21 Eyl 2016

DÜŞKIRAN-21

YOL ARKADAŞI


Bataklıkta çırpınır gibi bir hayat yaşıyordum. Bütün kavgam, nefes alabilmek üzerineydi.
O günden sonra benimle hiç konuşmadı babam. Bulunduğum odaya girmiyor, oturduğum sofraya oturmuyor, cüzzamlı bir hastadan kaçar gibi kaçıyordu benden. Yaralarıma yara ekliyordu bu hali. Kocaman bir adamın küçücük bir kızdan böyle intikam almaya çalışması, hiç adil gelmiyordu. Bazen kızıyor, bazen nefret ediyor, bazen de acı çekiyordum bu yüzden.
Herkes gibi bir hayatım olsun istiyordum sadece. Kavgasız, küfürsüz, aşağılanmadığım, sevildiğim ve sevebildiğim... Zamanla içimde bir hapishane ördüğümü ve kendimi oraya kapattığımı, kaçsam da o hapishaneyi hep yanımda götürmek zorunda kalacağımı göremiyordum. Artık benim için özgürlük yoktu.
 Bir gece eve körkütük sarhoş geldi. Bağırıp söyleniyordu. Çocuklarından yana yüzü neden gülmemiş, bize ne yapmış da ona bunları reva görmüşüz, yememiş yedirmiş giymemiş giydirmiş... Annem diye ağlıyordu. Koskoca adam, annesinin ona olan düşkünlüğünü arıyor, özlüyordu. Ama, biz, ben daha o yaşımızda sağlıklı bir anne baba ilişkisine sahip olamıyorduk. Yetmiyor, travma üstüne travma miras bırakıyordu hayatın daha en başındaki ruhlarımıza.
Yetmedin diye haykırmak istiyordum yüzüne. Yetmek istemedin. Başkalarına karşı takındığın sevgi dolu tavrın, sabrın, anlayışın birazını bile kendi ailene göstermedin. Çocuklarını ayırdın. Dövdün, sövdün... En küçük babalık görevlerini bile yerine getirmeden onlardan dünyaları bekledin... Öz güvenlerini yıktın. Aşılmaz mesafeler bıraktın araya. Kendilerini sevmelerine izin vermedin. Küçük birer kopyan olmaları için her şeyi yaptın... Başardın...
Dudaklarımı ısırdım. Bu cendereden kurtulmanın başka yolu yoktu benim için. Biraz daha susacaktım sadece. Biraz daha...
Evde koşulsuz bir erkek hükümranlığı vardı. Gönüllerince yaşıyor, pervasızca yanlışlar yapıyorlardı; ama hatalarında bile sırtları sıvazlanıyordu. Bense var olduğumu hatırlatabilmek için hep başarılı olmak zorundaydım. Yorulmuştum artık. Çok yorulmuştum.
Feriha bu cehennemden kurtulmak için evden kaçmış, alelacele evlenmişti. Melek ablam da evlendikten sonra yalnızca Hasret'in kaldığı bir işkence evine dönmüştü yaşadığım yer. Hasret ne yaparsam yapayım, ne kadar masum duygularla yaklaşmaya çalışırsam çalışayım nefret ediyordu benden. Kendinde gördüğü tüm eksiklerin, kusurların sebebi benmişim gibi davranıyordu. Ona hiç kimseye vermediğim kadar çok şans vermiştim. Hepsinde de hayal kırıklığına uğramıştım. 
Düğünüm hakkında hiç fikrimi almadı babam. Her şeyi kendi bildiğince yaptı. Düğüne mi yoksa cenazeye mi doğru yola koyulduğumun farkında değildim. Feriha bile böyle cezalandırılmamıştı. Cezalandırılmayı hak edecek hiçbir şey yapmamıştık üstelik. Bize korkunç bir cehennem verip sonra o cehennemden kaçmak için çıkış yolları aramamıza öfkelenenlerin ayıbıydı bu...
Medet, elinden geldiğince bana destek olmaya çalışıyordu; ama babamın baskısı, hoşnutsuzluğu her yanı öylesine kuşatmıştı ki gönlümüzce mutlu olamıyor, birlikte bir hayata yelken açışımızın tadını çıkarmaya çalışmıyorduk bile. Birini öldürsem, hırsızlık yapsam ya da buna benzer suçlar işlesem, bu kadar suçlu hissettirilemezdim...
Babam her fırsatta Medet'in yaşıyla ilgili söyleniyordu. Beni insan yerine koyup bir kez olsun karşısına almıyor, ne düşünüp ne hissettiğimi sormuyor, bana söylemek istediklerini hiçbir zaman yüzüme söylemiyor, bir odadan diğerine duyurmak isteyerek döküyordu zehrini. Tam anlamıyla bezmiştim... Kendinden başka hiç kimseyi onaylayamayan, doğru bulamayan, beğenemeyen, ciddi ciddi kusursuz olduğuna inanan bir adamın kızı olarak, kusursuz olmadığımı hep bilerek; ama hep umutsuzca kusursuz olmaya çabalayarak, onun ağzından dökülecek bir tek tatlı söz için, bakışlarında ışıldayacak küçücük bir sevgi pırıltısı uğruna debelenip duruyordum... Başaramıyordum ve başaramadıkça da öfkem katlanıyordu. Beni görmek istediği gibi göremezse... Görmüyordu bile.
Belki sen bize farklı davransaydın, bize biraz sevgi gösteren ilk adamları sevmeyecek ve onlara sığınmayacaktık demek istiyordum... Belki bu kadar içinden sevmeseydin bizi... Ya da biraz olsun sevseydin... Durmadan kanatan dilinden, bakışlarından, suçlayan zihninin seslerinden kaçmak için çırpınmayacaktık. Uzağındayken bile köşeye kıstıran, ezen, yargılayan gölgen kara bir bulut gibi çökmeseydi hayatımıza... Verdiğimiz her karar yanlış olmayacaktı. Biraz olsun özgür olabilseydik, biraz olsun kendimizi sevmeyi öğrenebilseydik seni de sevebilecektim...
Susuyordum sadece. Artık tek arzum, tek beklentim bu evden bir an önce uzaklaşmak ve babamın hakaretlerini, sürekli suçlayan, bıkkın sesini duymadan okulumu bitirmekti. 
Düğün gecemde yüreğim acıyla doluydu. Stres ve hüzün her yanımı öylesine kuşatmıştı ki olan biteni idrak edemiyordum. Bembeyaz bir gelinliğin içinde, bütün masum hayallerimi, umutlarımı koynuma alıp bilmediğim bir hayata, bir cesaretlendirenim olmadan gitmek üzereydim. Tüm o koşuşturmacanın tamamen dışındaydım; çünkü bütün hayatımıza olduğu gibi düğünümle ilgili her şeye de babam tek başına karar vermişti. Melek ablam ve yapabildiğince annem dışında hiç kimsenin varlığını hissedemiyordum, gidişimden bu ikisi dışında gerçekten üzüntü duyan biri olmadığına ise emindim.
Aylarca yüzüme bakmayan, evlenmeye karar vererek sanki dünyanın en büyük kabahatini işlemişim gibi benden kaçan, her fırsatta uzağımdan savurduğu sivri sözleriyle beni tekrar yaralayan babam, düğün gecemde de farklı değildi. Yüzüme bakmadı. Benimle konuşmadı. Gururumu hiçe sayıp elini öpmeye gittim. Öptürmedi.
İnsanların sorumlusu oldukları yanlışlardan habersizmişçesine, durmadan karşılarındakini kabahatli çıkarma eğilimleri ile ilk o zaman tanıştım. Babamdan ve onun üstümüze inşa ettiği hücreden kaçmak için bulduğum ilk yola, beni nereye götüreceğini düşünmeksizin sapmıştım.
Aynı yolu yürümeyi vadeden bir yol arkadaşım vardı. Arkama bile bakmadan yürümeye koyuldum...

(sürecek)




7 yorum:

  1. Of of. Okuyunca yine tüylerim diken diken oldu. elinize sağlık. Merakla bekliyorum hikayenin devamını.

    YanıtlaSil
  2. Çok hüzünlendim. Bir yerinden, belki derin düşünürsem çok yerinden hayat hikayeme benzettim. Kalemine sağlık kızım. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. "Onun ağzından dökülecek bir tek tatlı söz için, bakışlarında ışıldayacak küçücük bir sevgi pırıltısı uğruna debelenip duruyordum..." Küçük bir kız çocuğunun ihtiyaç duyduğu baba sevgisinin eksikliği bu cümleyle insanı derinden yaralıyor.Bu cümle üzerine yazacak o kadar çok şey var ki beynimin içinde sussam da olmayacak ... Derin bir ah çektikten sonra insan öfkesini de atamıyor, sanki öyle değil böyle baba olunur demek için kız evlat sahibi olmak istiyor. Ayıplarını, yanlışlarını ve eksiklerini yüzlerine haykırmak istiyorsun ama olmuyor.Sonra ilk gördüğü sevgiyi sahte mi gerçek mi ayırt etmeksizin eksiği kapatmaya çalışıyor sarmaşık. Şu an çok öfkeliyim babaya saydırmak istiyorum aslında :) yani duyguyu çok net vermişsin kalemine sağlık, çok güzel bir bölüm yazısı daha.

    YanıtlaSil
  4. Ne yazık ki babalar kız çocuklarının hayatındaki yerlerini, onlar için taşıdıkları anlamlarını bilemiyorlar. Bunu anlayabilseler bir çok sorun kendiliğinden hallolacak...

    YanıtlaSil
  5. Öncelikle yazı çok güzel.İnsanı sürüklüyor.Baba konusunda hatta sadece baba olarak almayalım aile konusunda da böyle iletişim kopuklukları yaşayan çok insan söz konusu..Herkes önce kendine baksa keşke.Sonuçta o çocuğu yetiştirme görevi senin bunu düzgün yapamadıysan o da yanlış seçimler yapabilir...En çok etkilendiğim cümlede şu oldu : Belki sen bize farklı davransaydın, bize biraz sevgi gösteren ilk adamları sevmeyecek ve onlara sığınmayacaktık demek istiyordum... sanki herşeyi özetliyor gibi.Kalemine sağlık canım.

    YanıtlaSil
  6. Bir çocuk böyle yetiştirilmez bu davranışlara maruz kalan bi insan helede bu toplumda yaşayan bi kız çocuğu ruhen çok büyük yıkımlar yaşar.Acaba o baba benim kızım niye bu hayattan uzaklaşma yolu arıyor diye düşünmüş mü?sadece çocuklarınıa suçlu bulmuş yazık...Annelik babalık ehliyeti olması lazım çocuk yapabilen herkes özgürce anne baba olmamalı.Bunun bir sınırı olması lazım yazık...

    YanıtlaSil
  7. ''Aylarca yüzüme bakmayan, evlenmeye karar vererek sanki dünyanın en büyük kabahatini işlemişim gibi benden kaçan, her fırsatta uzağımdan savurduğu sivri sözleriyle beni tekrar yaralayan ANNEM, düğün gecemde de farklı değildi. Yüzüme bakmadı. Benimle konuşmadı. Gururumu hiçe sayıp elini öpmeye gittim. Öptürmedi.''
    Zamanla insan daha iyi anlıyor işte onca savaşı neden verdiğini..

    YanıtlaSil