18 Oca 2017

MEHMET PİŞKİN'İ ANLAMAK


Hayatına son verdiğinde interaktif sözlüklerde yazıyordum, epey aktif bir şekilde hem de. Hakkında yaptığım yorumları hatırlayınca üzülüyorum. Gecikmiş bir saygı yazısı olarak kaleme alıyorum bunu. Özür belki de.
5 gün önce intihar notu olarak çektiği videoyu izledim tekrar. 5 gün önce evet, bir şey buna itti beni. 2014'te din kitap işleri yüzünden belli bir güruhla birlikte "şımarık, ukala, artist, günahkar, dinsiz" vs sıfatlarla yaftaladığım, artık hayatta olmayan o insanı, bu sefer seyrederken anladım. Ve ağladım.
Geride bıraktığım yıllara bakınca her şeyin çok farklı olabilirmiş; ama olmamışlığını görüyorum. Bunun elbette birçok sebebi var. O sebeplerden biri de 'din' ile bir şekilde içli dışlı olmam ve bunun beni 'ötekilere' karşı birçok dinle içli dışlı kişi gibi acımasız yapmasıydı. Bana ya da herhangi birine herhangi bir zararı olmamış, ölmeye giderken bile naif, ince, hoşgörülü, anlayışlı bir insanı, sırf benim durup düşünmeden biat ettiklerime inanmıyor diye, en hafifiyle yukarıdaki ifadelerle nitelendiriyordum. Yanlış yapan bendim. Kötü olan bendim. Kaba olan bendim. Acımasız olan, bilmeyen, öğrenmeye çalışmayan, düşünmeyen, sorgulamayan ve ölmeye giden hatta o an çoktan ölmüş olan bir insanı yerden yere vuran yine bendim.
Dinlerin, kitapların ve beraberindeki her şeyin insanların uydurması olduğuna emin olduktan sonra aklıma geldi Mehmet Pişkin. Bir şey tetikledi bu akla gelmeyi tabii ki. Acıya karşı eskisi kadar güçlü hissetmemem kendimi belki de. Hiçbir şeyin düzelmeyeceğini; çünkü her şeyin temelden bozuk olduğunu, dünyanın en iyi ihtimalle 'böyle' kalacağını görmem... Kaderciliğin sorumluluklardan kaçmak isteyenlerin bir sığınağı olduğunu kavramam... Kaderde bu vardı oldu diye düşünüp çözüm üretmeye yanaşmayan ve kimseden de çözüm istemeyen insanlarla kuşatılmış olduğumuzu, bu kuşatmanın da son nefesimizi verene kadar kalkmayacağını anlamam...
Ben çookk uzun zamandır hayattan herhangi bir keyif almıyorum. Bunu her yazdığımda çok bilmiş insanlar bana "Sen de olduğun şekilde keyif alıyorsun demek ki." gibi bir şeyler yazdı. Olduğum şekil, yani hiç arkadaş, hiç iletişim, hiç hayat, hiç konuşmak, hiç toplum, hiç insan ilişkileri, hiç umut, hiç gerçek bir mutluluk hissi, hiç heyecan, hiç coşku, hiç tutku, hiç neşe... Okurken ne kadar keyif aldınız değil mi? Bunu bir de yaşadığınızı düşünün şimdi.
Eğer sadece kendi acılarımı duymuş, duyuyor, duyacak olsaydım bir şekilde hem içeride kalıp hem onlarla başa çıkabilirdim. Ama, her acıyı duyarak içeride kalamıyorsun. Beynin ve kalbin yorgunluğu çoğu kez vücuda sirayet ediyor. Anlatamıyorsun, anlatabilsen de anlayabileceklerini sanmıyorsun. Kendini güvende ve huzurlu hissettiğin olabilecek en yerleşik düzende, kendin gibi kalmaya çalışarak, hayatta ve ayakta kalma uğraşı vererek varlığını sürdürüyorsun.
Bir tek şeyle açıklamam gerekirse ben Yaratıcı'nın karşısına geçeceğim günü bekliyorum. Bana iyi bir açıklaması olduğunu düşünüyorum. Sevmesem de kitapları, filmleri yarıda bırakabilen biri değilimdir, bunu çok nadiren yaparım. O yüzden hala buradayım. Açıklama eğer bu taraftaysa, ileride bir yerlerdeyse onu kaçırmak istemem. Emin olduğum bir şey varsa o da bana bunca acılar çektirdikten, duyumsattıktan sonra elime bir ödül tutuşturup avunmamı bekleyecek kadar garip bir Yaratanım olmadığı. Bir çocuğu önce tekme tokat dövüp sonra eline şeker tutuşturmak kadar mantıklı bir şey bu. Ancak o kadar mantıklı yani.
Ben Mehmet Bey kadar naif, ince, insan sevgisiyle dolu ve dünyayla barışık biri de değilim. Kavgacıyım. Hırçınım. Yani onu anlamamda onunla aramda herhangi bir benzerlik kurmuş olmam diye bir şey söz konusu değil. Aklını kullanmış, kendisine anlatılan masalların masal olduğunu idrak etmiş, sırf "sonra" korkusundan hayatına devam eden ve dünyayı kendine de başkalarına da zehir edenlerden biri olmamış. Tıpkı yaşadığı gibi zarifçe, naif bir şekilde, suçlanacak çok şey ve çok kimse olmasına rağmen kimseyi suçlamadan hayatına son vermiş... 
"İnce bir insan olmak benim için çok önemliydi; fakat artık takatim kalmadı, başa çıkmakta zayıf kalmışım ve kendimi toparlamakta zorlanıyorum... O konudaki ışığı kaybettim açıkçası."
Bütün önceliği iş, aş, aşk, zevk, neşe, yani "ben" olan birileri için ne kadar sahte sözler değil mi?
Değil.
Dinlerin insanları birbirine düşman etmekten başka hiçbir getirisi yok. Geçmiş yıllarımda eğer bir din öğretmeni tarafından kafam bu tür şeylerle doldurulmasaydı mesela, bunu çok daha önceden idrak edebilirdim. Mehmet Pişkin gibi insanlara ön yargıyla, kafama kalbime kazınmış saçmasapan bir öfke ve kinle değil; doğru dürüst bakabilirdim. Başka insanlarla örülü başka bir hayat kurabilirdim kendime. Sürekli bir arafta sıkışmışlık duygusuyla yaşamazdım. Hepsini buraya yazamayacağım, azıcık düşünebilen biri bunları zaten anlar. Yani her şey farklı olabilirmiş gerçekten... Ama, olmamış. Olmadı.
Dünya daha iyi bir yer olmayacak. Gerçek bir kalbi olanlar acıyı derinden duymaya devam edecek. O ışığı kaybedenler ama kızgın ama sakin çekilecek sahneden. Benim gibi, açıklamayı kaçırmak istemeyenler ve her şey mantıklı bir şekilde kendisine açıklandığında hayranlıkla "Hıııııı...." diye kafa sallayacak olanlar bir şekilde nefes almaya devam edecek.
Geri kalanlar? Onlar da hep yaptıkları gibi mantıksızca, anlamsızca kin gütmeye, her şeyi kırmızıya olmadı siyaha boyamaya devam edecek.
Karanlığın dünyasında ince bir insan olarak çok yol katetmişsiniz Mehmet Bey. Bu birçok tamamlanmış hayattan daha kıymetli bir şeydir. 
İnsanlara gelince... Çoğunluk, acılar çektirdiği için hesap vereceği günü bekliyor. Tanrı'ya hesap vereceklerini düşünüyorlar.
Bazıları da sadece acı çekiyor. Seçmedikleri bir dünyaya gelip seçmedikleri acılarla kavruluyorlar ve tekme tokat dövüldükten sonra şeker yiyip mutlu olabileceklerini sanmıyorlar.
İşte onlar hesap vereceği değil soracağı günü bekliyor.
Yani bütün mesele acıyı çektiren mi yoksa çeken tarafta mı olduğunda gizli.

Anısına saygıyla...


46 yorum:

  1. Yazdıklarınız, insan olmanın anlamı. İnsan kah kış kah bahar kah çöl kah vaha. Dünya, her şeyin yolunda gideceği bir yer değil. Yoluna sokulmaya çalışılan bir yer.

    O olayı ve o videoyu hatırlıyorum. Kibar, eğitimli biriydi. Ama bunlar hayatı göğüslemeye yetmeyebiliyor. Çok üzülmüştüm. Kim olsa da üzülürdüm zaten.

    Yine de yapmamalıydı. Asla! Hayat bu. Mücadele. Yorabilir hayat. Herkes bir şekilde yorgun değil mi? Mevlana hatırlanmalı en ümitsiz anlarda. “En güçsüz olduğun an hayatının dönüm noktasıdır” anlamlı lafı vardır ya, tam toparlayamadım şimdi . Herkesin zor anları oluyor. Önemli olan o eşiği aşabilmek.

    Şimdi o olayı da o videoyu da unutuyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de vicdanen, kalben üzülmüştüm. Fakat, inandığımı sandığım din ve kitap bana bu insanın "kafir, günahkar, maymun, domuz" vb olduğunu söylüyordu. Kafir olduğu için öldürülmesi gerektiğini, intihar ederek de zaten ebedi yanacağını filan söylüyordu. Bu ikilem beni tüm hayatım boyunca rahatsız etti ve nihayet kalbimin, vicdanımın, insanlığımın bu tür inançlarla bir türlü tam bir uyum sağlamadığını ve sağlamayacağını anladım. Şayet siz veya hem dindar olup hem Mehmet Bey'in ölümüne üzülenler varsa inandığınız dine, kitaba hakim değilsiniz demektir. Kendi kalbinizle doğru olanı hissediyor; fakat Mehmet Bey gibi insanları maymundan daha aşağılık varlıklar olarak gören bir inancı sürdürüyorsunuz demektir. Bu da bir çelişkidir. Ben bu çelişkiden arındım ve bu yazıyı yazarak az da olsa üstüme düşeni yaptım. Ve insanların kendi yaşamlarından feragat etme hakkı olduğunu düşünüyorum. Böyle olması gerektiğini düşündü, böyle olmasının daha iyi olacağına karar verdi ve gitti. İyi yaptı, kötü yaptı onu biz bilemeyiz. Hayat onundu. Karar da onun. Kimsenin dini inancı ya da herhangi bir inancı o insanın yaşamı ve ölümü üzerinde söz sahibi değildir. Ben intihar etmeyi düşünmüyorum endişelenmeyin :) Sadece ben değil hiçbirimiz ileride ne hissedeceğimizi ve ne yapacağımızı bilmiyoruz. Şimdilik yok öyle bir düşüncem diyebilirim sadece. Yorum için teşekkür ederim.

      Sil
    2. Sizin ya da başkasının inancı kendisine ait bir konu. O konulara hiç girmek istemem. Ben, evet inançlıyım. Bildiğiniz gibi.

      Dini karıştırmadım yorumumda. Hayat böyle. Ancak kimse hayatın tüm düğümlerini çözemez. Sanırım özellikle çok iyi eğitimliler, bunu başarısızlık sanıyorlar. Değil. Hayat hiç akıl edilemeyecek şeylerle dolu.

      Düşünmediğinize sevindim. Sakın kimseler düşünmesin zaten. Sevindim :)

      Sil
    3. Anlıyorum; fakat özellikle bu konu dinden bağımsız düşünülemez. Kutsal kitabını okumuş ve ona iman etmiş olanlar Mehmet Bey için üzülmedi doğal olarak. Çünkü, o kitapta bu tür insanların (kafir olarak adlandırılıyor) görüldüğü yerde öldürülmesi emredilmiş. Ben de neredeyse tüm yazımda dinden söz ediyorum. Doğal olarak bu konuyu dinden bağımsız konuşmaya çalışmak hiç konuşmamış olmaktan farksız. Ve önceki yazılarımdan birinde yazmıştım "Aklımızın alamayacağı çok şey var." bana komik geliyor. Aklımızın alabileceği şeyleri dahi aklı almayan bir sürü insanla yaşıyoruz. Her şeyi çözmeye çalışmıyorum, burada dinin zamanında bana aşılamış olduğu bir kinden bahsediyorum. O kini almamış olanlar o dine ve kitaba hakim değil demektir diyorum; çünkü yazımın konusu bu bilmem anlatabiliyor muyum? Bunların eğitimle hiçbir ilgisi yok üstelik. Hepimizin başında taşıdığı bir beyni var. Onu işletmekle ilgili şeyler tamamen.

      Sil
  2. "Ayrılık vakti geldi ve herkes kendi yoluna gidecek, ben ölmeye sen yaşamaya. Ancak hangisi daha iyi Tanrı bilir" demiş Sokrates. Çok içten bir yazıydı, okurken duygulanmamak elde değil. Yüreğinize sağlık. Acıları zaten çektiğimiz kadar varız, yargılamaya yatkın mahluklarız maalesef ve önemli olan kendi içimizi görebilmek başta. Her şey bizde başlar ve bizde biter. Bu yüzden yeniden teşekkür etmek isterim bu güzel yazınıza :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim sevgili deepinside. Gerçekten böyle sözler okumaya, böyle insanlar görmeye ihtiyacım var. Hayatımın oldukça uzun bir bölümünü deyim yerindeyse "aldatılarak" geçirmişim. Kaldı ki ben zekasına güvenen biriyimdir. En genç yaşlarımda alınmış bir güzel işlenmiş beynim, yazık... O yüzden, iyi geliyorsun, geliyorsunuz. Paylaştığın sözü bilmiyordum, çok beğendim ve not aldım. Sevgiler.

      Sil
  3. Üzücü bir olay; elbette böyle hadiseler herkesi üzer. Paylaşımlarınızı dikkatle takip ediyorum. İyi niyetiniz, samimiyetiniz ve sorumluluk duygusuyla yazdıklarınızı değerli buluyoruz. Umarım herkesin içinde kendine göre bir hakikat ışığı olsun ki insani ve vicdani özelliklerimizi kaybetmeyelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim sayın Profösör.

      Sil
  4. O videoyu seyretmek isterdim Fidan kızım. İsmini yazıp aratsam çıkar mı acaba Google,dan?
    Düzgün ve kalıplara bağlı kalmadan esnek düşünmek herkese has bir şey değildir bence. Ancak o zaman yargılamaktan kurtulabiliriz gibi geliyor bana; insanları, inançlarını ya da tersini. Yaşın çok genç Fidan ama beton gibi denecek bir zekaya sahipsin sen. Bir ara 'Ben Deist miyim?" adı altında bazı yazılarım oldu. Eleştiriler geldi ardından, ateistlikle karıştırılır diye. Allah'a imanım vardır, yoksa içinden çıkamam yaşadıklarımın travmalarından. Sadece dini söylemlerden, vaiz gibi konuşanlardan ve insanlar hakkında hüküm verilmesinden hiç hoşlanmam. Bu ilmi yaratan Allah'ın, basit söylemlerin sahibi olamayacağından ise eminim. Benim babamda intihar etti lakin biz onun üzüntüsünden çok, etrafın söylemlerinden bizar olduk. Düşünen, alim tadında bir hakim idi babam. Ama dayanamadı demek ki içinin isyanlarına. Allah bilir ve verir hükmünü.
    Senin Mehmet Pişkin'in anısına saygıyla paylaşımın, zaten ne kadar vicdanlı olduğunu gösteriyor kızım. Sevgiler Fidan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mehmet Pişkin intihar videosu diye aratırsanız rahatlıkla ulaşabilirsiniz Ece Hanım. Videoda rahatsız edici hiçbir şey yok. Hoş, insanı tam da bu rahatsız ediyor işte. Hayatından vazgeçecek kadar bezmiş, vazgeçmiş bir insan; ama nasıl naif, nasıl ince hala... "Ben Deist miyim?" konulu yazılarınızı okumak isterim, ilk fırsatta bloğunuzda daha çok zaman geçireceğim. Bu yorumunuzla fikirlerimi size çok yakın hissettim. Ben de hemen hemen aynı şeyleri düşünüyorum. Babanız için çok üzgünüm. Dayanma noktası, sabır, vazgeçme eşiği, yorgunluk... Hepimiz bir değiliz ve aynı şeyleri de yaşamıyoruz. Hal böyleyken herkes için nasıl olur da birebir aynı şeyler geçerli olabilir? O insan kendi için uygun gördüğü bir şeyi yapmış. Bunu sevdiklerini, sevenlerini geride bırakmak pahasına yapmış. Kim bilir neler hissetmiştir... Bunları düşünmek yerine hurafelerle can yakarlar sadece. Herkesten kendileri gibi inanıp düşünmelerini beklerler. Öylesine inandıkları her şeyi sanki bilimsel gerçekmiş gibi o kadar benimsemişler, öyle bilircesine anlatıyorlar ki sanırsınız gitmiş de geri gelmişler... Velhasıl bunları Yaratıcı'dan başkası bilemez. Yaratıcı da sizin belirttiğiniz gibi öylesi basit söylemlerin sahibi asla olamaz. Yorumunuz içime su serpti inanın. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  5. Geçenlerde bir arkadaşım bana "Her şeye anlam yüklemeye çalışma yorulursun" dedi.
    "Her şeye anlam yüklemek başka bir şey, her şeyin bir anlamı olmalı diye yaşamak, hayatta karşına çıkan şeylerin anlamını kavrayabilmeye çalışmak bambaşka bir şey" diye cevap verdim.

    Nedense yazıyı okuyunca aklıma geldi.

    Yedi senedir bende hiç'lerle yaşıyorum.
    Bir gün bişey oldu bir anda çekildim istiridye kabuğuna benzeyen zifiri siyahlara boyadığım iç dünyama... Bazen birileri gelip kabuğumu kırmak istedi, bazen birileri gelip merakla aralamak istedi. Bazende ben merak ettim bıraktığım "kirli dış dünyayı" kabuğu biraz aralayıp etrafı izlemek istedim, baktım ki dünya hala inatla kirlenmeye devam ediyor dışarı çıkmaya bile tenezzül etmedim.

    Yedi senedir böyle yaşıyorum ben etraf zifiri siyah, kabuk kapalı...
    Yalnız bir ara etrafı havalandırayım derken kabuğu açık gören kaşmir giriverdi içeri, iki buçuk senedir beraber yaşıyoruz. Dünya kadar kirlenmesine izin vermediğim , mümkün olduğu kadar temiz kalmasını istediğim kendi dünyamda koynumda uyutuyorum onu her gece...
    İkimizinde keyfi yerinde, iyiyiz biz böyle =)

    Zifiri siyaha boyanmış bir istiridye,
    içinde bir kedi birde deli...

    Kapımız sıkı sıkıya kilitli,
    içeri kimse girmemeli...

    Bu kadar şeyi neden yazdın derseniz, iyi ve kötü insanlar yüzünden...
    Azınlıkta olasalar da dinine bağlı iyi insanlar ve hiç bir dine mensup olmayan kötü insanlarda gördüğüm için ben konuya dini bir kenarı bırakıp iyi ve kötü insanlar diye bakmak istiyorum.

    Yaşadığım hayata, çevremdeki insanların yaşadıkları hayatlara ve dünyada yaşanılan hayatlara şöyle bir baktığım zaman, dünya nüfusunun en az %85'ini kötü insanların oluşturduğunu düşünüyorum. Durum böyle olunca %15'lik kesim ya intihar ediyor, ya dinlerden soğuyor, ya hayattan soğuyor, ya üzüntüden türlü türlü hastalık sahibi oluyor yada ruh hastası oluyor.
    Sanırım yorumu biraz uzattım, yazıda anlattıklarının bir çoğunda hem fikiriz.

    "İnsanlık var olduğu sürece bu dünya hiç bir daha iyi bir yer olmayacak!"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun olduğu kadar özel ve değerli bir yorum yazmışsın. Kaşmirler de olmasa, cidden çekilir yanı yok hayatın kendi kabuğunda bile. İzin verirsen "Her şeye anlam yüklemek başka bir şey, her şeyin bir anlamı olmalı diye yaşamak, hayatta karşına çıkan şeylerin anlamını kavrayabilmeye çalışmak bambaşka bir şey." şunu zaman zaman kullanmak isterim; çünkü şahane bir cevap olmuş. Bütün dindar insanlar kötüdür demiyorum; ama çoğu dindar insan neye inandığını bile bilmiyor diyorum. Bunun da kötü sonuçları oluyor haliyle. Yazım genel olarak dinle alakalı olduğu için yorumlarınızı bundan bağımsız cevaplayamıyorum, mesele o :) Ama, genel olarak elbette insanların iyi ve kötü olmak üzere 2'ye ayrıldığını düşünüyorum ben de. Dünyana gelince, en güzelini yapmışsın. Hiçbir şey kaçırmıyoruz senin de belirttiğin gibi. Artan kötülükleri, kiri pası kaçırıyoruz diyeceğim; ama onu da kaçırmıyoruz. Bir şekilde dönüp kalbimizi vuruyor. Çok güzel bir yorum kaleme almışsın, bloğuma anlam kattın diyebilirim. Teşekkür ederim. Kaşmir'e kucak dolusu sevgiler...

      Sil
    2. Geceden ve birazda yorgunluktan olsa gerek bir iki imla hatası yapmışım kusura bakmayın, ayrıca finaldeki devrik cümleyi düzeltmek isterim.

      "İnsanlık var olduğu sürece bu dünya hiç bir zaman daha iyi bir yer olmayacak!"

      Blog hayatında başarılar dilerim...

      Sil
  6. Selam fıstık ben kocan:) her yazdığın yazıyı ilk bana okumana rağmen, bile bile çok üzüldüm yine. Gelelim Mehmet kardeşimize ne kadar üzülüp kahrolduğumu anlatamam, o da senin gibi anlaşılamamaktan mustarip. Belli ki bin parçaya bölünmüş toparlanmakta da zorlanmış ve bu karara varıp hayatını sonlandırmış.Giderken de hiç kimseyi suçlamadan incitmeden gitmiş.inanmadığı için bedenini bilime armağan etmiş.Bu durum elbette dinle alakalı inanışla alakalı.Akıllı ve zeki insanların ortak sorunu, sorgulayan insan böyle oluyor. Bütün dinler birbirinin aynısı sadece isimler değişiyor, biz bu ülkede yaşadığımız için burayla alakalı yazmak istiyorum.Her on kişiden dokuzu müslüman ve her on erkekten en az beş tanesinin ismi peygamber ismi Muhammet Mustafa Mehmet Ahmet Emin vb. Sorsan kitabını okudun mu ? Arapça bilen Arapça okumuş, bilmeyen hiç okumaya yeltenmemiş.Anlayan zaten yok Türkçesini okumak anlamak kimsenin aklına gelmiyor; çünkü sadece Arapça okumanın sevap olduğu söyleniyor. Türkçesini okusalar neyin ne olduğu görülecek ama bunu yapmıyorlar. Mesela bu Mehmet kardeşimize müslümansak üzülemeyiz çünkü yasak, ayetler var hatta nasıl yakılacağını nasıl cezalandırılacağını biliyoruz sanki bir ayağımız oradaymış gibi hem de.Yazılana göre kafir çünkü. Kafirlerle arkadaş olmayın hatta öldürün diyor. ama onların aklından faydalanın kullanın. Ürettiklerini kullanın insanlığa katkılarını sömürün sorgulamadan, aynı inanç gibi, yani ezberden zahmetsizce elde edileceği düşünülen vaatler var. Sadece inanmakla cennete gitmek gibi. Çelişki ise gani. Kısacası eline sağlık çok cesurca yazıyorsun, kalemine çok yakışıyor. Hayattan keyif almaman bütün algılarının sonuna kadar açık olmasıyla alakalı, bunu biliyorum ben elimden geldiği kadar yanında sana destek olmaya çalışıyorum ve seni seviyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoğu insan olmasını istediği şeylere inanıyor ve bu kitabım, bu da inancım dedikleri şeylerin kendi inandıklarının tam tersi olduğunu görmüyorlar. Ben buna kızıyorum. Yanlışları güçlendiriyorlar farkında olarak ya da olmayarak. Saygı duyulmasını bekledikleri 'inanç' kendinden olmayanı öldürmek üzerine kurulu örneğin. Senin inancın sana mesela beni öldürmeni emrediyor? Kendi ölüm fermanıma mı saygı duymalıyım yani? Elbette hakaret etmem, fakat gerçeği konuşmak bu kadar zor olmamalı. Hala söyleyemediğimiz birçok şey var. Üstelik belgeli, kanıtlı ama insanlar okuyup öğrenmeye yanaşmadığı için maalesef günden güne kötülüyoruz... Bir şeyi düzelteceğinden değil elbette; ama her şeyi görüp anlamak fakat kimsenin anlamadığına ve anlamak istemediğine şahit olmak zor. Din nedeniyle masum bir insanı sebepsiz yere düşmanım olarak görmüş ve günahkar şekilde öldüğüne neredeyse emin olarak bir şeyler yazıp çizmiştim. Bu yazıyı gerçekleri gördükten sonra yazmam gerekiyordu, borçtu bu benim için. Elbette dinle alakalı olacak; çünkü o kini bana aşılayan dindi. Sen bana her zaman her şekilde destek oluyorsun, en çok da varlığınla. Ben de seni seviyorum, teşekkür ederim.

      Sil
  7. Ben tanimiyorum ama anlattiklarini okuyunca ölümüne üzüldüm. Yazin yine düsündürücü ve anlamliydi. Son yillardaki gözümüze soka soka din yasamaya çalisanlar birçok kisiyisoguttu. Özellikle bizler gibi insanlari. Inandiklarini baskasina kabul ettiemeye tasdik görmeye ihtiyaçlari varsa kendilerinden süphelwri var demek ki. Yoksa kimi ilgilendirir kimin neye inandigi. Sevgiler canim. Hersey sizin gibi insanlar için güzel olsun gelecekte. Umarim olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de "inanç" kardeşim bu, ispatı yok, belgesi yok, kesinliği yok... Sen öyle inanıyorsun e? Ben öyle inanmak zorunda mıyım? Ne malum senin inandığının iyi ve doğru olduğu? Ne malum gerçek olduğu? Ne hakla dayatırsın? Ben kendi adıma vardığım noktadan memnunum, biraz geç kalmış hissediyorum ona canım sıkılıyor; ama geç olması hiç olmamasından iyidir diye teselli oluyorum. Çok teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  8. hayatından vazgecmış bir insanın ıntıhar vıdeosunu ızlemek kadar acı birşey yoktur.. hepımız ınsanız herşey bızım ıcın.. keske çabalasaymış..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mehmet Bey videosunda uzun uzun düşündüğünü, birçok insanla konuştuğunu, hatta doktora gittiğini söylemiş sevgili Bol Kahveli. Yani yeterince çabalamış. O ana gelene dek çoğu da çabalıyor zaten, çabalamanın faydası olmadığını, olmayacağını düşündükleri noktada bu yola giriyorlar sanırım.

      Sil
  9. Neye, kime ve neden kızdığını çok iyi anlatıyorsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte duymak istediğim; çünkü, yapmaya çalıştığım şey :) Teşekkür ederim sevgili Abdullah.

      Sil
  10. Başlığı görünce eyvah dedim ne oluyor? bzim kızın heyheyleri mi tuttu acaba:) Sonra okudum okuyunca hayranlığım arttı. Lütfen intihar gibi bişey düşünme, tam da ihtiyacımız olan insan modelisin düşünen sorgulayan samimi... Yanlış yaptıysan yanlış yaptım diyorsun düzeltmekten kaçmıyorsun, seni tebrik ederim bunun için. Mehmet Pişkin olayında çok üzülmüştüm çok. Zaten az olan güzel insanlar iyice azalıyor diye düşünmüştüm. Yine de bu onun seçimiydi. Saygı duyulması gerekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok yok öyle bir şey düşünmüyorum :) Yazıda da elimden geldiğince belirttim zaten. Bence de saygı duymamız gerekiyor. Sırf biz öylesini doğru buluyoruz diye insanların mutsuzluklarıyla yaşamaya devam etmelerini istemek, beklemek çok bencilce bir yaklaşım. Sevgiler canım.

      Sil
  11. Ben,farklı bir yorum yapacağım nacizane.Bu insanı biliyorum.Takip de etmiştim.Psikolojiyle ilgilendiğim için kökenlerini araştırmıştım.Kökeninde narsizm var bu adamın.O yüzden de hayattan ayrılırken imzasını atarak gidiyor.Keşke tedavi olsaydı :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz sevgili Daha Mutlu Yaşam. İmzasını atmış olması narsizmle ilgili olabilir elbette; fakat intihar etmesiyle çok da bağlantılı bulamıyorum. Videosunda bu düşünceden kurtulmak için zaten çözüm aradığını belirtiyor. İntihar fikrinden vazgeçmek için birçok şey yapmış; ama olmamış. "İnce bir insan olmayı sürdüremiyorum ve hayatın karanlık tarafıyla başa çıkamıyorum, bu konuda kendimi geliştirememişim." sözleriyle neden devam edemediğini anlatıyor. Yani her ne olursa olsun ben yetişkin ve aklı başında bir insanın ne yaptığını neden yaptığını bilerek verdiği bir karar için "Keşke yapmasaymış." diyemiyorum. İç dünyasını bilmiyorum o insanın çünkü. Dayanamamış ve hayatını yarıda bırakmayı tercih etmiş. Bu kadarından emin olabiliyorum sadece.

      Sil
    2. Çok akıllı bir adam.Tabi ki mantığa bürüyor söylediklerini.Eğer gönülden tedavi olmayı isteseydi zaten olacak ekonomik gücü de vardı.Basit bir ölüm şeklini seçmemesinin narsizmle alakası tabi ki var.Ve artık o bir kahraman ve amacına ulaştı.Dilerim anlatabilmişimdir.Lütfen bir de bu açıdan bakmayı deneyin.Sevgilerimle...

      Sil
    3. Bu sizin görüşünüz. Yakinen tanımadığınız ve şu an hayatta olmayan, söylediklerinizin doğru olup olmadığı konusunda bize bir şey söyleyemeyecek olan birinden bahsediyoruz. Üstelik tanıdığımızı sandığımız insanları bile ancak bir noktaya kadar tanıyabiliriz. İntihar eden hiç kimse "tedavi olmak" gibi bir şeyi gönülden isteyemez, zira çoktan vazgeçme noktasına gelmiştir. Yazdıklarınız benim duygu ve düşüncelerimle kesinlikle örtüşmüyor, sanırım örtüşmek zorunda da değil. Ben her şeyden önce ince ruhlu insanların "hasta olduğunu" düşünmüyorum zaten. Yani herhangi bir tedaviden söz etmeyi de anlamlı bulmuyorum. Siz kendi görüşlerinizi yazdınız ben de size kendi fikrimi yazdım. Psikoloji ile ilgili olmanız her insanın neyi neden yaptığı konusunda mutlak doğruyu bulabileceğinizi göstermiyor bana göre. İyi akşamlar.

      Sil
  12. Merhabalar! Yazınızı okuyunca videoyu bir daha izledim. O dönem sosyal medyayı yeni kullanmaya başladığım için Ekşi Sözlük'te neler yazıldığını takip etme imkanım olmadı. Fakat az-çok tahmin etmek mümkün zira konu malum ve (sözüm meclisten dışarı) genel gidişatta değişen fazla bir şey yok.

    Bu arada Mehmet Pişkin'in vasiyeti ne olacak konusu da tartışılmıştı hatırlıyorum. Sonradan başka bir videoda aile kararıyla cenaze namazı ile defnedildiğini ("kabir azabı"nın böylesi!) öğrendik. Dışarıdan bakınca bunun ne kadar absürd bir durum olduğu şöyle dursun, ardında yatan psikolojiyi de (yaftalanma korkusu=bağnazlık) anlamak zor değil. Bu bizim en önemli sorunlarımızdan biri maalesef...

    Kuran'ı bir dönem incelemiş olsam da tümüyle okumadığım için din temelli bir yorum yapmayacağım, fakat misal hiç İslami tanımamış ve dahi insanlığa önemli katkıları olmuş herhangi insanın bile, yalnızca iman etmeden öldüğü için cehenneme atılacağı türünden bir inancı da hiçbir zaman benimseyemedim çok şükür.

    Yapılan yorumlar, tercihler, (hakaretamiz ifadeler bir yana) görüş farkları, yorum ekolleri vs... Hepimizin yolu farklıdır oysa, belirli bir inanca sahip olan kesimlerin genel kabulüne rağmen tek tek her birimiz kendi suyumuzda akıyoruz, ve nehirlerimiz farklı olsa da sonunda aynı denize akacağız. Kitle öyle görmüyor olsa da aynı inancı paylaşanlar için de bu böyle diye düşünüyorum (Kendi yolculuğunun farkında bir insan olarak vicdani bir duyarlılıkla kaleme aldığımız yazınızsa, bunun güzel bir örneğidir fikrimce).


    Velhasıl; uzun yıllar bu konularda kafa patlatmış ve hiçbir şeye guvenmemeyi öğrenmiş biri olarak, bence ne kadar bilinçli gibi görünseler de bu kasırgayı yaratanlar da aslında farkında değil bu çılgınca gidişin... Ne var ki konudan sapmamak için yorumumu daha da uzatmak istemiyorum.

    Yaşamdan keyif almak meselesine gelince, (yaşadıklarınızı bilmeden konuşuyorum şu an:) muhakkak sizden daha zor durumda olanlar da vardır, böyle düşününüz efendim. Bence, zor durumda olanları mutlu etmeden mutlu olmayı haram bilmeli insan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba hoş geldiniz. Yorumunuzu sonuna kadar dikkatle okudum. Genel olarak ben de sizin gibi düşünüyorum. Yalnız müsaadenizle kendimle ilgili bir iki şey yazmam gerek. Sadece bu yazıya göre yorumladığınız için gayet iyi anlıyorum sizi :) Önceden takip etmiş olsaydınız muhtemelen bana sizden daha zor durumda olanları düşünün demezdiniz; çünkü bu konudaki fikrimi mümkün olduğunca yazmışımdır bloğumda. Benim yaşamdan keyif almamam zor durumda olmakla veya sadece geçmişte yaşadıklarımla ilgili değil. Algıları açık, farkındalığı yüksek, sorumluluk hissi daha şiddetli insanlara özgü bir keyif alamama hali diyebilirim. Bunu kendimi övme maksatlı yazmıyorum elbette, sadece bir fikir vermeye çalışıyorum. İnsanların kendilerinden daha zor durumda olanlara bakıp kendi vaziyetlerine şükretmesini de yakışıksız buluyorum. Bu konu bir yorumla açıklayabileceğim kadar basit bir konu değil, belki bir gün bloğumda gezinirseniz, uzun uzun yazmış olduklarıma bakma fırsatı bulursanız daha net göreceğinizi düşünüyorum. Yorumunuz için teşekkür ederim.

      Sil
    2. "misal hiç İslami tanımamış ve dahi insanlığa önemli katkıları olmuş herhangi insanın bile, yalnızca iman etmeden öldüğü için cehenneme atılacağı türünden bir inancı da hiçbir zaman benimseyemedim çok şükür." Bu konuya değinmeyi unutmuşum onu da ilave edeyim. Sizi elbette tebrik ederim; fakat ben kendi adıma liseye başlar başlamaz bir din öğretmeni tarafından "işlendim." Bunu insanlara mümkün mertebe erken yaşta yapıyorlar ki kimse sorgulamayı aklından dahi geçirmesin. Ben hiç farkına varamayabilirdim de. Ama, vardım. Bu yüzden kendimle övünüyor muyum? Evet. Tekrar teşekkürler.

      Sil
  13. Böylesine bir kararı vermek elbette çok kolay olmamıştır. Oğlum izletmişti videoyu ve ben ağlamıştım. "Gerçek mi bu" dediğimi hatırlıyorum. Çok üzülmüştüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arkasından söylenmedik şey kalmamıştı ve ben de bunun (vicdanım elvermese de) bir parçasıydım. Bunun tek sebebi de Mehmet Pişkin gibilerin 'kafir ve ölümü hak eden' kişiler olduğunu söyleyen din idi. Neye inandığından haberi bile olmayan insanların anlayabileceği bir yazı değil bu elbette. Ama, yine de yazdım ben. Bunu senin yorumunun altına yazma sebebim iç dökme ihtiyacım diyelim. Sevgiler canım.

      Sil
    2. Blogunuzu yaklaşık iki senedir takip ediyorum fakat her zaman okumam mümkün olmayabiliyor ve sanırım epey ilginç şeyler kaçırmışım. Ve kendini övme ihtiyacı duymayan bir donanıma sahip olduğunuzunsa farkındayım.

      Esasen daha zor durumda olanlara bakıp öyle düşünmek (şükretmek kavramı bir yana) derken, diğer insanların acısına uzak olmaktan dolayı memnun olmayı değil de, yüksek farkındalıklı bir zihin ve daha yoğun bir sorumluluk duygusuyla yaşam dayanılmaz hale geldiğinde, sahip olunan imkan ve potansiyelin farkında olma halini ifade etmeye çalışmıştım. Yoksa başkalarının acısını hissetmiyor olmaktan kendine olumlu pay çıkarma eğiliminin, aslında yanıltıcı bir bakış olduğunu düşünüyorum ki biz ahlakımızı zaten tam da burada başladık yitirmeye... Bu arada bir zaman önce Tumblr'da gördüğüm ve beni düşünceye sevkeden (bakış açınıza birebir uyan) bir gönderiyi anımsadım birden...

      Öyle anlaşılıyor ki siz de şu "canına okunan dünya/insanlık için acı çekenlerden"siniz. Velakin bu (herhangi bir inanç biçimi ya da kimlikten bahsetmiyorum) zorlu, onurlu ve eğer dünyayı mikro düzeyde olsun daha iyi bir hale getirmeye dönük yapıcı bir eylemle pekişmiyorsa -kendimden bilirim- yıpratıcı bir yoldur (Burada susuyorum).

      Sorgulamaya kapalı eğitim anlayışının nelere mal olduğunu ise gittikçe daha çarpıcı biçimde gördüğümüz bir dönem yaşıyoruz maalesef. Ve siz de kendi yürüyüşünüzde belli bir noktaya varmışsınız. Elbette kimlerin en doğru yolu izlediğini en iyi Yaradan bilir, bu anlamda hiçbirimiz bir diğerimizi onaylama hakkına sahip değiliz. Bununla birlikte, önemli olan farklı yollardan yürüyenleri kınamadan onların varoluşlarına da saygı duyarak yürüyebilmekse, şüphesiz ki yolunuz en azından bunu yapamayanlarınkinden daha aydınlıktır diye düşünüyorum. (Sizden çok daha önceleri sorgulamaya başlamış fakat yolu uzatmış biri olarak ben sizi tebrik ederim)


      Son olarak teşekkür bizden efendim, biraz uzun oldu yine vaktinizi ayırdınız, varolunuz.

      Sil
    3. Başkalarını kınamadan, yargılamadan yürümek önemlidir diyorsunuz, bana dair hiçbir şey bilmeden çıkarımlarda bulunmaya devam ediyorsunuz :) "dünyayı mikro düzeyde olsun daha iyi bir hale getirmeye dönük yapıcı bir eylemle pekişmiyorsa -kendimden bilirim- yıpratıcı bir yoldur" Bunu yapıp yapmadığımı bilmiyorsunuz mesela. Bir önceki yorumda hayattan keyif almama durumumu da kendinize göre sebeplendirmiştiniz. Ben kendi yolumda yürüyorum evet; fakat durup düşünmeyen, sorgulamayan, birtakım şeylere ki bu sadece din değil körü körüne biat eden ve bunu tüm hayatı boyunca yapan insanlara elbette kızarım. Onların mahvettiği bir dünyada ben mikro düzeyde iyi bir şeyler yaparak mutlu olamıyorum maalesef. Çünkü, onlar okyanusun tamamını kirletiyor bense yalnız bir damlasına müdahale edebiliyorum. Dediğim gibi, sadece bir yazının bir tek kısmına bakarak beni yorumlamaya çalışıyorsunuz bu da olmuyor haliyle...

      Sil
    4. "Farklı yollardan yürüyenleri kınamadan onların varoluşlarına da saygı duyarak..." derken (yalnızca) kendinden farklı düşünenlere karşı olmasi gereken tavrı kastettim efendim. Bağnaz bir anlayış ve şartlanmışlıkla kin besleyip hakaret eden-sövenlereyse değinmedim çünkü onları farklı "düşünenler" sınıfına dahil etmek bile bir yanılgıdır. Burada ikinci kesimi yargılamakta olduğunuzun da,benzer durumlar hakkındaki dini referanslar konusunda vardığınız (genel olarak dinlerle ilgili bulunduğunuz) noktadan hareketle yaptiginiz eleştirinizin de farkındayım. Kaldi ki kizmak da tepki göstermek de, olayı varoluşsal bir aşırılığa vardiranlar karşısında kaçınılmaz bir şeydir zaten. Olayın dini (İntihar-küfür ilişkilendirmesi) ile ilgili kısmı bir yana...

      Ayrıca "mikro düzeyde 'olsun' daha iyi bir hale getirmeye dönük yapıcı eylem" kısmı asgari anlamda olması gerekeni (burayı da siz kendinize göre yorumlamışsınız sanki:) belirtmek içindi; gücümüz yettiğince dünyayi değiştirmeye ve iyileştirmeye çalışırız, yetmediği yerde en azından olabildiğince, anlamında (bununla "mutlu olmak" kısmı yine size ait bir ekleme). Aynı şekilde buna dair bir şeyler yapıp yapmadığınızı bilmediğim için de orada (susuyorum) dedim, haksızlık edebilme ihtimali...

      Sil
    5. Uzun uzun yorumlar yazıyorsunuz; fakat hepsi o kadar genel, o kadar aman kimseye, hiçbir tarafa laf dokunmasın yorumları ki bana hiçbir şey söylememişsiniz gibi geliyor. Ben yukarıdaki yazıda diyorum ki iyi bir insan olmama rağmen bu ülkede çoğunluğun benimsediği din ve o dinin kuralları sebebiyle ben bu adamın arkasından incitici sözler söylemiştim. Şimdi de hatamı fark ettim ve bu yazıyı yazıyorum, öz eleştiri niyetine. Yani o ikinci gruptan biri de bendim, bunun sebebi de din idi. Şimdi ben nasıl olur da dini içermeyen şeyler söyleyebilirim? Benim bu yazıyı yazma sebebim dahi, dünyayı bir nebze olsun daha anlaşılır kılma isteğidir. Mikro makro hiç fark etmez, ben tek başıma biiirrr sürü kötü ve sorumsuz insanın kirlettiği bir dünyayı hale yola koyamam, bu alenen hayalperestliktir. Kaldı ki ben yalnızca gerçek iyinin ve mazlumun acısını duyumsarım. Bunu da düzeltemem. İstediğim kadar iyi şey yapayım yine de düzeltemem ve yine de o acıları duyumsamaya devam ederim. Yani sizin kendinizce şahane bir çözüm olarak sunduğunuz şey bende çöp oldu. Başkalarının acılarına bakma kısmına gelince ben o acılara bakınca sadece hepsi bana aitmiş gibi acı duyuyorum. Benden daha çok acı çekenlerin varlığıyla o veya bu şekilde olumlu bir şey hissetmiyorum. Siz kimseye ve hiçbir şeye dokunmadan konuşmayı seviyor olabilirsiniz; ama bu bana göre değil ve ben daha keskin konuşmayı tercih ediyorum. Örneğin 2014 yılında bu haksızlığı Mehmet Bey'e nasıl herkesin okuyabildiği bir alanda yaptıysam, hata ettiğimi de aynı şekilde herkese açık bir şekilde dile getirmeyi seçiyorum. Bunu yaparken de "Herkese saygı duymak" gibi mantıksız bir kavramı benimseyemiyorum. Mantıksız, faydasız ve dünyaya bir şekilde leke bırakan hiçbir şeye ve hiç kimseye saygı duymuyorum. O mantıksız şeylere saygı duysaydım kendime saygı duyamazdım.

      Sil
    6. Fidan inanır mısın, arkasından hiç böyle şeyler söylememiştim. Sadece cesaretinden dolayı çok şaşırmıştım. Gerçekten çok üzülmüştüm. Bir insanın bu seviyeye nasıl geldiğini ya da getirildiğini düşünmüş, "kendine göre haklı bir nedeni vardır" demiştim.

      Sil
    7. Biliyorum canım senin söylemediğini. Ben yıllarca beynim dini kurallarla dolduğu için kendi durumumu anlattım. Yapılan yorumlar din konusunda konuşmaktan çekinildiği için konudan epey saptı haliyle.

      Sil
  14. Ben seni gayet iyi anlıyorum ama işin çok zor Söz Sanatı. Bunu insanlara anlatmanın imkanı yok açıkça söylüyorum. İnanmak istedikleri şey başka, inandıklarını söyledikleri şeyler daha başka. Ortada kaynağı din olan bir ötekileştirme var. Ama konu suistimale açık, zaten yüz yıllar boyunca da öyle olmuş. Çoğu bu konulara eğilmez bile. doğduğunda kendini içinde bulduğu şeylere inana inana bir de bakmış ki hayatın sonuna gelmiş. Aslında bir insanın kendini öldürmesine üzülürler ama sıkı sıkı bağlı olduklarını söyledikleri inancın bunun tam karşıtı olduğunu görmek istemezler. Bu cesarete sahip olmadıkları için kimseden tepki almayacağı kesin şeyler söylerler, tabi bütün bunların sonunda ne oluyor? dokunulmaz yanlışlarımız oluyor. Yine de seni takdir ediyorum. Hem bu yazı için hem de kimin ne diyeceğine bakmadan gerçeği söyleyebildiğin için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir noktaya değindin. İntihar etmek yasak; ama kafirleri (kafir benim adlandırmam değil tabii) öldürmek hak. Yani öldürmen gereken adamın kendini öldürmesine üzülüyorsun? O zaman sen bambaşka bir şeye inanıyorsun ve görmek istemiyorsun bunu. Israrla, o veya bu sebeple öldürmeyi emreden bir sistemi güçlendiriyorsun haliyle... Biliyorum faydasız olduğunu. Kimseye bir şey anlatmaya çalışmadım aslında, ben öz eleştiri yaptım. Hatamı ortaya koydum. Tabii toplumumuzda öz eleştiri diye bir kavram olmadığını, öz eleştiri yapan insan üzerinden "A ben o hatayı hiç yapmadım hiç de yapmam." diye kendine pay çıkaracakların olduğunu unutmuşum. (ki çoğu da dediğim gibi neye inandığından bile habersiz...) Teşekkür ederim.

      Sil
  15. Yorumlar yeni bir yazı konusu olacak kadar fazlalaşmış kızım. Tek tek okudum. Belki Allah'ın yerine karar vermeye, teşhis ve sorgulama peşinden gitmezsek, bu olaydan günah hanelerimize düşen sanki daha az olacak düşüncesi geldi birden. Allah, sanırım insanların hiç bir konuda 'kesin yargı hakkının' kendilerinde olduğunu düşünmelerini hoş görmez. Bizim tam ve doğru olarak anlamamızın pek mümkün olamayacağı az-çok belli olan, âlemlerin ve Allah'ın mevcudiyetinin sırrını, işte tam da bu nedenle sözlerimizde ve hükümvari yazılarımızda geçirirken son derece temkinli olmamız gerekiyor. Anlayışlara ve kabul edilişlere göre yorum yapma lüksümüz yok. Ancak empatiyle ve bir iki dua ederek bakamıyorsak bu olaya, susmak en doğrusudur. Şu anda aklıma geliveren bir dörtlükle sayfana veda ediyorum Fidan kızım. Aklın ve sen, çok yaşayın dilerim.Sevgilerimle...

    Akbabalar üşüşür hep leşlere
    Gitmezler inan, yararı olsa da başka işlere
    Böyle gelmiş diye, böyle gitmez ki bu dünya
    Anladım, anladık ki
    Belâ başa gelmeden, bir anlam ifade etmez onlara...
    Dersler ve ibretler... ondan kalır hep sonlara

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şayet bana söylüyorsanız ben de aynı şeyi anlatmaya çalışıyorum zaten. Ama, bunun gerçekleşmesinin tek yolu insanların düşünmeden sorgulamadan bir şeylere inanmayı bırakmasıdır. Özellikle de bizim ülkemizde din istismarıyla yapılanlar göz önüne alındığında bunu yazmak ve söylemek gerektiğini düşünüyorum. Yazıma gelen yorumlar hep konu dışı ve benim yaptığım öz eleştiri üzerinden kendini övme içerikli oldu. Oysa yazdığım şey çok açık, sorgulamadan kabul ettiğim daha doğrusu ettirildiğim bazı şeylerin yanlış olduğunu gördüm. Ben ortaya konuşmayı sevmiyorum sevgili Ece Hanım. Herkesin yolu kendinedir, herkes gönlünce inanır vs bunları söyleyemem. Birileri, başka birilerini öldürmeye hakkı olduğuna inanıyorsa bu artık yalnız onu ilgilendiren bir şey değildir. Dünyayı ilgilendiren bir şeydir, inançlar dahi başkalarının haklarına dokunmamalıdır. Ortada bir yanlış varsa yanlış olduğunu daima söyleyeceğim. Ben bilmem, benim aklım ermez, herkes istediğini yapsın istediği her şeye inansın düşünceleri bana göre değil. Eğer böyle olsaydı ben mesela daha ergenliğimde birileri tarafından kendi inançlarına yönlendirilmezdim. Zamanı gelince neye nasıl istersem inananabileceğim söylenerek kendime bırakılırdım. Ama öyle olmadı. Çünkü, konunun din tarafında yayılmacı, baskıcı bir anlayış var. Hal böyleyken ben de nasıl isterseniz öyle olsun diyemem elbette. Ve en çok kızdığım da bizim ülkemizdeki insanların gerçekten neye inandığından bile haberi olmaması. Yani kitapta yazılanlardan haberleri dahi yok. Hoşgörü diye anlattıkları şeylerin esasında neler olduğunu bilmiyorlar, öğrenmiyorlar. İnsanlar bu gibi konularda görüş belirtmekten çekiniyor olabilir; ama ben düşüncelerimi ifade etmekte sakınca görmüyorum. Düşünmeliyiz, çözüm aramalıyız, bildiklerimizi söylemeliyiz. Dünya kendi kendine değişmeyecek elbette, biz değiştirirsek değişebilir ancak. Sevgi ve saygılarımla.

      Sil
  16. Özeleştiri konusunda hakkınızı teslim ediyorum zaten efendim, vicdani duyarlılığın bir gereği olarak bunu siz yapabilmişsiniz. Son yorumunuzda katılmadığım bazı yerler olsa da (çöp konusu dahil) ben anlatamadım diyerek kapatıyorum.

    Raatsızlık verdiysem affola!
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Çöp" ü yanlış anlayacağınızı tahmin etmeliydim :) O fikir bende geçerliliğini kaybetti anlamında, süslü bir ifade kullandım. Hakaret veya küçümseme değildi. Rahatsızlık vermediniz, takdir edersiniz ki ben de kendimi ifade etmeye çalışıyorum. Ben teşekkür ederim.

      Sil
  17. Dini bilgilerin (!) havada uçuştuğu bu zamanda, sağduyulu, bilmediğinin, yetemediğinin farkında olan, kendinde olmayanı ille de süsleyerek iletmeyen din insanlarına ihtiyacımız var. Çocukluğumdan beri babamı, bir kurt gibi deşerdim sorularımla. Babam, kütüphanedeki kitapları devirmiş, sakin, düşüncelerinde tüm öğrendiklerini, yaşadıklarıyla harmanlamış biriydi. Onun sakin, sormaktan araştırmaktan hiç bir zaman korkmamamı öğütleyen tavrından cesaretlenerek (başkalarına göre o sorular dinden çıkmak demekti belki de) hep sordum, sordum.

    Şimdi babam yok ama ondan bana kalanlarla aklımı, vicdanımı kullanarak, dünyaya (her zerreye) bakışımı geniş tutmaya çalışıyorum. Kesinlikle saygı duyuyorum kendi yaşamıyla ilgili karar alanları da.

    Mükemmel bir özeleştiri yazısı Söz Sanatı... <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana kalsa ben, din adamlarına ihtiyaç olduğunu bile düşünmüyorum. Dinlerin, insanların çaresiz kaldıkları durumlar karşısında kendilerini rahatlatma ihtiyaçlarından ortaya çıktığını ve bazılarının da bu durumu bir şekilde kazanca dönüştürdüğünü düşünüyorum. "Şimdi babam yok ama ondan bana kalanlarla aklımı, vicdanımı kullanarak, dünyaya (her zerreye) bakışımı geniş tutmaya çalışıyorum. Kesinlikle saygı duyuyorum kendi yaşamıyla ilgili karar alanları da." Bence esas olan tam da budur. Herkesin kendi aklı ve kendi vicdanı. Sorumlulukları bunlara karşı duymuyorsak sıkıntı vardır. Baban çok güzel bir insanmış ve çok güzel bir insan yetiştirmiş. Yorum için teşekkür ederim :)

      Sil