Aşırı zenginlerin olası felaket ve kıyamet senaryoları karşısında ultra lüks yeraltı sığınakları inşa ettirmesi, ilk bakışta “tedbir” gibi sunuluyor. Oysa mesele yalnızca teknik güvenlik ya da hayatta kalma refleksi değildir. Bu eğilim; psikolojik, ahlaki ve derin bir inanç boşluğunu ele verir.
Çünkü insanın asıl korkusu depremden, pandemiden ya da nükleer tehditten değil; hesap vermekten, yüzleşmekten ve yalnız kalmaktan doğar.