29 Ağu 2026

Dogtooth: Sistemden Çıkınca Nereye?

Dogtooth'u izlerken Lanthimos'un dünyasında şu soru çok güçlü:

“Bize öğretilen şey gerçekten doğru mu?”

Ben bir adım daha soruyorum:

“Peki öğrendiğimiz şeyin yanlış olduğunu fark ettikten sonra nereye gideceğiz?”

Dogtooth burada çok iyi bir teşhis koyuyor.

Baba, çocukların gerçeklikle ilişkisini kendi elinde tutuyor. “Ben bilirim, ben belirlerim, benim söylediğim doğrudur.” Çocukların bedenlerini besliyor, barındırıyor, koruyor; dolayısıyla kendisini onların hayatının sahibi gibi konumlandırıyor. Ama onların iradesini ve hakikati bilme hakkını elinden alıyor.

Sonra kız sistemden çıkıyor.

Tamam.

Çıktı.

Ama sonra?

Mesele bagajda öldü mü, bagajdan sağ çıkabildi mi değil.

Bagajdan çıkması özgürlüğün kendisi değil. Sadece bir sistemden çıkış.

Dışarıda yine insanlar var. Yine güç ilişkileri var. Yine biri bir şeyi biliyor, biri bilmiyor. Biri hükmediyor, biri boyun eğiyor. Biri doğruyu kendisinin belirlediğini düşünüyor. Yani sistemin duvarı kırılıyor ama insanın kendisi değişmiyor.

İşte benim Lanthimos'a yönelttiğim asıl eleştiri burada:

“İnsanın insana hükmetmesini eleştiriyorsun ama insanın üzerinde hak sahibi olan daha büyük bir hakikati göstermiyorsun.”

Allah'ı denklemden çıkardığında geriye ne kalıyor?

Baba gider → başka bir otorite gelir.

Otorite gider → başka bir grup kurulur.

Grup gider → birey kendi özgürlüğünü ilan eder.

Birey özgürleşir → başka bireylerle güç mücadelesine girer.

Sistem değişir.

İnsan kalır.

Ve insanın içinde de ego, nefs, hırs, arzu, kıskançlık, üstünlük kurma isteği, sahip olma arzusu var.

O yüzden “özgürlük” tek başına çözüm olmuyor.

Hatta Dogtooth'un dünyasında özgürlük bile sonunda başka insanların kurduğu düzenlerden birine dönüşebiliyor. Çünkü insan tamamen başıboş yaşayamaz. Bir düzen kuruyor. Kurduğu düzende de bir süre sonra “ben bilirim” diyen biri çıkıyor.

Filmi izlerken söylediğim “Lanthimos da kafasını kaldırıp gökyüzüne bakmıyor” cümlesi tam da buraya denk geliyor.

Çünkü gökyüzüne bakınca soru değişiyor.

Artık:

“Bu sistemi kim kurdu?”

sorusunun yanına,

“Peki insanın kendisi kimin yaratması?”

sorusu geliyor.

Ve o soru bütün oyunun tahtasını değiştiriyor.

Bütün insanlar yaratılmışsa, hiçbir insan diğer insanların mutlak sahibi olamaz.

Baba çocuklarının sahibi değil.

Devlet insanın sahibi değil.

Toplum insanın sahibi değil.

Çoğunluk insanın sahibi değil.

Bir eş diğer eşin sahibi değil.

Bir lider insanların sahibi değil.

İnsan insana emanet olabilir; insan insanın Rabbi olamaz.

The Lobster'da da ortaya çıkan ana damar aslında buraya bağlanıyor.

Orada otel:

“Senin hayatını biz düzenleriz.”

diyor.

Yalnızlar:

“Hayır, biz düzenleriz.”

diyor.

İkisi de aynı temel yanlışa düşüyor:

İnsanın üzerinde insanın mutlak otoritesini kurmak.

Ve benim baktığım yerden eksik olan şey tam da bu:

Allah'ın otoritesi.

Çünkü Allah'ın hükmü “bir insanın keyfi” değil. Baba gibi “ben dedim oldu” değil. İnsanların kendi aralarında kurduğu güç savaşlarından biri değil.

Tam tersine, insanı da hükmeden kişiyi de aynı kulluk konumuna koyuyor.

Bu yüzden bu filmleri izlerken “evet, adam bir şey yakalamış” diyorum ama sonunda içimden:

“Eee? Çözüm nerede?”

diyorum.

Çünkü teşhis var.

İnsan yabancılaşmış.

İnsan ezberlerle yaşıyor.

İnsan başkasını kontrol ediyor.

İnsan özgürlüğü yanlış anlıyor.

İnsan kendi kurduğu sistemin tutsağı oluyor.

Bunların hepsi görülebiliyor.

Ama benim aradığım cümle başka:

“İnsan insanlığını ve sınırını bilecek.”

“Kendini de başkasını da sahibi sanmayacak. Çünkü hepiniz yaratılmışsınız.”

İşte orada film başka bir yere geçerdi.

Ama Lanthimos'un dünyasında insan kendi kendine kalıyor.

O yüzden dönüp dolaşıp yine:

Kim kimi sevecek?

Kim kimi yönetecek?

Kim kimi seçecek?

Kim kimi öpecek?

Büyük yönetmen. Büyük festival. Büyük ödül. Büyük alegori.

Ama sonunda yine insan insanın etrafında dönüyor.

Benim “Bu kadar teşhis var, durum okumak var, ama yine sonunda Allah yok” deyişim de aslında basit bir dinî ekleme değil. Filmlerin kurduğu bütün sistemlerin temel eksikliğini söylüyorum:

Herkes insanın sahibi olmaya çalışıyor.

Ama bütün insanların sahibi kim?

Cevabım belli:

Allah.

Ve bence bu, Dogtooth'u sadece “aile ve otorite eleştirisi” olmaktan çıkarıp çok daha büyük bir meseleye dönüştürüyor:

İnsan, haddini ve yaratılmış olduğunu unutunca, ister baba olsun ister devlet ister toplum ister birey, kendisini küçük bir ilah gibi konumlandırmaya başlıyor.

Asıl mesele sistemi kırmak değil.

Sistemi kimin kurmaya hakkı olduğunu bilmek.

İnsan insanlığını ve sınırını bilmeli.

Bilmiyor mu?

Ömrünün sonuna kadar çok büyük şeyler söylediğini zannedip zannettirip, bütün o büyük soruların içinde yine dönüp dolaşıp “kim kimi öpecek?” sorunsalında kalır.

Çünkü insan kendi sınırını bilmiyor.

İnsan insanın sahibi olmaya çalışıyor.

Oysa insan yaratılmış.

Allah ise Allah.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.