Gümüş yayla altın ok. Gün dumanlı tepelerde çoktan inzivaya
çekildi. Doğarsa gün doğacak uykumuzun yamacında yeni bir hayat değil. Yanılma.
Katran karası gecenin ahıdır, tutar. Uzay boşluğunda ağır
aksak ilerleyen cılız bir ses yankısıdır, işitilmez. Dilindeki son umudu
kemirmektir, en fenası bu. Yağmurun güm güm vurduğu pencereye burnunu
dayayarak, garip bir övünmeyle, ıslanan ve eriyen hayallerini seyretmektir, kör
olasıca safi beyaz bakışlarla.
Bence yanılırsın yanılma. Gece olur herkes uyur. Gün
doğar derdin uyanır. Senin ve benim damarlarımızda sadece bitkin bir çiçek
-açmaya bile hevesini bırakmamışlar- bir tutam ısı ve ışık yeter bana diyerek,
güneşe uzanır.
Kondusunun önündeki alçak duvara tüneyip çekirdek
çitleyen varoş kızlarının dilinde, yeniden tiksinir kendinden hikayeler. Sırf bu
yüzden lanetlidir mesela ekmek almaya gidişler ve mahalleden geçmeler.
