sanık olabilir. Müdafii olmayabilir. Hakkındaki suçlama sıradan, basit hatta toplum gözünde sevimsiz bir suçlama olabilir.

Ama o insan yine de insandır.

Bu nedenle mahkeme salonunda, savcılıkta veya kollukta kişiye yalnızca “sanık”, “şahıs”, “kadın”, “adam” diye mesafeli ve kişiliksiz bir biçimde seslenmek yerine mümkün olduğunca “Ayşe Hanım”, “Muhammed Bey”, “hanımefendi”, “beyefendi” gibi insan onurunu koruyan bir hitap standardının yerleşmesini önemsiyorum.

Buradaki mesele hâkimin, savcının veya polisin vatandaşla samimi olması değildir.

Mesele ayrıcalık hiç değildir.

Mesele, karşısındaki kişiyi kendisiyle insanlık bakımından eşit görmesidir.

15 Eyl 2026

NE DELİ NE DAHİ / ALLAH'IN ÇİÇEĞİ

Seninle yeniden gülmek öyle güzel ki😄

Sana deli diyecekler Çiçeğim, takma kafana dedin dediler.

Senden rapor isteyecekler Çiçeğim, git de al dedin istediler. Gittim aldım.

Seni kafalarında yerleştirdikleri bir şablon var ve hep ordan tetiklemeye çalışacaklar ama sen susacaksın Çiçeğim dedin, çalıştılar. Ben de sustum ve baktım😁

Bazen canın çok yanacak, çünkü kalbin kötülükle kastla art niyetle ilk kez bu kadar yakınlardan temas edecek ama geçecek Çiçeğim dedin, bazen canım çok yandı... Ama geçti.

ADALET SİSTEMİNDE YAPILMASI GEREKEN SOMUT DÜZENLEMELER

Bugün bu ülkenin en büyük eksiği adalet.

Bu toplum zeytin ekmek yer, Allah’a hamd eder. Ama onuru, şerefi, haysiyeti söz konusu olduğunda duramaz.

Ve bu çoğu zaman görünürde basit şeylerle patlak verir.

Yaşadığı yerde kolluğun, savcının, hâkimin görmediği; yok saydığı; ezdiği birey… Yaşadığı haksızlıkları, sınır ihlallerini, uğradığı muameleyi anlatacak ve dikkate aldıracak yer bulamayan vatandaş… Bir noktada en küçük sınır ihlaline bile orantısız tepki verir ve bu kez suçlu olur.

YAZDIM / ALLAH’A KONUŞTUM

Bir ömür yazmışım.

Kim yazdırmış beni? Neden yazmışım? Bilmiyorum.

Daha küçücük bir çocukken köye gelen tek raf kitabı “kütüphane” diye koyduklarında, “gitme” dedikleri hâlde bütün köyü baştan başa yürümüşüm.

Nerede, kimde kitap varsa kalbim oraya akmış. Okumuşum değil; içmişim kitapları.

Ama hayranlıkla değil.

“Bu değil. Bu değil. Bu da değil. Bunlar değil.” diye yana yakıla arayarak.

Okudukça yazmışım.

Çünkü konuşulanlar bambaşkaymış ve hiçbir zaman ilgimi çekmemiş.

Kim kime ne dedi, kim ne yaptı, kim ne aldı, ne giydi, ne yedi… Kimin çocuğu, kimin ailesi, kimin bilmem nesi…