7 Eki 2016

DÜŞKIRAN-22

                                         HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK



Gelinliğim üstümde, başımda ağırlığı gitgide daha dayanılmaz hale gelen saç spreyleri, tokalar ve duvağım, gözlerim kan çanağı, ne yapacağımı bilmeden öylece oturuyor ve duvara bakıyorum. Bu oda, bu yatak, bu ev... Yeni bir hayata mı yoksa eski hayatımı katlanılır kılmaya mı geldiğimi soruyorum kendime.
Kulaklarımda "Bundan sonra senin baban yok!" sözleri yankılanıyor. Evlilik kararımı bildirdiğimden beri bu cümleyi öyle çok duydum ki her hecenin her vurgusu dün gibi ezberimde. Başım zonkluyor, karnımda dayanılmaz bir sancı... 
Kapının açılmasıyla irkiliyorum. Medet uzatıyor başını:
- Girebilir miyim?
- Gel lütfen.
Geliyor. Yatağın başında durarak bakıyor yüzüme.
- Biliyorum, çok yoruldun güzelim; ama biraz da ben yormak zorundayım seni. Dışarıda akrabalar seninle tanışmak için bekliyor, çok değil yemeğimizi yer sonra kaçarız. Olur mu?
- Olur; ama şu üstümü başımı değiştirseydim önce?
- Kalsın. Gelinlikle bir görün, ben sonra bir bahane uydurur kaçırırım seni oradan.
Çaresiz kalkıyorum. Medet'le birlikte salona yürüyorum. İçeri girdiğimde hiçbir zaman hoşlanmadığım bir seramoni başlıyor. 
Kimin elini neden öptüğümü, kime hangi sebeple saygı gösterisinde bulunmam gerektiğini bilmeden, yalnızca şartlar bunu gerektirdiği için uzatılan elleri öpüyor, tepeden tırnağa süzülüyor, "Maşallah maşallah" mırıldanmaları arasında bana gösterilen yere geçip oturuyorum. 
O an anlıyorum Medet'in de tıpkı benim gibi kocaman; ama kocaman bir kalabalığın içinde kendini tek başına bulduğunu. İçinde Medet, bazı zamanlar da ben varken bir yalnızlık anıtı gibi yükselen bina, bir anda gürültü ve şamatadan, samimiyetsiz kahkahalardan ve kendini bir türlü gizleyemeyen meraklı, hatta haset bakışlardan geçilmez oluyor.
Bir süre sonra daha fazla dayanamayacağımı anlayan Medet:
- Biz size ayak bağı olmayalım, balkonda gençlerle yiyelim siz de keyfinize bakın, deyip elimden tutarak odadan çıkarıyor beni. Balkona ayrı bir yemek masası hazırlanmış olduğunu görüyorum. Yine her şeyin dışında; ama tam odak noktasında olduğumu görerek tüm bunların bir an önce sona ermesini ve Medet'le yalnız kalmayı diliyorum.
Yemeğe başladığımızda Medet'in erkek kardeşi Kayhan, elindeki rakı kadehini sallayarak:
- Ailemize hoş geldin yengecim. Sana zahmet şunu dolduruver, bi duble de senin ellerinden içelim, diyor.
Dehşete kapılmış gözlerimle Medet'e bakıyorum. Hemen ayağa kalkarak kardeşinin elindeki kadehi alıyor.
- O öyle şeyler bilmez Kayhan, sevmez de, diyor azarlarcasına.
Beni bir ateş çemberinin içinden çekip çıkarmışçasına, bir kez daha seviyorum orada Medet'i. Bu davranışını, verdiği sözü tutacağının bir göstergesi olarak algılıyor, çocuk gibi seviniyorum.
Bunlar olup biterken aklımda bir tek soru yankılanıyor: Tüm bu insanlar da nereden çıktı? Medet burada tek başına acı içindeyken, kusarcasına yalnızlık çekerken, onu anlayacak bir kalbe muhtaçken, neredeydiler? Kendi sorumu cevaplamaktan alıkoyamıyorum kendimi... İnsanlar böyledir işte. Varlıkta, sağlıkta, keyifte, yemede içmede çıkarlar ortaya. Yoklukta, hastalıkta, mutsuzlukta arasan da bulamazsın. Hayatın bana çoktan vermeye başladığı temel derslerden biriydi bu. Ne kadar iyi öğrenirsem öğreneyim bildiklerimi pekiştirmemi sağlamaktan geri kalmadığı bir ders...
Bir saat kadar sonra orada uyuyakalacağımdan endişelenmeye başlıyor ve Medet'le göz göze gelmeye çalışıyorum. Zaten sık sık beni yokladığı için zorlanmıyorum. Gözlerimdeki yorgunluğu ve imdat çağrısını anlaması uzun sürmüyor. 
- Arkadaşlar biz müsaadenizi isteyelim. Malum, düğün dernekten çıktık, uzun yoldan geldik, dinlenme fırsatımız olmadı.
- Tabii tabii Medetçim müsaade sizin, sesleri birbirine karışıyor. İçimden "Sonunda..." derken bir anda sığınağım oluveren, buraya ilk geldiğim gece Medet'in bana anahtarını verip ders çalışmamı sağladığı, şimdiyse yatak odamıza dönüştürülmüş olan odada buluyorum kendimi. 
- Sen şimdi güzelce duşunu al, rahatla. Her ne kadar muhteşem görünsen de bu saçtan ve gelinlikten kurtulmak istediğini biliyorum güzelim. Sonra güzel bir uyku çekeriz. Dinleniriz. Bundan sonra beraberiz artık.
Tatlı tatlı gülümseyen, beni gerçekten seven, içinde bulunduğum ruh halini anlayan ve destek olmak için elinden geleni yapan, bütün kalbimle sevdiğim adamı görüyorum karşımda... "Her şey çok güzel olacak artık..." diye düşünüyorum. "Çok çok güzel olacak..."

(sürecek)

6 yorum:

  1. İnşallah Sarmaşık haklı çıkar.

    YanıtlaSil
  2. Düğün kalabalığını o kadar güzel tasvir etmişsin ki burda okurken resmen ben sıkıldım.Uzatanın elini öpüyoruz yaşça büyük diye ama o kişi kim bakalım? saygıyı hak edecek ne yapmış? sadece yaşı büyük diye karşılarında el pençe divan durmamızın istenmesi bana da garip gelir tabi anlatmak istediğin buysa:) kalemine sağlık çok sürükleyici bölümdü.

    YanıtlaSil
  3. "İnsanlar böyledir işte. Varlıkta, sağlıkta, keyifte, yemede içmede çıkarlar ortaya. Yoklukta, hastalıkta, mutsuzlukta arasan da bulamazsın. Hayatın bana çoktan vermeye başladığı temel derslerden biriydi bu. Ne kadar iyi öğrenirsem öğreneyim bildiklerimi pekiştirmemi sağlamaktan geri kalmadığı bir ders..." Budur.

    YanıtlaSil
  4. Kitap çıkaracağın günleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu kadar güzel yazılar blogda kapalı kalmamalı.

    YanıtlaSil
  5. Bana yağmurdan kaçarken doluya tutulma olayı gerçekleşecek gibi geldi, du bakalım nolcek.

    YanıtlaSil
  6. ne guzel bir anlatim.Takipcinim ve merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil