13 Oca 2017

NEDEN

- Bu ağır bir iç çekiştir. Acının halinden anlamayan gelmesin -



Dün benim kara böcüğümü köpekler parçaladı.
Önce dedim ki, insanlar ölüyor acılar içinde. Olmadı. Sonra düşündüm doğanın kanunu bu. Olmadı. İlahi güç böyle istedi? O da olmadı...
Yüzümü güldürmekten, dünyayı güzelleştirmekten başka bir şey yapmazdı o. Kapıyı açınca ok gibi içeri fırlardı. Zaten kızmazdım ya, kızmayayım diye bin türlü şirinlik yapardı. Kucaklayıp sevdim mi bütün sıcaklığıyla karşılık verirdi. 
O benim küçük arkadaşımdı. Şımarığımdı. Haylazımdı. Salıncakçı başımdı... Kapkaraman bir böcüğümdü... Canımdı ciğerimdi. Ciğerimi parçaladılar.
Öyle çok şey geçiyor ki aklımdan, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Sadece dökülmeye ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Ben dünyanın böyle olduğunu her zaman biliyordum. Alışmaya çalışıyordum. Ne zaman tamam, artık alıştım desem, ne zaman hah nihayet yeni yara açılacak yer kalmadı diye sevinsem bir daha şaşırıyordum ve yaralanıyordum. Köşeme ve içime kapansam, kendime saklansam ille de bulunup çıkarılıyordum. Artık bulunmak istemiyorum. Çıkarılmak istemiyorum. Aptal yalanlarla, salak gülüşlerle, boş ümitlerle aldatılmaya tahammülüm yok. Dünya bu işte, bu kadar. Gördüğüm, hissettiğim kadar. Din denen afyonu almayı bırakalı çok oldu. Benim sorularım var anlıyor musun? Takdiri ilahi deyip acı bir tebessüm koyverince beynimde tepinmeyi bırakmayan sorular. Ben şu insan halimle, küçük beynimle, küçük kalbimle sadece hayallerimde bile olsa dünyayı bundan çok daha güzel, daha acısız, daha huzur dolu yapabiliyorken elimde olana bakıp sormaktan kendimi alamadığım sorular. 
Gece gündüz dualar edip bir tek duası bile kabul olmadığı halde önüne koyulan her şeye tapınmayı sürdüren insanlar, mutlusunuz değil mi? Ne güzel. "Kabul olmuyordur; çünkü daha iyisi olacaktır. Her işte bir hayır vardır." O vardır bu vardır, öyle olmuyordur çünkü senin için bu şahanedir... Falan da filan...
Her zaman bir bahane var. Her zaman bir kaçış var. Bir tek doğru düzgün açıklama yok. Elle tutulur, aklı soğutur, huzur buldurur bir tane bile izah yok.
Kansız, acısız bir dünya tasarlamak, imtihan mı edeceksin sözlüye mi kaldıracaksın her ne yapacaksan bunu bizzat kendi yarattığın masumlara envai çeşit acı çektirmeden, vahşet tattırmadan yapmak zor muydu? Neden hiç yoktan yaratıp hiç yoktan sınava tabii tutmak kısmına değinmiyorum bile.
Ben bir Yaratıcı'nın varlığına inanıyorum. İnkar etmek mümkün görünmüyor; ama eğer o Yaratıcı o kitapta anlatıldığı gibiyse ne onun affını istiyorum ne de cennetine girmeyi. Şimdilik tek yapabildiğim, bütün bunların mantıklı bir açıklaması olduğunu düşünmek ve sevgisine sığındığım o gücün sorularıma vereceği tatmin edici cevapları beklemek...
Yalnızlığımı bloğuma bulaştırdım farkındayım. Ama, önemsemiyorum. Bu saatten sonra beni sığındığım köşemde bulup dürtüp sonra da hiçbir şey yapmamış gibi basıp gidecek hiç kimseye tahammülüm yok. Mutluluk martavallarınız, iyimserlik zırvalarınız, bencil dünyalarınız, sahte gülüşleriniz, yalan dolan kahkahalarınız, sevgisiz yürekleriniz, maskeleriniz, ışıklarınız, hurafeleriniz her şeyiniz sizin olsun.
Benim ciğerimi parçaladılar dün. Biliyorum hep parçalıyorlar; ama ben bir gün, iyi bir açıklama bulurum diye beklemekten vazgeçemiyorum. 
Aklımın alamayacağı birçok şey olduğu noktasından tut, her işte bir hayır vardır'a kadar verilecek bütün klişe ve tatmin edicilikten uzak cümleleri tiksintiyle reddediyorum. Sizin aklınıza karışamam; ama benim aklım bana doğru düzgün ifade edildiği ve yeterince mantıklı olduğu takdirde kendisine söylenen her şeyi algılayabilecek düzeyde. 
Kimseden din dersi istediğim yok. Siz bana veya başkasına ders anlatana kadar oturun da okumadan biat ettiklerinize, düşünmeden başkalarına dayattıklarınıza bakın yüreğiniz varsa.
Gidiyorum ben. Kendime gidiyorum. Kimse omzuma dokunmasın. Kimse kolumdan tutmasın. Kimse adımı söylemesin. Kimse yanına çağırmasın. 
Soruları olmayan; ama her soruya cevapları olan insanlar siz sorumlusunuz her şeyden. Sizi sevmiyorum ben. Sizi hiç sevmiyorum. Ama sevmediğim için boynunuzu vuracak, sizle savaşacak, ellerinizi kesecek, taşlayarak öldürecek gibi değil.
Çocukça sevmiyorum sizi. Sadece sevmiyorum. Kalbimde sizin için yer yok, öyle bir sevmiyorum.
O benim küçük arkadaşımdı. O sadece bir kedi değildi. Var olmak dahil hiçbir seçim yapamadığı bir düzende payına düştüğü şekilde acı çeken, ölen ve dünyaya güzellikten başka bir şey bırakmamış olan bütün nefeslerdi. Her gün parçalıyorlar onu, her gün parçalayacaklar.
Ve sizler "Neden?" bile diyemediği bir oyunda oyun kurucu olduğuna inandırılmış birtakım kişilerden fazlası değilsiniz. 
Siz oynamıyorsunuz. Sizinle oynuyorlar.
Bir gün ciğeriniz parçalanıp çöp kutusuna atıldığında anlayacaksınız, o da bir gün ve belki.
Çekilin. 

28 yorum:

  1. İçimden geçenleri okuyup yazıyorsunuz. Üzüntünüzü bir parça hissetmek sizi ne kadar rahatlatacak bilemiyorum. İnsanoğlu veya insankızı neden sorularına cevap bulana dek bir yerlerden medet umacak. İlk insandan bugüne değişen bir şey yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzüntümü hissetmeniz düşündüğünüzden daha da iyi geliyor inanın. Teşekkür ederim.

      Sil
  2. Üff, bir keresinde evimin penceresinden görüp koşturmuştum bahçeye. Tel örgülerin arka tarafında olmanın rahatlığında beni umursamayan köpekleri kaçırana kadar akla karayı seçmiştim.

    Bu gibi durumlarda söylenebilecek bir söz olmuyor ne yazık ki. Hepsi manasız bir yığın haline geliyor. Çok üzüldüm diyebilirim sadece. Gerçekten çok üzüldüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neyi nasıl anlatacağımı bilememişim baksanıza. Duygularım birbirine girmiş, düşüncelerim hizadan çıkmış... Sadece üzülmek ve acının soğumasını beklemek gerek sanırım. Teşekkür ederim.

      Sil
  3. Çok üzüldüm. Bir kedi ki sonuçta canlı, için bunca üzülen bir yüreğin güzelliğini gördüğüm için de sevindim bir yandan.

    Belki yazdıklarımı da sevmeyeceksin; ama ... Doğa... Zıddıyla yaratılmış her şey. Kedi ve köpek de birbirinin zıddı. Kedi de elinde olsa fareyi parçalardı. Hatta kuşu. Kertenkeleyi. Kaç kez ağızlarında kuş gördüm kedilerin. İçim gitti. Ben de kuşlara çok düşkünüm.

    Dünyanın üzerine kurulduğu kurallar değişmeden sürüyor. Karşısında elden bir şey gelmiyor. Acı çekiyoruz. Kimi acı çeken göstere göstere, paylaşarak çekiyor. Kimisi kendi kendine. Uzaktan bakınca da gayet neşeli gözükerek.

    Bazı açıklamalar, yine o koşullarla perdelenebilir. Açıklaması olanlar bile açıklanmadan kalabilir. Ben bunu elimden geldiğince anlatmıştım ÇİTLER yazımda. Dört sayfa olduğu için adını vermek zorunda kaldım, özür dileyerek. Çünkü o kadar uzun yorum yazmak olmazdı :)))

    Kendine gidebilirsin. Ama çok uzaklaşma :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür yaklaşımlar bazı beyinleri rahatlıkla tatmin edebiliyorken bazılarının da sorularını derinleştirmekten başka işe yaramıyor ne yazık ki. Başka insanları bilemem; fakat eşimle ben sayısız fareyi ve kuşu kedilerden kurtarmışızdır. Zaten konu onların doğasında ne olduğu değil. Kansız, vahşetsiz bir tasarım ve saha mümkünken öyle olmayışı. Ben -benim nezdimde benim gibi düşünen ve hissedenler- seçmediğim, istemediğim halde yaratılıp acılar çekip kıyımlar görüp vahşetlere tanıklık edip canımdan bezip sonra da bunlar karşılığında önüme atılacak herhangi bir ödülü istemiyorumdur belki? Dediğim gibi klişe yaklaşımlar beni tatmin etmekten çok çok uzak. Birinin kendi tatmin olduğu cevaplarla bir başkasının da bir o kadar tatmin olmasını beklemesi mantıksızlık olur takdir edersiniz ki. Acının göstere göstere yaşanması diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu dışarıdan bakanlara ait bir ifade. Misal burada acımı göstermiyorum. Bana ait kişisel bir alanda belki acımı hafifletir diye yüreğimi döküyorum. Bunu görmek sizin elinizde olduğu gibi görmemek de sizin elinizde. Ben özellikle kimseye göstermiyorum.

      Kendime gitmem duygusal bir kapanışı simgeliyor. Blog arkadaşlarımı elimden geldiğince izlemeye devam edeceğim. Yorum için teşekkür ederim.

      Sil
  4. Çok üzgünüm.. benim de tam tersi bembeyaz bir kedim var.. hayal bile edemedim yazdıklarınızı :/ sadece üzgünüm...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Huzur içinde gözlerini kapatacağı son ana kadar sevginizle, sıcaklığınızla sarmalanmasını dilerim o miniğin. Üzüntümü paylaştığınız için de teşekkür ederim.

      Sil
  5. "Sizin aklınıza karışamam; ama benim aklım bana doğru düzgün ifade edildiği ve yeterince mantıklı olduğu takdirde kendisine söylenen her şeyi algılayabilecek düzeyde." Sorun burda başlamıyor mu zaten? Kimse kendi aklına güvenmiyor nedense hep başkalarının aklına uyuyorlar, düşünmeden sormadan. Kara böcük için ne diyceğimi bilmiyorum canım fotoğrafını gördüğüm için daha bi kötü oldum. Hayvanların da bir can olduğunu en iyi bilenlerden birisiyi, onun ne farkı var bizden, o da acıkıyor üşüyor ağlıyor acı çekiyor. Onlar bizden de savunmasız ama kendi içlerindeki doğanın kanunu diyip geçtiğimiz vahşeti anlamak gerçekten biraz zor. Ne kadar üzülme desem de üzülmemek mümkün olmaz farkındayım. Acını paylaşıyorum bil istedim. sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Kendi içlerindeki doğanın kanunu deyip geçtiğimiz vahşet" iki yüzlülük burada ya işte. Bu doğanın kanunu yani? Doğa öyle mi takdir etti? Bir öyleler bir böyle. Bugün hararetle savundukları şeyin ertesi gün tam tersini bağırıyorlar. Cidden ilginç. Acı hep aynı ısıda kalmıyor biliyorsun. Tabii ki soğuyor. Ama, unutulmuyor işte. Unutulamıyor. Teşekkür ederim canım. Sevgiler.

      Sil
  6. Duygulara dokunduğun blogunuzu yeni keşfettim ama artık takipteyim, bize de bekleriz,
    http://hedefbodrum.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz. Bloğunuzu izlemeye aldım, görüşmek üzere.

      Sil
  7. Böyle zamanlarda ne denir hiç bilmem. Yine de bi ses veriyim dedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne iyi ettin... Teşekkür ederim sevgili Mikrobit.

      Sil
  8. Canım çok üzüldüm ya. Gerçekten çok üzüldüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum canım benim. Zamanla bu kadar acıtmayacağını düşünerek bekliyoruz işte.

      Sil
    2. İnşallah bitanem, inşallah acıtmaz.

      Sil
  9. Yüreği güzel insan... Bir kedi deyip geçmek kolay ya bizim gibi onların da can taşıdığını, insandan hiçbi farkı olmadığını bilenler ne yapsın? Acını derinden duyanlardan birisiyim. Çok üzgünüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahi o insanlar ne yapsın? Tek başlarına, hayvan denip geçilen o canlara yardım etmeye çalışıyorlar hem de bir sürü duygusuz duyarsız insana rağmen...

      Sil
  10. Bu tür insanların varlığına alışmak zorunda olmamız ne acı. Bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki. Bu öfkenizde, bu çocukça sevmiyorum deyişlerinizde saklı her şey. Siz bu kadar naif öfkelenirken keşke hitap ettiğiniz insanlarda birazcık bile olsa insanlık yaratılabilse. Ama yoktan var etmek mümkün mü? Sanmam. Kaleminize yansıyan içinizden geçenlere sağlık. Üzülüp duruyoruz, öyle duruyoruz. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz beni ağlattı. Konudan dolayı ağlamaya hazır halde olmam bir yana, yazdıktan sonra okuyunca kendimin bile tam olarak anlayamadığı karmakarışık bir yazıyı, söylemek istediğim her şeyle birlikte anladığınızı hissettim. Teşekkür ederim. Sevgiler.

      Sil
    2. Ne güzelsiniz... Esas ben teşekkür ederim.

      Sil
  11. Maalesef ki hayvanların dertlerini anlatamayan, bizim gibi kin duygusu olmayan naif canlılar olduğunu bazılarının anlması gerçekten çok zor, kedi sahibi olarak sizi anlıyor üzüntünüzü paylaşıyorum :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size ve sizin vesilenizle tekrar buraya gelip bir şeyler yazarak bu acıyı hafifletmeye çalışan herkese çok teşekkür ederim. Kötüler, zalimler, kadere teslim oldum ayağına sırtını rahata dayayıp dünyayı umursamayanlar o kadar çok bağırıyor ki ben çoğu zaman yalnız olduğumu zannediyorum. Sizlerin de öyle zannettiği zamanlar olduğuna eminim. Böyle insanların daha çok ve daha yüksek sesle konuşmasını diliyorum. Tekrar teşekkür ederim.

      Sil
  12. içimden geçip de dile getiremediklerimi okumuş oldum sayende. Yazıp da yayımlayamadığım bir yazıyı yayımlamama da teşvik oldu bu yazın. Yine yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merakla bekliyorum yazını. Teslimiyetçi düşünceler, rahat sesler o kadar baskın ki bir şeyleri kaleme almadan önce kırk kez düşünüyoruz, çok iyi anlıyorum seni. Teşekkür ederim.

      Sil
  13. Sokak hayvanlarına sahip çıkmak düşünen, konuşan ve elinden birşey gelen insanlar yani bizler için hepimizin ortak görevi..Acınızı tahmin edebiliyorum.Geçicek diyemiyorum maalesef.Evet; zaman azaltabiliyor ama ne hafızanızdan ne de yüreğinizden çıkmıyor işte o acı.Bazen uyutmuyor mesela..Siz onlara yürek vermişsiniz gönlünüzü koymuşsunuz.Keşke herkez bu acıyı çekebilecek kadar yüreğe sahip olsaydı emin olun o can'lara hiçbirşey olmazdı.Acınızı yüreğimin en derininde paylaşıyorum sizinle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kader, şu takdir, bu hayırlısı, öteki öyle olması gerekiyordu... Bunların sonunda ne oluyor? Kimse çözüm bulmaya veya çözümün bir parçası olmaya yanaşmıyor. Bizim gibi insanlar kısıtlı ekonomisiyle, kısıtlı gücüyle birçok hayvana el uzatmaya çabalıyor. Çoğu zaman da yetmiyor haliyle... Neymiş nasıl bir şeymiş o kader ki hepsini sorumluluklardan kurtarıyor acaba? Sizin gibi insanları görmek çok; ama çok güzel. Evet zaman geçiyor, acı soğuyor; ama o yaraya ne zaman baksam yine aynı acıyı duyuyorum ve yine ağlıyorum. Çünkü, bu ne ilk ne de son olacak. Sorumsuz insanlar var oldukça bu yavrular da böyle çaresizlik içinde can verecek; çünkü biz ne yazık ki her zaman hepsine yetişemeyeceğiz... Sevgilerimle.

      Sil