Allah hayvanı yaratmış.
Süt var.
Sütten yoğurt var.
Yoğurt dediğin şey;
protein, kalsiyum, vitamin, mineral…
Doğal, sade, katkısız.
Yüzyıllardır sofrada. Yüzyıllardır bedende.
Ama bugün ne yapıyoruz?
Yoğurt içeren, adı yabancı, ambalajı şık, fiyatı dünya kadar
krem, maske, bakım ürünü, işlem peşinde koşuyoruz.
Oysa iş bu kadar karmaşık değil.
Haftada birkaç kez
bir kâse sade yoğurdu
yüzüne sürüyorsun.
5–10 dakika bekliyorsun.
Sonra güzelce duruluyorsun.
Bu kadar.
Ne yanma,
ne soyma,
ne “ilk üç gün kızardı ama sonra açıldı” hikâyesi.
Cilt sakinleşiyor.
Canlanıyor.
Doğal hâline dönüyor.
Gençlik dediğin şey de zaten çoğu zaman
fazlalıkları çıkarmakla geliyor.
Üstüne üstüne bir şey eklemekle değil.
Ben mucize anlatmıyorum.
“Bir gecede değişirsin” de demiyorum.
Sadece şunu söylüyorum:
Allah’ın zaten verdiği, zaten yarattığı bir şey
çoğu zaman yeterli.
Geri kalan şeylerin çoğu
pazarlama.
Gürültü.
İnsanı kendine yabancılaştıran bir telaş.
Bazen bakım,
en pahalı ürünü almak değil;
en sade olana dönmek.
Yoğurt orada.
Kâsede.
Sessizce işini yapıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.