18 Eki 2016

DÜŞKIRAN-23

                                                   BİR FAHİŞEDİR GECE...


- Sende bir haller var sanki Sarmaşık... Değiştin.
- Değiştim mi? Nasıl değiştim yani?
- Ne bileyim. Daha bir içine kapandın, daha çekingen oldun. Anlat bana, seni böyle üzen ne?
- Evlenmeden önce birlikte daha fazla zaman geçirdiğimizi düşünürsek...
- Hep birlikteyiz ya?
- ...
- Annemleri diyorsan onlar bir süre kalıp gidecekler merak etme. Alışmana yardımcı olmak için buradalar.
- ...
- Seni kıracak bir şey mi yaptılar?
- Hayır; ama biz onları değil, onlar beni ağırlıyormuş gibi geliyor. Acaba başka bir eve mi taşınsak?
- Onu da yapacağız yapmasına; ama sen birkaç ay böyle idare et be güzelim, hı? Yaşın küçük, seni evde benimle yalnız bırakıp zorluk çekmeni istemiyorlar. Alışana, öğrenene kadar rahat ettirmeye çalışıyorlar. Senin için yani... 
- Aslında, ben kendi ailemle dahi bu kadar çok zaman geçirmemiştim. Sen de biliyorsun. Biraz fazla gelmiş olabilir.
- Hadi gülsün o güzel yüzün. Birkaç gün sonra yazlığa gideceğiz sadece ikimiz. Bütün bu zamanı telafi edeceğim, sana söz.
Gülümsedim. Yeter ki bana güzel bir şeyler söylesindi.
- Sen artık bana şiir de yazmaz oldun. Evlendik diye pabucumuz dama mı atıldı küçükhanım? 
- Sen de fena alıştın ama...
Gülüştük. Duygularım o kadar yoğundu ki her fırsatta bir şeyler yazıyordum. Özellikle düğün için gelmesini beklerken, kendi evimde yabancılaştırıldığım, ötekileştirildiğim aylarda, ne zaman kötü hissetsem oturup ona yazmıştım. Ağlamıştım, dert yanmıştım, sitem etmiştim, özlemiş, özlemiştim...
- Gel balkona çıkalım birlikte. Ben de yalnız kalamadığımızın farkındayım güzelim ve bu durumdan en az senin kadar şikayetçiyim. Ama, idare edeceğiz. Anlaştık mı?
- Anlaştık.
- Sen şimdi o dolu dolu defterini getir, güzel şiirlerinden birkaçını okuyup kendime geleyim.
Defterimi de alarak balkona çıktık. Birbirimize sokularak oturduk sedire. Medet defterimi aldı. Hep yaptığı gibi kutsal bir şeye dokunurcasına dokundu. Açtı. Ağır ağır çevirmeye başladı sayfaları. Gözleri bir sayfada bir şiire kilitlendi. Muzipçe gülümsedi. "Bu şiir..." diye mırıldandı.
- Hangi şiir? dedim.
Başka bir dilde sevdiğim tok ve güzel sesiyle okumaya koyuldu:

"masandayım işte, duruyorum bir şişede
delice çalkalanarak
ellerin kadehe değil, tenime değip geçiyor
her defasında
her yanımız çepeçevre bir sarhoşluk hali zaten
mutluyuz ikimiz böyle
ben dudaklarını ıslatan o delibaş su
sen kimsenin ayıltamadığı bir ayyaşın uykusu
en sonunda tamamlandık bölük börçük başladığımız
bu karanlığın sabahında
tövbeler kalktı tedavülden seneler önce ey yar
sürüsüne fatiha..."

- Evet bu şiir, deyip güldüm ben de.
- Az kalsın seni de yoldan çıkarıyormuşuz karakız.
Gözlerini gözlerime dikti. Böyle yaptığı zaman, ona karşı koyabileceğim bütün silahları elimden almış gibi gelirdi. Kaçırırdım gözlerimi. Sonra dayanamaz, yine bulurdum.
- Sen beni anlıyorsun Sarmaşık. İşte bunu çok seviyorum.
- Sen de beni anlıyorsun.
Şaşırdı.
- Anlıyor muyum gerçekten? 
- Anlıyorsun. Ben belki biraz daha rahat anlatıyorum anladıklarımı. Sen içine kilitliyorsun. Onları da anlıyorum.
- Kötü giden her şeyi unutacağız. Unutturacağım sana. Baban konusunda üzülme sakın. Dedim ya, beni kenara çekti. "Kızıma iyi bak, ona iyi davran. Ben kızıma küsmüş olabilirim; ama gözüm kulağım hep üstünde. Hep arkasındayım." diye nasihat etti. Baban seni seviyor.
- Ve onun beni sevdiğini ben bilmiyorum; ama sen biliyorsun. Çünkü, bana hiç söylemedi; ama sana söyledi.
- Bazı insanlar böyledir Sarmaşık. Duygularını gösteremezler.
- Bu, duygularını gösterememekten daha fazlası. Can yakmak, kırmak, parçalamak ve bir başkasına gidip "Onu parçaladım; ama seviyorum. Ben parçaladım; ama sen parçalayamazsın, yoksa sana kızarım." demek. Ne kadar mantıklı?
-  Aklın, kalbin, ruhun... O kadar ince işliyor ki sana hak vermemek elde değil. Ama, unutacağız bunları. Önümüze bakacağız. Sen bana şiirler yazacaksın... Ben onları okuyup sana bir daha aşık olacağım.
- Sen bundan sonra bana yazmayacak mısın peki?
- Eskidendi o işler. Gençkendi. Hem yazdıkların beni öylesine büyülüyor ki cümle kurmayı bile unutuyorum.
Şiiri bir daha okudu, içinden. 
"Ben dudaklarını ıslatan o delibaş su 
Sen kimselerin ayıltamadığı bir ayyaşın uykusu..."  kısmını tekrarladı. Beni kendine doğru çekti. Sıkıca kavradı. 
- Bir tane daha okuyalım. Burada, senin orada yalnız ve mutsuz olduğunu bilerek; hiçbir şey yapamadan öylece beklemek çok zordu. Attığın mesajlar, şiirlerin olmasa nasıl dayanırdım, nasıl yapardım gerekenleri bilmiyorum.
- Beni aradığın o geceyi de hatırlıyorsun o zaman?
İç çekti. Hatırlıyordu.
- Hasrettendi be güzelim. Bir şey yapamamaktan.
- İhtiyacım olan son şeydi sarhoş olup beni araman.
- Bekarlığa veda ettim o gece, bir de rakıya. 
- Umarım...
- Kesin bir şeyler yazmışsındır o gece, bana okumadığın. Kesin.
Durmadan zekama övgüler düzerken, kendi zekasını es geçmesine gülmekten alıkoyamadım kendimi.
- Bildim değil mi, var değil mi bir şeyler?
- Var tabii, dedim.
Defteri elinden alıp aramaya koyuldum. Aradığım dizeleri bulunca, geri verdim. 
- Sen oku, dedim. Sen okuyunca yazdıklarımı daha çok seviyorum.

"bir fahişedir gece
hünerli elleriyle seni baştan çıkaran
yosmam benim, şuh kahkaham 
bitmeyen arzum
aşk diye koynuma alıp vefa umduğum
bir fahişedir gece
tırnak cilasında on para etmez dünya
hadi sun bedenini
yıldız getirdim sana
yangınım, kalp ağrım, deli kor halim
bir fahişedir gece, doyumsuz
ve çok inkarcı
oysa ne basit
bedelini ödersin
gelir odana..."

Sustu. Gözleri mi doldu bana mı öyle geldi bilmiyorum, başını çevirdi diğer tarafa. 
- Böyle şeyler yazıyorsun, sonra içme diyorsun. İnsanım ben de neticede... 
dedi belli belirsiz. Kimseye değil, kendine kızıyordu. Ben orada, üzüntü içinde bana gelmesini ve destek olmasını beklerken; o çareyi içkiye sığınmakta bulmuştu. Bunu yaptığı için kendini kötü hissetmiş ve alkolün tesiriyle beni aramıştı. Tartışmıştık. Güvenimi zedelediğini biliyordu. Bedelini ödeyerek fahişe bir geceyi almıştı odasına. O zaman ona kızmıştım, kırılmıştım. Sonra, kendi ailem tarafından defalarca ve defalarca yaralanınca Medet'in açtığı o küçük yarayı unutmuştum. İçtiği her yudumun bedelini ödediğinden şüphem yoktu çünkü. Beni sevdiğinden de.
- Hadi içeri geçelim artık, dedi. 
Ayağa kalkarken, "Senin kalemin yalnız kılıçtan değil, öbür kalemlerden de keskin..." diye ekledi.
Bir kadının sevdiği erkeği bir kadına değil, fahişe bir geceye kaybetmesinin nasıl zor olduğunu bilmiyordu çünkü. Bilseydi böyle konuşmazdı.
İçeri geçtik.

(sürecek)

9 yorum:

  1. "Bu, duygularını gösterememekten daha fazlası. Can yakmak, kırmak, parçalamak ve bir başkasına gidip "Onu parçaladım; ama seviyorum. Ben parçaladım; ama sen parçalayamazsın, yoksa sana kızarım." demek. Ne kadar mantıklı?"

    Tam 12den.

    YanıtlaSil
  2. O şiirlere benim bile içesim geldi medet naapsın :)

    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar
    1. Daha önceki bölümlerle ilişkili olduğu için anlamamışsınız. Erkek karakterin alkol almak üzere dışarı çıktığı geceleri sembolize eden bir söz öbeği.

      Sil
    2. Alkolik sevgili ise az bilinen bir konu, yine de yıkıcı... Alkolik sevgili aldatan sevgiliden daha zararlı geliyor.

      Sil
  4. Hayat seçtiklerimizden ibarettir derler.önümüze çok az seçenek koyulduğundan hiç bahsetmezler.Kızımız;önündeki sayılı seçenekten birisini tercih etmek zorunda kalmış o da onun hayatı olmuş...Takipteyim kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
  5. Basarili bir yazı.Tebrikler. www.emlak-sitem.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
  6. ''sen kimsenin ayıltamadığı bir ayyaşın uykusu
    en sonunda tamamlandık bölük börçük başladığımız
    bu karanlığın sabahında''
    ne güzel, yüreğiniz den akıp gelmiş adeta, devamını dilerim,

    YanıtlaSil