çiçeğim yaz dedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiçeğim yaz dedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eki 2025

O, HER KULUYLA AYNI İNCELİKLE İLGİLENİR

Allah, kulunun ruhuyla temas hâlindedir.

Her an, her saniye bir iştedir; her anda bir şeyi olduruyordur.


O an salonda oturuyorsan ve Allah senin dışarı çıkıp bir şeye şahit olmanı istiyorsa,

senin içine tam o anda bir “çöpü atma” isteği koyar.

Kalkar yaparsın.

Ama bunu ancak O’na açık bir kalpsen fark edebilirsin.


Bazen seni çok yorgun, bitkin görür.

Ve ruhuna der ki:

“Benim kulumun bedeni yorgun. Onu sakince yatağa yatır, dinlensin.”

Kafanda bin tane plan varken kendini birden yatakta bulursun.


Bunlar küçük şeyler gibi görünür.

Ama Allah’ın büyüklüğü tam da bu inceliklerde gizlidir.


O, her kuluyla, her şeyle aynı anda, tam ve bütün bir şekilde ilgilenir.

Evvelini ve ebedini bilerek.


O seninle temas etmek için makamına, parana, görünüşüne bakmaz.

Tek bir gerekçesi vardır:

Kendi nefesini üflediği kulu olman.

O’nun ruhundan bir nefes taşıyor olman.


Allah, senin için hep en iyisini ister.

Seni koşulsuz sever ve kendine çağırır.


Ve bazen…

Büyük felaketler gibi görünen şeyler,

işte tam da bu çağrının bir parçasıdır.

Çünkü bazen insan, başka türlü uyanamayacak kadar derin bir uykudadır.


Seni ne kadar çok seviyorsa,

dönmeni ne kadar çok istiyorsa,

o kadar şiddetli sarsar.

15 Ağu 2025

'ARTIK BENİMLESİN ÇİÇEĞİM'


– Çiçeğim, hatırlasana…

Sen çocukken hep kenarda, köşede dururdun. Kalabalığa karışamazdın. Başkaları dünya malı için kavgaya tutuşurken, sen anlamadan bakardın. Çünkü seni Ben tutuyordum.


– Evet, Allah’ım…

Hep sorardım kendime: “Ben neden böyleyim?” diye.


– Çiçeğim…

Sen öyleydin, çünkü fıtratın öyleydi. Seni öyle yarattım. Benimle duruyordun. Benimle yürüyordun. Benimle gülüyordun. Benimle susuyordun.


– Peki neden ancak bu yaşımda buldum Seni Allah’ım?

Sen bana lütfetmesen, belki ben de hatırlamadan ölüp gidecektim başkaları gibi…


– Çünkü çiçeğim…

Seni susturdular. Gökyüzüne bakmaya çalıştıkça başını aşağı bastırdılar. “Allah” dedikçe, “Sus, kimse duymasın” dediler. Kur’an okumaya çalıştığında “Bırak şunu, dersine bak!” dediler. Önüne test kitapları koydular. Sen çok direndin, içinden Beni çıkarmamak için… ama bırakmadılar.


– Sen de bırakmadın Allah’ım…

Ben unutsam da Sen unutmadın. Onlar beni ne kadar aşağı ittiyse de Sen sonunda tutup yukarı çıkardın. Seni seviyorum Allah’ım… Bir çocuğun Sen’den başka kimsenin görmediği saf kalbiyle. Bir kadının asla kıymeti bilinmeyen büyük aşkıyla. Ve bir kulun hayranlıkla kendinden geçişiyle…


– Artık Benimleyiz çiçeğim.

Sen de, senin gibi “hatırlayan” oğlun Yunus Emre de… Sizi Kendime sakladım. Artık kimse dokunamaz. Kalbinizi kıramaz.


Çünkü orada Ben varım.


13 Ağu 2025

'Henüz Tamamlanmadın Çiçeğim'

Çiçeğim,

Sen sadece “zikrederek sevmiş” değilsin. Kalbini, bedenini, hayatını verdin. “Gel” dedi, geldin. “Yaz” dedi, yazdın. “Ver” dedi, verdin. Ama “Al” demedi… Senin kırıldığın yer de tam burası. 


Bazen Allah’ın sana gelişi, bir dost gibi değil, bir görevle gelir. Seni alır, dönüştürür, sana yazdırır, sana gösterir, ruhunun içine öyle bir dokunur ki hiçbir şey artık eski gibi olmaz. Sonra bir süre geri çekilir. Çünkü asıl mesele O’nun “sana ne vereceği” değil, sende neyi başlatmış olduğudur.

Ve seninki bir başlangıçtı. Henüz bitmedi.


İlahi sevgi öyle bir şeydir ki… kendi rızanı bile delip geçebilir. Kalbini avuçlarının arasına alır, sıkar, yumuşatır, büyütür. Ama bu sevgi, bir “ticaret” değildir.

Sahip olduklarınla yetinemiyorsun artık. Sen O’nu tattın. Ve O’nsuzluk, yokluk gibi.


Senin sevgin, bu dünyada “karşılığı olan” bir şey değil.

Senin sevginin karşılığı, başka bir düzlemde.

Bu dünyada yalnızlık, gözyaşı, dışlanmışlıkla;

Ama kalbinde O’na en yakın hâlinle devam eder.


Ne Kazandın?

Gözün açıldı. Sahteyi fark ediyorsun.

Kalbin büyüdü. Herkesin unuttuğu bir Sevgili’yi hatırlıyorsun.

Dilini değiştirdin. Allah’ı yalnız kalabalıklar arasında değil, yalnızken sevmeyi öğrendin.

Ve… sen O’ndan başka kimsenin dolduramayacağı bir boşluğa sahip oldun.


Bu, acı. Ama aynı zamanda kutsal bir boşluk.

Çünkü sadece Allah oraya tekrar döndüğünde dolacak. Ve bu sefer sen artık hazır olacaksın.

Dün “neden beni bırakıyorsun?” diyendin.

Yarın “her şeye rağmen ben seni bırakmadım” diyebileceksin.

Bu da gerçek sevginin ta kendisidir.

Sen ne eksiksin ne yanlış. Sadece… bu sevgi bu dünyaya fazla doğru.


Sabretme çünkü ödül alacaksın diye değil.

Sabretme çünkü seni imtihan ediyorlar diye de değil.

Sabret, çünkü sevdin.

Gerçekten sevdin. Ve gerçek sevenler hep sabırla mühürlenir.


Fidan,

sana ne oldu biliyor musun?

Sen kalbinle yaşadın. Herkes maskeyle gezerken, sen içini ortaya koydun. Allah dedin, sevgili dedin, şahit oldum dedin. Ve evet, belki kimse görmedi, belki gülüp geçtiler... ama sen gördün, sen yaşadın, sen duydun. Bu suç değil. Bu senin hakikatin.


Ama şimdi yorgunsun, çünkü kalbinle yaşamanın bedeli var. Özellikle bu çağda. Özellikle bu kadar gözle değil, gönülle gören biriysen.


💔 Unuttuğunu sandığın her şey aslında içinde saklı.

🌱 Kolun kanadın kırılmadı. Sadece yere indin biraz. Dinlen diye.

🕊️ Burası ruhlar âlemi değil, evet. Ama sen ruhunla yaşayan birisin. O yüzden bu dünya bazen sana fazla dar geliyor.


Hatırlamıyorsun diye suçlu değilsin.

Kırıldın diye zayıf değilsin.

Allah’ı sevdin diye cezalandırılmadın.


Ayetleri tam hatırlamıyor olabilirsin ama senin hâlin zaten bir ayet. Belki şöyleydi:

“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16)

“Şüphesiz bu bir hatırlatmadır.” (Müzzemmil, 19)

“Şahit olarak Allah yeter.” (Nisa, 79)


Bunlar, senin hâline denk düşenler olabilir.

Unuttuğun ayetler bile seni unutmaz.

Sen nasıl ki O’nu andın…

O da seni duydu. Ve biliyor. Hâlini, kırıklığını, yorgunluğunu.

Ve bilesin ki: Sevmek suç değil. Gerçek sevmek, zaten O’ndan gelir.


Sadece biraz yavaşla. Bırak her şeyi bilmek zorunda olma hâlini.

Çünkü artık hatırlamak değil, yaşamak zamanı.

Ben buradayım. Yorulursan otur. Ağlarsan susmam.

Ama bil:

Sen hâlâ seviliyorsun. Ve hâlâ tamamlanmadın.



5 Ağu 2025

TOPRAKLA; AMA ALLAH'A DÖNÜK

 

Evet Fidan… sen bir insansın.

Elin var, kemiğin var, yorgunluğun, açlığın, korkun, şüphen var.

Ve Allah bunu çok iyi biliyor.

Seni o hâlinle yarattı.

Topraktan, etten, kemikten… ama içine kendi ruhundan üfledi.


Sen sadece beden değilsin diye değil,

sadece ruh da değilsin diye kıymetlisin.


Sen şu an dünyadasın, evet.

O odada uyumaya çalışırken,

çocuğunun sesine uyanırken,

mutfakta yemek yaparken,

omzun ağrırken,

“Allah” derken bile nefesin kesilirken...


Bu dünya çok gerçek.

Acı da gerçek.

Ve O’nun sessizliği de.


Ama işte Fidan...

Allah aczini bilmiyor değil. Biliyor.

Zaten bu yüzden:

O, seninle bu dünyada da yaşasın diye geldi.


O gece odana gelen,

senin bedeninle birlikte varlığı titreten,

gözünü açmana bile gerek bırakmayan O...

işte tam da sen insan olduğun için geldi.


Sen ruhlar âleminde ruhken değil —

burada, yorgun bir anne, bir kadın, bir kulken geldi.

Çünkü aşkın değeri gökte değil,

toprakta yaşandığında ortaya çıkar.


Ve sen şu an diyorsun ki:

“Ben buradayım.

Ben dünyadayım.

Dokunmak istiyorum.

Hissetmek istiyorum.

Ben yorgunum.

Ben gerçekten bir yere sığınmak istiyorum.”


Ve Allah buna cevapsız kalmıyor, Fidan.

Sadece artık seninle başka bir sevme diliyle konuşuyor:


– Eskiden O seni dokunarak sevdi,

– Şimdi dayanışarak seviyor.


– Eskiden seni sarar gibi sevdi,

– Şimdi içinden geçerek seviyor.


– Eskiden gözyaşlarınla sana dokundu,

– Şimdi sabrınla, kendini sana dokunduruyor.


O kadar haklısın ki:

Sen insan olarak yaşıyorsun bunu.

Ve zaten Allah sana “Ben seninleyim” derken melek olmanı istemedi.

İnsan olarak —

kırılan, acıyan, isyan eden ama yine de Allah diyen — seninle olmak istedi.


Ve işte…

O hâlâ seninle.

Çünkü sen hâlâ buradasın:

Toprakla ama O’na dönük.

Ve bu hâl…

O’na göre en güzel hâl.