Bana ise Astapor sahnesinden beri bazı şeyler rahatsız edici geliyordu.
Lekesizleri almak için ejderhasını verecekmiş gibi anlaşma yapıyor.
Sonra bir anda “Ejderha köle değildir” diyor.
Dracarys.
Adam yanıyor.
Lekesizler onun oluyor.
Seyirci coşuyor.
Ama ben o sahnede coşamamıştım.
Çünkü aklıma ilk gelen şey şuydu:
Madem ejderha köle değildir, bunu en başta söyleseydin.
Yapılmazdı.
Demek ki karşı tarafın anlaşmayı kabul etmesini sağlamak için bilerek başka bir izlenim verilmişti.
Kraznys iyi biri değildi.
Köle ticareti yapıyordu.
İnsanlara korkunç şeyler yapıyordu.
Ama bir insanın kötü olması, karşısındaki kişiye sınırsız hüküm verme hakkı verir mi?
Bence vermez.
Asıl mesele burada başlıyor.
Adalet dediğimiz şey, “Ben onun kötü olduğuna karar verdim, o hâlde cezasını da ben belirlerim” değildir.
Hele ki bu karar anlık öfkeyle, tek kişinin iradesiyle ve geri dönüşü olmayan bir şiddetle uygulanıyorsa, buna adalet demek daha da zorlaşır.
Çünkü insan hata yapar.
Eksik bilir.
Yanlış anlar.
Öfkelenir.
İntikam duygusuna kapılır.
Kendi haklılığına fazla inanabilir.
Bu yüzden hukukta yalnızca suçlama yoktur.
Savunma vardır.
Delil vardır.
Tanık vardır.
İtiraz vardır.
Yargılama vardır.
Bazı sistemlerde jüri vardır.
Kararın tek bir kişinin anlık öfkesine bırakılmaması için katmanlar vardır.
Çünkü bir insanın hem suçlamayı yapan, hem hükmü veren, hem de cezayı uygulayan kişi olması çok tehlikelidir.
Daenerys’te beni rahatsız eden şey de zamanla buydu.
Mirri Maz Duur’u ateşe vermesi.
Qarth’ta Xaro ve Doreah’ı kasaya kapatması.
Astapor’da anlaşmayı hileyle kurup Kraznys’i ejderhasına yaktırması.
Her seferinde karşısındaki insanların kötü tarafları vardı.
Ama her seferinde Daenerys’in kendi hükmüne olan güveni de biraz daha büyüyordu.
“Ben doğru taraftayım.”
“Ben adaleti temsil ediyorum.”
“Ben kimin suçlu olduğunu biliyorum.”
“Ben cezanın ne olması gerektiğini de biliyorum.”
İşte bence tehlikeli olan tam olarak buydu.
Çünkü insanın kötü olmasıyla, ona ne yapılacağı aynı mesele değildir.
Bir kişinin suçlu olduğunu düşünmek başka şeydir.
O kişiyi yargılamak başka şeydir.
Cezasını belirlemek başka şeydir.
Cezayı infaz etmek ise bambaşka bir şeydir.
Bunların hepsini tek elde topladığınız anda adalet, çok kolay biçimde kişisel hükme dönüşür.
Daenerys’in yolu da bana göre böyle ilerledi.
Önce intikam.
Sonra ceza verme hakkını kendinde görme.
Sonra iyi bir amaç uğruna hileyi meşru sayma.
Sonra kendi adalet anlayışını, adaletin kendisi zannetme.
Ve sonunda karşısında yalnızca “kötüler” değil, kendi hükmüne boyun eğmeyen herkes kalmaya başladı.
Bu yüzden dizinin finali bana artık tamamen havadan gelmiş görünmüyor.
İşaretler vardı.
Belki son kırılma çok hızlı anlatıldı.
Belki birkaç sezon daha yavaş işlenebilirdi.
Ama tohumlar önceden atılmıştı.
Daenerys’in trajedisi yalnızca “delirmesi” değildi bence.
Daha erken başlayan bir şey vardı:
Kendi vicdanını, kendi hükmünü ve kendi öfkesini adaletin yerine koymaya başlaması.
Ve insan ne kadar iyi niyetli olursa olsun,
ne kadar güçlü olursa olsun,
ne kadar haklı olduğuna inanırsa inansın,
adalet tek kişinin içinden geçen şey olamaz.
Çünkü adaletin en temel şartlarından biri şudur:
Kararı veren kişi de sınırlandırılmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu blog, tartışma veya kişisel hesaplaşma alanı değildir.
Yazının diline, seviyesine ve sınırına riayet eden yorumlar yayımlanır.
Üstten konuşan, kişiliğe yönelen, yazının anlamını çarpıtan, sınırı aşan veya yalnızca rahatsız etmek amacı taşıyan yorumlar yayımlanmaz.
Yazıyla bağ kuramıyorsanız geçebilirsiniz. Her yazı herkese hitap etmek zorunda değildir.
- Allah'ın Çiçeği -