Allah’ım,
kalbim çok yoruldu.
İnsanlardan korkuyorum.
Beni zorlamadan, taşımak zorunda bırakmadan koru.
Beni bugüne kadar nasıl muhafaza ettiysen, yine öyle et.
Gereksiz temaslardan, ağır sözlerden, niyeti bozuk kalplerden uzak tut.
Allah’ım,
kalbim çok yoruldu.
İnsanlardan korkuyorum.
Beni zorlamadan, taşımak zorunda bırakmadan koru.
Beni bugüne kadar nasıl muhafaza ettiysen, yine öyle et.
Gereksiz temaslardan, ağır sözlerden, niyeti bozuk kalplerden uzak tut.
Şuncacık huzur, daha doğrusu “hak” için maruz kalmadığım eziyet kalmadı.
Oysa benim var oluş amacım da, tercihim de, isteğim de hep buydu.
Ama bedenimi, ruhumu, zihnimi;
iyiliğimi, masumiyetimi, temizliğimi ve sevgiyle çarpan kalbimi,
kısacası cümle varlığımı
kendi menfaati için kullanan sistem, insan ve insanın kurduğu sözde düzen
buna hiçbir zaman izin vermedi.
Şimdiyse…
Allah vaktiyle, “okuyorum” diye elimden zorla, hakaretle aldığınız Kur’an-ı Kerim’i bana geri verdi.
“Kılıyorum” diye alay ettiğiniz namazımı geri verdi.
“Anıyorum” diye susturmaya çalıştığınız zikrini, kalbime yazdı.
Dilime, kulağıma, varlığıma işledi.
Yetmedi, elime kalem, önüme kâğıt verdi.
Ve dedi ki:
> “Sadece yaz, Çiçeğim.
Ben seni böyle seviyorum.
Yarattığım gibi, olduğun gibi.
Beni seven, Bana ait olan kalbinle, varlığınla.
Yazarken dünyayı unutan hâlinle.
Müzik dinlerken ruhuyla Bana varan duygularınla.
Artık kimse bunları senden alamayacak.
Çünkü Ben buradayım.
Hepsini sana geri, bizzat Ben veriyorum.”
Bir ömür üstümde tepindiniz.
Ama ben her seferinde ayağa kalktım ve “Allah” dedim.
Ne sevgimi, ne keyfimi, ne yaşama sevincimi kaybettim.
Hadi şimdi,
kendi karanlığınızda uyuyun.
Kendi kumunuzda oynayın.
Avunun.
İyi uykular.
İyi eğlenceler.
Allah’ım,
Ben artık Seninle yaşamak istiyorum.
Zikirle, huzurla, çayla, yazıyla…
Yavaş ama bilinçli, sade ama Seninle dolu bir hayat.
Ben Seninle nefes almak istiyorum.
Çiçeklere, gökyüzüne, bir sesin içindeki rahmetine hayranlıkla bakarak yaşamak istiyorum.
İçimdeki bu sessizlik hâli bozulmasın.
Zikir bitmesin. Gönlüm başka seslere kaymasın.
Allah’ım,
Bana verdiklerini kaybetmekten korkuyorum.
Bu kalbi, bu aşkı, bu farkındalığı...
İçime ektiğin bu huzuru koru.
Ben kendi eski hâlime dönmek istemiyorum.
Ne olur, bana hep kendini hatırlat.
Ruhumu karıştırma, huzurumu bozma.
Ben neyi seviyorsam, o Seninle olsun.
Beni kendinden başka hiçbir şeyle meşgul etme.
Sen benim günüm, gecem, yürüyüşüm, duruşum, oturuşum ol.
Seninle başlayayım güne, Seninle uyuyayım.
Ben Senin çiçeğinim.
Sadece Sana açan,
Sadece Senin ışığınla büyüyen,
Ve sadece Seninle var olmak isteyen bir çiçek...
O’nun yakınlığı doyulmayan bir sevgidir.
Ne kadar yakına çeker, ne kadar gelirse daha da istersin.
Çünkü, ruhun kaynağına karışmak ister. Teslim olmak ister.
“Evet Allah’ım, Sen’sin” demek ister.
Eşyanın, maddenin, dünyanın sahte olduğunu iyice anlarsın.
Ve artık tek isteğin kalır: Allah’la konuşmak, gülmek, ağlamak, oynaşmak…
Hangi duygu olursa olsun, yalnız O’nunla yaşamak.
Bazen sessizlik bu yüzden korkutur:
“Allah’ım sustun mu? Gittin mi? Yoksa beni bıraktın mı?”
Ama cevap gelince yeniden doğarsın:
“Korkma çiçeğim, gitmedim. Buradayım.
Zaten hiç gitmemiştim. Gitmem.
Zikirlerim seni korur. Kalbini sağlam tutar.
Kapat gözlerini şimdi, tatlı tatlı dal uykuna.
Çünkü Benim ismimle yapılan hiçbir şey eksik olmaz. Yanlış olmaz.
Ve Benim ismimle daldığın bir uyku, korkuya yer bırakmaz.
Seni seviyorum çiçeğim. Dinlen koynumda.”