28 Eyl 2014

DÜŞ KIRIKLI ÇOCUKLAR

Alnına çalınan bir parmak kanla hayata kafa tutan çocukların hikayesinde, rastladım sana. Kumbarasında biriken tek metal parayı bir servet gibi saklayan çocukların. Daha yollara çizdiğimiz mektup oyunu çizgileri silinmemişti. En sevdiği şarkısı mini mini bir kuş diye başlayan, hani o minik kuşun bile pır pır ederek canlandığı bizimse yoz kaldığımız... Büyümekte çok acele ettiğimiz günlerde işte.


Annelerimizin ekmek almaya yolladığı zamanları düşünüp ağladığımız olurdu hatırlasana. Şimdi ikimizin ortak bir geçmişi varmış gibi anlatmama bakarak, içimde ne büyük yer kapladığını gerçekten bilmeyerek, şaşıracaksın. Bebek gözlerin sislenecek gizliden. Yalan mı söylesene? Ekmek almaya gitmekten bıktığımız günleri sen hiç özlemedin mi?
Tam başlamak üzereyken en sevdiği çizgi film, hayallerinin ülkesinin kapısından zorla döndürülerek, geride masalları ve renkleri bırakarak bakkala gitmeyi kim ister bizden başka. En büyük kederimizin bu olduğu günlerde, dünyadaki her şeye karşı sonsuz bir iştah büyütürken hani. İçimizde boş kalan bir yerler olduğunu fark etmeyerek, bir gün bir yerlerde rastlaşacağımızı düşünmeyerek, isyan etmeyi öğrendik. Ben biliyordum ama. Ben annemin karnında ceninken daha, sana doğmak istiyordum.
Şimdilerde çok yabancıların bitmek tükenmek bilmeyen doyumsuzluğuna bakıp anlamsız iç çekişlerimiz var. Dudağımızın ucuna gelip gelip yutkunduğumuz gerçekçi sözlerimiz. Ne kadar delirirseniz delirin bu dünya bizim! Bu hayat bizim! diyemedikten sonra... Ama bu dünya bizim söyle onlara. Bu hayat bizim. Her şeyin en güzelini ince ince görerek hep kötüyü yaşamaktan yorulduk artık.
Ocakta ısınan sütün taşmaması için nöbetçi dikildiğimiz, tarlaya salınan Kahil'in peşinden korkmadan gittiğimiz, yeşillerin beyazların sarıların içinden, yılanlarla bakışarak adımladığımız; sonu, bitmemiş okul inşaatlarına ve en sevilen teyze çocuklarına çıkan taşlı, bozuk yollarda... Sen benimleydin. Sen en karanlık gecelerimdeki en deli tavrım, koşarak uzaklaşmaktaki heyecan ve inatla hayır demekteki cesaretimdin. Sen benimleydin. Ben senin için doğdum, ben seninle büyüdüm, seninle yaşıyorum.
Tanıdığım bildiğim anladığım bir şeydin. Düşe düşe büyüdüğüm çocukluk çağlarımda, kalkmak için tutunduğum büyülü bir sebeptin. En ince dallarını ayaklarımıza seren servi ağaçlarının hoyrat gövdelerine çizilmiş biçimsiz kalplerdik biz. Ağaca merhametten adının baş harfini bile doğru dürüst kazıyamamış. En hazin gölgesini hayalinle kucaklaştığım bir boşluk gününe saklayan, ufka düğümlendiği anda ruhunu, sancısı çok bir uzaklık kaplayan, şimdi bu yolu kim yürüyecek öyle yorgunum ki dediğimiz... Bir an, bir tek an. Sen benimleydin. Yürüdümse sana yürüdüm. Koştumsa sana koştum. Düştümse sana kalktım. Sen benimleydin.
Biz seninle sadece aynı zamanlarda başka yerlerde olarak, aynı harita metot defterlerine yamuk çizgiler çektik. Fasülyeden evler, mercimekten ağaçlar çizdik. Patates baskılarımız hep en güzeliydi kalabalıkların. Biz seninle sadece başka ağaçlardan kopararak aynı yaprakları resmettik. Sadece başka gövdelere yaslanarak aynı gökyüzünü seyrettik. Sen
benimleydin.
Hiç ayrılmadım seni bulduğum yerden. Kaybederim diye değil uzak düşerim diye. Bir tek saniyesini bile gözden çıkarmak istemediğim kadar önemliydin. Bir tek bakışını bile kaçırmak istemediğim kadar güzel, bir tek gülüşünü bile. Komşu çocuklarıyla top koşturduğumuz yalınayak günler vardı hatırlasana. Üst üste devrilerek büyümeyi öğrendiğimiz hani. Yağmurun pes ettiremediği, güneşin meydan okuyamadığı, dört mevsim ne derse desin biz sokağın çocuğuyduK. Hatırlasana biz sadece başka evlerde başka odalarda, aynı geleceği düşleyerek serpildik. Bir ömür kesiştirecektik, olur bazen ayrı düşmek dedik. Bizim, ikimizin kocaman yaşanmış şeyleri varmış gibi anlattığıma şaşırma. Bebek gözlerin sislenmesin sakın. Yalan değil benimleydin sen. En zifiri geceden tut en aydınlık günlere kadar.
Biz seninle sadece, başka şehirlerde ama aynı zamanda, başka insanlarla ama aynı yürekle vuruşuyorduk. Birimizden birimiz düştüğünde, ötekimiz daha güçlü savaşıyorduk. Aynı bıçağın kestiği iki yarım olmuş savruluyorduk. Ben seni aramıyordum sen benimleydin.
Rüzgarın toza toprağa buladığı düş kırıklı çocuklardık biz. Gözlerin gözlerimin gördüğü en uslu çocuktu, sen beni hiç yormadın. Hiçbir acı, hiçbir yıkım, hiçbir yenilgi susturamadı seni. Hiçbir kötülük küstüremedi yaşamaya. Oyunu hiç en güzel yerinde bırakıp da gitmedin. Hiçbir yangından fırlayıp kaçmadın kalbindekileri çıkarmadan. Yorgunluktan öldüğünde bile dikildin hayatın tam karşısına. İnandın. Ayın hepimize yetecek kadar ışık verdiğine zifiri gecelerde. Güneşin yenilmeyeceğine. Işığa inandın sen. Yanılmadın.
Sen benimlesin. Sana siyah benekli beyaz güvercinlerin onulmaz yaralarında rastladım. Hiç tereddüt etmeden dokundum. Bir an bile düşünmeden vuruldum. Bizi engellemek için neler yapmadılar ki. Sokaktan topladığı çer çöple masal ülkeleri kuran, çamurdan arabalarla dünyayı dolaşan, yağmurdan bir kez olsun kaçmışlığı olmayan. Seninle biz, seninle ben, sadece başka camlardan ama aynı rüzgarı seyrederek, dönülmez bir ant içerek büyüdük. Bilinmeyen bir ülkenin en ilkel kabilesinden gelmişiz gibi. Korkumuz yalnızlıktan değil, korkumuz unutmaktan içimizde saklı kalan çocuk masumlukları. Korkumuz bulunmaktan. Bu gayesiz telaşların önüne katılmaktan. Tam buluştuk derken apayrı savrulmaktan. Korkumuz yenilmekten...
Çökmek üzere olan bir binanın en rutubet köşesinde, rastladım sana. Hemen tanıdım. Daha düş kurmaktan vazgeçmemiştik. Kaybetmeyi böyle kolay hazmetmemiştik. Yastığının altında futbolcu resimleri saklayan, başucunda pamuk dolu bir bez bebekle uyuyan, sadece ama sadece başka yataklarda, ama aynı rüyaları görerek... Aynı hayalleri kurarak, kesildiğimiz yerin enlemini boylamını hiç unutmayarak ve zaten nerde nasıl olsa bulurduk birbirimizi... Aynı bıçağın kestiği iki yarım gibi savruluyorduk ben seni hiç aramadım.
Sen benimleydin.
Hiç kimsenin bilmediği o dünyanın kapısını zorluyorduk, sadece başka yerlerdeydik o kadar. Bir gün aralanacak, gıcırdaya gıcırdaya açılıverecek. Sen bir adım ben bir adım buluşup orta yerinde dünyanın, ikimiz de çok yorgunmuşuz ama unutup bir anda bütün yorgunlukları. bir anda unutup bütün savaştıklarımızı, yenildiklerimizi ve kazandıklarımızı... En baştan daha güzel bir başlayışla inan... Daha mutlu daha yeşil daha sabahçıl... Bu hayat bizim anlıyor musunuz? Bu dünya bizim bu kapıyı biz açtık! demekten korkmayarak. Şimdi sana geçmişin, şimdinin ve geleceğin sözünü vereceğim onu terk etme. Her şey en az gözlerin kadar masum, kalbin kadar ışıltılı olacak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder