7 Ara 2014

YAKALAMAÇ


Daha dün dut ağacının ilk yemişlerini toplayabilmek için güneşle en çok haşır neşir olmuş dallarda, düşmekten hiç korkmadan sincap misali dolanıyorduk. Dün mü dedim? Yok yok az önceydi. Yüksek bir yerden düşerken için bir tuhaf olur hani, ağzını açsan içine attığın her şey dökülecekmiş gibi. Tırmanmanın bedelidir o düşüş. Güvende olmak istiyorsan gövdeye yapışırsın. Gövdeden uzaklaştıysan düşmeyi de göze aldın demektir.

Biz de düştük elbette. Bedeli ödenmemiş bir güneşe uzanmak ne haddimize? Her çıtırtıda toprak anaya biraz daha sokularak, her sızıda yeni bir şey öğrenerek düşmekten. Sonra… Sonra boylu boyunca uzandığımız o yerde bir baktık ki ne çok şey yaşamışız… Dut ağacından mı düştük bir ömür mü geçirdik belli değil. 

Ah be zaman… Sen ne yalancı şeysin. Akreple yelkovanın oynadığı yakalamaçta bizim ne işimiz var? Güneşin bıkmadan doğuşunda her sabah, her akşam aynı inatla batışında… Ayın on iki halinde, yılların yılları asırların asırları kovaladığı izbe suç mahallinde… Seninle çok yerde olmaya çalışıp hiçbir yere varamıyoruz. Dert misin deva mısın anlamıyoruz. Bir bakıyoruz annesin, düşmansın bir bakıyoruz…

Zamanımızı çalmış gibisin zaman. Olduğumuzla olmak istediğimiz ne yer ne yar ne vakit aynı. İnce dallar arasından bugüne ne kadar geçti? Saatime baktım da neredeyse şimdi imiş. Birkaç dakika önceymiş ne kadar da önceymiş…


Senin neyin var zaman? Düşerken ağzımı mı açtım neden böyle dökülüyorsun…

4 yorum:

  1. Hayatın bize oynadığı en büyük oyun, zaman.. :)

    YanıtlaSil
  2. Mailine bakar mısın :) önemli bir sey yazdim da

    YanıtlaSil
  3. Vaay ağaçtan mı düştük bir ömür mü geçirdik çok güzel.

    YanıtlaSil
  4. O düşüşü çok iyi bilirim.Sanki beni anlatmışçasına yazılmış kendimden çok şey buldum ah bu zaman kiminle oynamadı ki.Kimine dert kimine deva.....

    YanıtlaSil