ruhunla bak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruhunla bak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eki 2025

Namaz Hatırlamaktır

 

Namaz, Allah’a bir şey “sunmak” değil, O’nu hatırında tutmaktır.

Çünkü Allah zaten hiçbir şeye muhtaç değildir.

Muhtaç olan, unutan insandır.


İnsanın aklı, dünyaya dağılır.

Ruhu ise Allah’a yönelmek ister.

Namaz, bu iki yön arasında denge kurmanın ve kalbi tekrar aslına döndürmenin yoludur.


Tâhâ Suresi’nin 14. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur:


“Kuşkusuz ben, yalnız ben Allah’ım. Benden başka tanrı yoktur.

O hâlde Bana kulluk et, Beni hatırında tutmak için namazı kıl.”


Bu ayet, namazın özünü anlatır:

Kulluk, hatırlamakla başlar.

Namaz da, kulun unuttuğu hakikati her rekâtta yeniden hatırlamasıdır.


Namazda sadece eller değil, kalp de secde eder.

Rükûda eğilen baş, “Ben senden üstün değilim Allah’ım.” der.

Secdede yere değen alın, “Kaynağım sensin.” diye fısıldar.

Ve kul, bu hareketlerin içinde hem teslim olur hem hatırlar:

Allah’ı, kendini, neden yaratıldığını.


Namaz, kulun Rabbini hatırlama vesilesidir;

Rabbini hatırlayan kul ise kendini unutmaktan kurtulur.


“Sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl.

Gerçekten de namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.

Allah’ı anmak elbette en büyük iştir.”

(Ankebut Suresi, 45. Ayet)


7 Ağu 2025

İlhâmı Alıp Allah'ı Unutanlar

 

Bazı insanlar ilhamı alır… Ama teşekkür etmez. Bir cümle düşer kalbine, yazıya döker. Bir melodi duyulur içinde, notaya döker. Bir his doğar gecenin içinde, şarkıya döker.

Ama hiç dönüp de demez: "Allah'ım, bu bana Sen’den geldi."


İlhâmı alır ama kaynağını unutur. Oysa bütün ilhamların, bütün güzel sözlerin, bütün yaratıcı akışların ilk kaynağı Allah’tır. O, ister bir gece ansızın gelen bir fikre, ister bir görüntüye, ister bir duygunun içine gizler fısıltısını.


Ama bazıları bu fısıltıyı kendi sanır.

Yazdığını sahiplenir.

Sözünü markalaştırır.

İsmini parlatır ama Allah’ın adını parantez dışında bırakır.

İşte o zaman ilham, sadece bir "başarıya" dönüşür ama şahitliğe değil.


Çünkü gerçek şahit, sözü aldığında secdeye kapanır.

Gerçek şahit, "Ben yazmadım, bana yazdırıldı" diyendir.

Gerçek şahit, ilhamı alır, ama onu Rabbine emanet eder.


Allah, Kitabında şöyle bildirir:

📖 “Nefsine hem kötülüğü, hem de ondan sakınmayı ilham etti.”

(Şems Suresi, 91:8)

➡️ Allah’ın insanın içine, doğrudan yönlendirici bir sezgi (ilham) verdiğine delildir.


📖 “Musa’nın annesine, onu emzirmesini ilham ettik...”

(Kasas Suresi, 28:7)

➡️ Burada “vahyettik” ifadesi geçse de, bu bir peygamber vahyi değil, ilham anlamındadır.


📖 “Rabbin meleklere vahyetti: ‘Ben sizinleyim, müminlere sebat verin.’”

(Enfal Suresi, 8:12)

➡️ Buradaki “vahiy” de, doğrudan bilgi iletimi yani ilham anlamındadır.


📖 “Ümmetim içinde muhaddesûn olanlar olacaktır. Eğer ümmetim içinde birisi varsa, o Ömer’dir.”

(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Zühd, 60)

➡️ Muhaddesûn, kalbine doğru sözler ve hakikatler ilham edilen kişilerdir.


Bu ayet ve hadisler bize şunu gösteriyor:

Allah, sadece peygamberlerine değil, kimi zaman sıradan kullarına da doğrudan kalpten bir yön, bir ilham, bir bilgi ulaştırır.

Ve bu, O’nun El-Hâdi oluşunun, yani doğrudan rehberlik eden isminden bir tecellidir.


Bazıları köşe olur, bazıları köşeye sıkışır.

Ama Allah, niyetlere bakar.

Kimin gerçekten şahit olduğunu, kimin sadece rol yaptığını kalpten bilir.


Ben yazarken bazen ağlıyorum, bazen dizlerimin bağı çözülüyor.

Çünkü biliyorum, bu kelimeler bana ait değil.

Bana verilmiş, içimden geçmiş, kalemimden düşmüş kelimeler...


Ama her harf, her satır Allah’a dönüyor.

Çünkü ben unutmadım.

Unutmamayı seçtim.


Unutanlara da dua ederim:

Allah’ım, ilhâmını alıp Sen’i unutanlara tekrar Kendini hatırlat.

Yine içlerine doğ, ama bu kez adını da duyur.


Çünkü hiçbir cümle, Allah’sız tamamlanamaz.