1 Ara 2014

ZORO'NUN HİKAYESİ, HİKAYEMİZ


 Bazı şeyleri anlatmak zordur. Yaşarken zaten yeterince zor gelmiştir çünkü. Yazmak, tekrarlamak demektir. Hatta ölümsüz kılmak demektir. Yazmadan önce bunu ölümsüz kılmaya hazır mıyım diye sormalı kendine insan. Hazırsa yazmalı. Değilse bırakmalı.
Bunu ölümsüz kılmaya hazırım. Bu acıyı, bu özlemi, bu yaşanmışlığı ölümsüz kılmaya hazırım.

 Beni tanıyan insanlar, başta ailem olmak üzere tasvip etmemekle beraber hayvanlara olan düşkünlüğümü, onlarla evimi, yemeğimi, sevgimi paylaşmaya daima hazır olduğumu bilirler. Lise yıllarımdan beri kedilerim olmuştur. Onlara gücüm yettiğince bakmış, sevmişimdir hepsini. Bende hayvan dostlarıma dair çok hikaye var; ama beni can evimden vuran bir tanesi var ki bu gece onu ölümsüz kılmak istiyorum.

 Üzgünüm Kedicik’te hayvanlarla olan ilişkime, bir buhran anında da olsa değinmiştim. Onların seslerine asla kayıtsız kalamadığımı yazmıştım. Ankara’nın Bahçeli semtindeki derslerimden birinden dönüyordum. Oranın en lüks caddesinde etrafıma alabildiğine yabancı bir halde yürüyor, neon ışıklardan birbirini göremez haldeki insanları seyrediyordum. Hep önünden geçtiğim bir petşop vardı, durur hayvanları sever, az da olsa ilgilenmeye çalışırdım çoğuyla. Yine durdum. Önümdeki kafeste yavru kediler vardı. Üst üste, alt alta oyunlar oynayan, birbirini kovalayan mini mini kediler. Bu neşeli oyuna bakarken birden onu gördüm. Avuç içi kadar bir şey. Diğer kedilerin altında halsizce, hatta ölmüş gibi yatıyor. Gözlerini aralamaya çalışıyor; ama nafile. Gücü yok. Kafesi açıp elime aldım. Cayır cayır yanmak ne demek onu elime alınca anladım. Anlamıyorum ölmek üzere gibi görünebilir; ama o hala bir canlı. Neden ölüme bu kadar çabuk yakıştırılıyor? Neden uğruna Azrail’le savaşmaya değer görülmüyor? Neden acı çekmesine göz yumuluyor… Hala anlayamıyorum… 

 Dükkan sahibinin mutlaka kendini haklı çıkaracak kelimeleri olduğunu bildiğim için hesap bile sormadan yavruyu göğsüme bastırarak durağın yolunu tuttum. Dolmuşta, kucağımda uyuyakaldı ya da acısını unutmaya çalışırken yorgun düştü, bilmiyorum… Onunla ilgilendim, her gün canımdan can vermek istercesine, mümkün olsa alıp yüreğime sokuşturup acısını hafifletmek isteyerek, dualar ederek o güne dek edindiğim tüm tecrübelere dayanarak, veterinere götürüp yardım alarak baktım ona.

 

 Bu hale geldiğinde mutlu bile sayılırdım, artık ayakta duruyordu çünkü. Yorgun da olsa ayağa kalkmıştı. Bitkin de olsa gözleri açıktı. Verilen emek hiçbir şey; ama onun hayata döndüğünü hatta büyüyüp koca bir kedi olduğunu görmek harika bir şeydi. Ne anılarım ne kahkahalarım var sayesinde, yazmaya kalksam buraya sığmaz. O bir canlıydı. Üstelik bana sorarsanız birçok insandan daha çok yaşam hakkı olan savunmasız, masum bir canlı... 

 Adını Zoro koydum. Çünkü yüzünde doğuştan bir Zoro maskesi vardı.Benimle 1,5 yaşına gireceği sıralarda sokakta başka muhtaç bir küçük kedi buldum. Onun hikayesi de apayrı elbette. Aldım eve getirdim. Ona da baktım. İkinci kedi zor durumunu atlattıktan sonra onu evime 20 dakika yürüme mesafesindeki bir alana bıraktım. Beslenebileceği, oynayabileceği, insanlardan korunabileceği bir alandı. Yine de eve her dönüşümde kapıdan girer girmez yanıma kedi maması ve süt alıp onu beslemeye gitmekten alamadım kendimi. Bu sıralarda Zoro’yu ihmal ettiğimin farkına varamıyordum. Küçük bir kediyi sokağa bıraktığım için üzgündüm ve ona sokağa alışması için yardım etmeye çalışıyordum… Beni, yetimhanede annesini bekleyen bir çocuk gibi bekliyordu çünkü. Gördüğünde havalara uçuyordu. Yanından ayrılırken inanın ağlıyordu. Geri çağırıyordu. Her seferinde ağlıyordum eve dönerken. En acısı da, bıraktığım yerden bir santim bile kıpırdamıyordu… Onu bulmamı bekliyordu her akşam. 

 Bir akşam üstü dersten döndüğümde Zoro’yu ortalıklarda göremedim. Girebileceği her yeri arayıp taradım yoktu. Sonra bir kanepenin arkasında bitkin bir halde yatarken gördüm. Öyle bitkindi ki, hatta sabahtan akşama geçen sürede öyle bir hale gelmişti ki o kanlı canlı, Azrail’i yenmiş olan güçlü kuvvetli kedi gitmiş, yerine eve getirdiğim ilk günkü çaresiz yavru gelmişti… İşte o an anladım hatamı ama neye yarar… Böyle şeyler kader midir? Elime para geçmesine daha günler var, cebimde çok az bir miktar. Dışarıda Ankara’nın görüp görebileceği en deli yağmur… Karşımda ölüme yatmış gibi yatan, annem, babam, kardeşim, sevgilim, canım gibi sevdiğim oğlum… 

 Yapacağım hiçbir şey onu iyi etmeyecekti. Bu yüzden, en küçük bir ışığa bile gereksinim duyduğumdan onu kafesine koyup dışarı çıktım. Taksi durağına yürürken ayak bileklerime ulaşan su birikintilerine batıp çıkıyordum. Gök gürlüyordu. Ölüm hep böyle mi gelir? Bağıra bağıra, korkuta korkuta, acıta acıta…

 Veteriner Zoro’ya bakınca yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Birçok şey yaşadım. Ama hiçbirinde o anki kadar çaresiz, o anki kadar yalnız, isyankar hissettiğimi hatırlamıyorum. O an nasıl göründüğüme bile aldırmadan ondan bir umut dilendim. Dışkapı Hayvan Hastanesi’ne ulaşabilirsem belki bir şeyler yapılabileceğini söyledi. Bahsettiği yer bulunduğum yerden 2 saat uzaktaydı… Vasıta ile 2.

 Umut böyle bir şey işte. Neredeyse bütün paramı harcayıp hayvan hastanesi’ne koştum; ama yine o ifadeyi gördüm. Yine de veteriner elinden geleni yaparak Zoro’ma serum bağladı. Ayaklarını tutmamı isteyerek ön patilerini jiletle temizleyerek kan almaya çalıştı. Bir damla bile kan gelmedi oğlumdan. Bunların olduğuna inanamıyordum ama robotlaşmış bir halde bana söylenenleri yapıyordum. Tekrar deneyeceğiz, bu hayvanı hiç beslemedin mi, ön patisini tut, burada yok diğerini deleceğiz, ayaklarını tut, karnını tut… Sanki karşı koyacak hali varmış gibi…

 Vücudunu delik deşik ettiler. Kan gelmedi. Bahsettiğim süreçte yemek yiyip yemediğini kontrol edememiştim. Her gün düzenli bir şekilde kabına iyi besinler koymakla, yediğini içtiğini sanıyordum… Bütün çabam dışarı bıraktığım miniğin kışa doğru sokakta güvende olduğundan emin olmak içindi. Zoro evdeydi, ev sıcaktı, yiyeceği vardı, ben vardım… Artık hasta değildi ya da ben öyle sanmıştım işte…

 Akşam 9’da girdiğim hastaneden gece 00.30’da çıkabildim. Öleceğinden adım gibi emin olduğum oğlumla konuşarak, kısıtlı param kaldığı için Ankara’nın cehennemlerinden biri olan Ulus’a doğru o saatte dolmuşlara yürüyerek… Deli bir haldeydim biliyorum. Deli deliyi görünce değneğini gizler ya, herkes değneğini gizlemişti işte. Eve geldik. Yatırdım onu. Ara sıra kısık kısık inliyor gözbebeklerini bana doğrultmaya çalışıyordu. Ağlıyordum ne yapayım. Konuşuyordum, af diliyordum. O ise hiçbir şeyin farkında olmadan yine beni istiyor yine bana bakmaya çalışıyordu…

 Sabah 8 sularında öldü. Ben odamda giyiniyordum, veteriner sabaha çıkarsa tekrar getirmemi söylemişti. Güneşten olsa gerek umutlanmıştım. Odasına girdiğimde cansız bedenini gördüm. Son nefesinde bile yanında olamadığım için hala kahroluyorum.
Biliyorum insanlar ölüyor. İnsanlar, ne ölümler görüyor… Ama söyledim size, insanların çoğu günahkar, zalim. Kötü ve bencil. Savaşları biz çıkarıyoruz biz savaşıyoruz. Biz elimizdekinin fazlasını istiyoruz biz kavgaya tutuşuyoruz. KENDİMİZ EDİYOR KENDİMİZ BULUYORUZ.

 Onun için, kendimi hep bir kedinin bir köpeğin bir kuşun yerine koymaktan alamadığım için, onların masumiyetini ve savunmasızlığını iliğime kemiğime kadar hissediyorum. Yaşadıkları acının zerresini hak etmedikleri için hep çırpınıyorum. İnsanları umursamıyorum demiyorum; ama insanların seçme hakkı var diyorum. İnsanların kaçma şansı var diyorum. İnsanların mücadele etme seçeneği var.

 Hayvanların hiçbir şeyi yok. Doğalarını, yiyeceklerini, içeceklerini, güneşlerini, yeşillerini, temiz havalarını çalıp üstüne bir de onları akla hayale gelmeyecek şekillerde öldüren insan düşmanları var. Olmaz olsun…

 Onu götürüp yeşil bir tepeye gömdüm. Dua ettim. Kedinin ruhuna mı dua ettin? Evet kedinin ruhuna dua ettim. Önce kendim, sonra bütün insanlık için bağışlanma diledim Allah’tan. Nasıl bu kadar zalim olabildiğimizi anlayamadığımdan bahsettim. Tek başıma ancak bu kadar yetebildiğimi söyledim… Ağladım.

 Bir arkadaşım kedilerin hasta oldukları zaman sahipleri üzülmesin diye bunu gizlediklerini söyledi sonra. Ne kadar doğru bilmiyorum ama dayanamayacak gibi olduğumda bunu düşünüyordum. Kedilerin bile bu kadar merhametli, düşünceli olabildiğine inanabiliyorum çünkü. İnsanların inanamıyorum.

 İşte bu benim Zoro’mun hikayesi. Kimse kimseyi ecelin pençesinden alamaz, evet. Ama, bir deneseniz? Hepiniz yalnızca bir Zoro bulsanız ve onu yaşatsanız yeter. Ben ve benim tanıdığım bir sürü insan çaresizce her yana yetişmeye çabalamasak… Zorolarımız ölmese… Ne kadar çok şey istiyorum ben böyle. Ben gerçekten de kardeşin kardeşi tanımadığı bir dünyada ne kadar çok şey istiyorum…

 Dışarı bıraktığım o miniği eve getirdim sonra. Onun suçu yoktu. O da başka bir Zoro’ydu sadece. Adını Paşa koydum; ama her defasında ağzımdan, önce Zoro sözcüğü çıkıyor. Yemek verdiğimde yediğini görmeden işlerime koyulamıyorum. Şu deniz yıldızı hikayesi işte bilirsiniz. Hani sizin için bir şeyin değişmediği; ama elinize alıp suya fırlattığınız bir tek deniz yıldızı için hayat anlamına gelişi o fırlatışın… 

 Gerçekten çok şey istiyor olamam değil mi?  Çok mu şey yoksa? Ne kadar zor olabilir ki? Evini seni sınırsızca sevecek bir canlıyla paylaşmak ne kadar zor olabilir? Benim kafam neden herkesinki gibi çalışmıyor Allah’ım? Bu ne kadar zor olabilir…

4 yorum:

  1. İnsan, dünyanın sadece kendisi için yaratıldığını düşündüğü için... Bırak bir canlıya ev açmayı, sokakta gördüğü hayvana işkence eden insanların olduğu bir hayatta yaşıyoruz.. Konuşamıyorlar diye işkenceye mahkum kalan binlerce hayvan var. Lisanı yok o acıların. Kendime ait bir evim olursa neden bir can yoldaşım olur belki. Konuşamıyorlar ama yine de bizi en iyi anlayan onlar. Umarım en kısa zamanda yeni kedin ile daha mutlu olursun. Giden gelmez, insanlar bile ölüyor dediğin gibi. Önemli olan gideni hiç kaybolmayacak bir çerçeve içinde zihnine asmak. İşte o zaman ölümsüzlüğün buruk acısını hissedeceksin. Belki de ölümsüzlük sanıldığı kadar iyi bir şey değildir. Ne dersin?

    YanıtlaSil
  2. Gece uyku tutmadi yine ve gece okudum Zoro ile olan hikayenizi. Zaten gece yazilarini okumayi bir baska seviyorum. Bunu uzulerek ve utanarak soyluyorum ama cok korkarim ben hayvanlardan. Asla yaklasamam onlara. Hayvanlari bu derece seven insanlara da imreniyorum haliyle.
    Ne soylesem acini hafifletmez belki ama en azindan icin rahat olsun. Sen bir canin hayata tutunmasi icin tum imkanlarini seferber etmissin, onu kaderine terketmemissin. Belki Zoro hayatta degil ama Pasa var artik yaninda. Onun icin de elinden geleni yapacagina eminim. İnsaallah cok uzun yillar birlikte olursunuz :)

    YanıtlaSil
  3. Sen elinden geleni yapmışsın içini rahat tut :(

    YanıtlaSil
  4. 2 sene önce bir kedi sahibi oldum evimde.. adını zoro koydum ben de.. tıpkı zoro gibi maskesi takmış gibiydi.. zoro'yu söylemekte zorlandığımız için olsa gerek adını birden ponçik diye değiştiriverdik sayın yazar.. sizi içten içe nasıl da özlemişim..

    YanıtlaSil