23 Eki 2014

KÜÇÜK KIZ, AĞIR ROMAN, BÜYÜK KAVGA

Şehrimde küçük kız çocukları,
sabah 5 demeden ayaklanıyor. İpek saçlarını şöyle bir tarayıp aynaya bakmaya bile fırsat bulamadan yola düşüyor.
Şehrimde küçük kız çocukları,
bir melek kadar güzel
bir su perisi gibi masum
bir düş gibi pırıl pırıl.
Dünyanın bütün kederini biz omuzladık zannediyoruz. Hayat bize çok zalim, talih bize gülmüyor
zannediyoruz.

Bize hiç yakışmayan haller takınıyoruz. Esas oğlanlar, esas kızlar cirit atıyor ortalıkta.
Şehrimde küçük kız çocukları,
uykuya hasret.
Rüyasına doymamış ela gözlerini ovuşturarak, kahvaltısız bir güne başlıyor onlar. Tek süsü çocukluğu,  tek süsü masumluğu,  bazen,
nadiren,
kahkaha sayılmayan zoraki kahkahası. Şehrimde küçük kız çocukları ekmek uğruna çirkin yüzlü adamların buyruklarına koşuyor. Git diyorlar gidiyor, gel diyorlar geliyor.
Biri sol elini derinden yaralıyor kırık bir bardak yıkarken. Kanayan yarasına bakıp acımadığını söylüyor. Acıya doygun, alışkın, talimli.
Acımıyor diyor.
Biri Allah'ın belası bir erkeğin aç bakışlarına katlanıyor. Annem diyor, ben diyor. Bizim kimsemiz yok diyor.
Ekmek parası diyor.
O dedikçe kaderini alıp parça pinçik edesiniz geliyor. O dedikçe ipek saçlarını koklayıp pembe yanağından öpesiniz geliyor.
Ürkek bir kuş gibi çırpınan çocuk kalbine,
hiç anlatmadığı hayallerine değesiniz geliyor.
Yol gidiyor. Köylere, kentlere, annelere, babalara, evlere yol gidiyor. Biri yolundan caymış. Orta yerinden dönmüş. Çocuk başına bakmadan ne kederler yüklenmiş.
Şehrimde küçük kız çocukları of,
oyun çağında yetimhanede ağlıyormuş.
Annesini büyük büyük bir amcaya vermişler. Kaçmış. Sevdiğine kaçmış ya, büyük aldanmış.
Şehrimde küçük kız çocukları daha doğmadan mağlup.
Bazen,
ara sıra,
ama o kadar az ki,
benim babam var diyor. Derken gülüyor. Acı acı, çocuk çocuk, kızgın kızgın gülüyor. Tam ağlama diyecekken kaçıp gidiyor,
Bir kuytuya ağlamaya gidiyor. Siz görmüyorsunuz.
Umursamaz yüzlerle yüz göz oluyor her gün. Süslü, boyalı, şişko kadınlar, bol paralı çirkin adamlar, sarhoşlar, keşmekeşler, sefil ruh arsızları...
Kimse onu görmüyor.
Buyuruyorlar ve gönderiyorlar
hepsi bu.
Ama, ben gördüm. Siz de görebilirsiniz. Karşı koyulmaz bir akşam daha kucaklarken şehrinizi, çayınızı yudumlarken güzel bir çay bahçesinde,
elinde süpürge,  zibil küreği,
ela gözleri bulut bulut,  kirpikleri hep ıslak,
hatta ben gördüğümde hıçkıra hıçkıra, sicim gibi yağmur gibi oluk oluk akarak,
yüreğimi kökünden tutuşan bir ağaç gibi yakarak,
ağlıyordu.
Yaklaştım, ne oldu dedim. İnciler yere saçıldı. Sırtını sıvazladım. Yanağına dokundum. Ne oldu dedim. Burnunu çekti.
Yaklaştım, kucakladım, ne oldu dedim. İçini çekti.
Kanımı çekti.
Geri çekildim. Küçücük ellerini tuttum nazlı bir çiçeği tutar gibi tutarak. Ne oldu dedim. Ne oldu? Ne oldu?
Ne oldu çocuk...
Bahar dalları gibi ayağa kalktı yağmurlayan bakışları. Gururu şahlandı,
bazen, nadiren,
çok az güldüğü gibi,
güldü ve gitti. Kahreden bir teslimiyet adımlarında, sırça saraylara girse bahar götürecek çocuk,
şehrimin şen kahkahası öylece gitti.
Bu romanı kim yazıyor bilmiyorum; ama ben beğenmedim. Dili ağır, kurgu kötü, olaylar fazla hayal.
Bu romanı kim yazıyor ben bunu hiç beğenmedim.
Şehrimde küçük kız çocukları of,
büyümek nedir öğrenmeden büyük bir insan edasıyla kavgaya süzülüyor.
Şehrimde küçük kız çocukları o hep gittiğiniz çay bahçesinin en uzağında bir köşede ağlıyor.
İncileri saçılıyor yere.
Söylemez ama söylemese de siz ona ne oldu deyin.
Görmezden gelmeyin.
İpek saçlarına, pembe yanaklarına dokunun.
Kiminiz anne gibi, kiminiz baba gibi, kiminiz kardeş gibi dokunun. Ne oldu deyin.
Sonra yine gitsin isterse ama,
yine gülsün,
ne oldu deyin.

2 yorum:

  1. Merhaba Fidancım, mimlendin! :) Sorulara bu adresten ulaşabilirsin :)
    http://masalyildizi.blogspot.com.tr/2014/10/mimlendim-4.html

    YanıtlaSil
  2. Keşke ela gözlü küçük kız çocukları her yerde, her daim gülebilse. Ama keşke kelimesi işte sadece elden gelen... :/

    YanıtlaSil