22 Kas 2014

KADIN MESELESİ


 Bir kadın lafıdır almış başını gidiyor. Lügat parçalamak isteyen, Kazanovalığa öykünen, alkışlanma pohpohlanma sevdasına düşen başlıyor kadının şöyle nadide böyle değerli oluşundan, şöyle sevmesine böyle gitmesine kadar Allah ne verdiyse yardırıyor. İnternette boy boy cümleler, şekil şekil görseller birbiriyle yarışıyor. Sanırsın ki herkes kahvaltıya Paris’te, akşam yemeğinde  Roma’ya uçmuş, şefin spesiyalinin, kırmızı şarabın, çiçeğin böceğin dibine vurmuş, tutkulu bir aşk çalkantılı bir ayrılık yaşamış, ondan sonra da kendini kadınları anlamaya filan vermiş…

 Yazarken bile saçma ve komik geliyor. Kadınları anlamak? Adem Baba ile Havva Ana’dan beridir aynı terane. Topu topu iki insan cinsi var bu dünyada uyanın. Onu da binlerce senedir anlamaya çalışmak ve daha da kötüsü hala anlayamamış olmak, hala çalışmak sizce de komik değil mi? Yani kadının nesini anlayamıyor, çözemiyorsun? Bu devirde hala nesi sana gizemli geliyor? Kadın işte. Senin şunun bunun gibi bir İNSAN. Yok ben bunu idrak edemiyorum etsem de kabul edip konuyu kapatmak istemiyorum diyorsan o zaman entel dantel kılıklara bürünüp durumu daha da iğrençleştirme.

 Dünyayı kirletenler bizzat bunlar zaten. Bütün derdi kadının vücudu olup sanki ruhuymuş gibi bir pozlara girenler… “Kadınları anlamak imkansız. Kadın susarsa… Kadın ağlarsa… Kadının en güzel hali…” falan da filan. Şaka yapmıyorum bir yerde daha böyle dandik tespit örneğine rastlarsam bir yerlerden bir tabanca bulup bunu yazanın alnına dayayıp “Tövbe et.” diye haykıracağım neredeyse.

 Kadında anlamayacak ne var, ne kaldı bu zamanda. Artık gizemli takılan kadın mı var zaten? Hepsinin hatta hepimizin boy boy fotoğrafları sanal alemde, neredeyiz ne yapıyoruz ne düşünüyoruz ne hissediyoruz anında ortada. Onu da geçtim bilim boyut değiştirdi artık. Bu kadar anlamaya algılamaya meraklısın madem, feyste, tivitırda, şurada burada sığ aforizmalar kasacağına git ilim irfan dünyasına dal da insana dair iki doğru dürüst şey öğren. Ama derdi o değil vatandaşın işte. Derdi kadın kadın diye lügat parçalayıp aklınca ilgi toplamak, farklı görünmek.

 Bir acayip kadın anlayışı her tarafta, o da ayrı dert. Uzun boyalı tırnaklar, topuklu ayakkabı, seksi kıyafetler, baştan çıkarıcı bir koku. Bana bile ezberlettiler ya bu gülünesi kadın anlayışını, daha ne diyeyim.

 Kadın kim ben size söyleyeyim mi? Her sabah gün doğmadan önce uyanıp ahıra gidip ineği sağan; çocuklarının sofrasına süt, peynir, yoğurt koyan anne kadın. İki göz odalı evinde namusuyla, edebiyle, yetinmeyi bilen o kutsal tavrıyla çocuklarını topluma faydalı birer insan olarak yetiştirmenin çabasını veren abla kadın. Süslenmeyi, şehveti, gezmeyi, tozmayı, kendi nefsi için yaşamayı bilmese de; fedakarlığı, insanlığı, saygıyı sevgiyi, iyiliği bilen kişi kadın. Maalesef bugün geriye kalanların birçoğu erkeğin onu koyduğu yerden çok memnun ve üzerine yapışan o yüzeyselliğe dair hiç şikayeti yok.

 Bir de bunun envai çeşit sığırı var. Var yani yapacak bir şey yok. Ama benim en nefret ettiğim iki sığırdan birincisi “Kadın bedeni sanat eseridir.” diyeni, ikincisi de en az bunu kadar beyinsiz olan “Kadın şeytandır.” diyeni. Ama eninde sonunda kadın suçlu tuhaf bir biçimde. Nefsine hakim olamayan bu, gözü fıldır fıldır dışarıda olan bu, karşı cinsten birini gördü mü sevişme ihtimali hesaplamaya başlayan bu, neresi nasıl diye santim santim incelemeye koyulan yine bu; ama kadın şeytan bak bak bak…
Birincisine ne demeli? “Kadın bedeni sanat eseriymiş!” Sonradan romantik seni. Dünyanın bizzat kendisi bir sanat eseri. Tabiat sanat eseri. Sayısız canlı türü sanat eseri. Mevsimler, okyanuslar, çöller, hayatın ta kendisi eşsiz bir sanat eseri. Ama bunların hiçbiri erkek adı verilen düz canlı için ne seyretmeye ne de hayran olmaya değer şeyler. İş kadın vücuduna gelince hepsi birer romantik oluyor ve başlıyor edebi edebi konuşmaya.

Olayı kadın vücuduna tapınmaya götürecek kadar abartanları bile mevcut. Ne mide bulandırıcı bir zevk düşkünlüğü, ne zavallıca bir farklı gösterme çabası.

 Gerçekten sanat eseri görmek istiyorsan gün doğumunu seyret. Denizde taş sektir. Taşın suya nasıl hevesle, istekle karıştığını ve sonsuzlukta yitip gittiğini gör. Çiçek yetiştir çiçek. Ulu bir çınar ağacı bul karşısına bir sandalye çek, hikayesini dinle. Sanat eseri görmek istiyorsan insan vücudunun işleyişini öğren. Her hücrenin, her dokunun nasıl bir ahenkle işlediğinden haberdar ol. Vücudunda hiçbir sistemin bir diğerinden rol çalmadığına ve sadakatle vazifesini yerine getirdiğine şahit ol.

 Allah’a  mı inanasın var? Penguenlerin dansına bak. Bacak kadar boyu, yavaştan da yavaş hızıyla yengeç denen canlının hangi rotayı takip ederek hangi izi sürerek çölü aşıp yumurtalarını bırakıp gerisin geri döndüğünü öğren. Hiçbir denizin suyunun ötekine karışmayışını sorgula, ona şaşır. Tüm gezegenlerin kendi yörüngesinde takılmasına hayran kal. Dünyadaki her varlığın her canlının kendine özgü renklerde oluşunu beğen. Sözün özü kanıt çok. Hayran olunacak eser çok. Bir tek kadın bedeni değil yani.

 İlle de kadınları anlamak istiyorsan en çarpıcı en gerçek şekilde görüp anlayacağın daha doğru yerler, daha doğru durumlar var. Çocukları askerde mayına basıp parça parça olan anneler de kadın. Ayyaş adamların bıçaklayıp bilmem kaçıncı kattan aşağı attığı kadınlar ve onların bacıları, anaları da kadın. Kendinden 40 yaş büyük dedelerle zorla evlendirilip ertesi gün intihar eden kadınlar da kadın. Arkadaşım gerçek acıdır, vahşetten, kandan, zulümden kaçıp senin yurduna sığınan ama acımasızca hakir gördüğün, kışkışladığın, elinden gelse linç edeceğin, çoluk çocuğuyla kışta kıyamette sersefil ortada kalmış olan kadın da KADIN! Onları anlayasın neden yok? Bedenleri iğrenç bakışlarına, çirkin hayallerine konu olmaya müsait değil diye mi? Görünüşleri iştah açmadığından mı? Onlar insan değil, kadın değil başka bir şey mi? Onları anlamak, onları dert etmek gereksiz mi?


 Çağ ne kadar değişirse değişsin, erkeğin hükümdarlığı bir türlü değişmiyor ve gün be gün kötüye gidiyor. Onun için anneler büyük görev size düşüyor. O erkek çocuklarını aslanım kaplanım, çapkın oğlum, bütün kızlar peşinde, göster bakayım amcalara gibi ilk çağ laflarıyla yetiştirmeyin gözünüzü seveyim. Çünkü ben artık eminim ki erkeğin kafası değişmedikçe, erkek karşısındakine “kadın” demeden önce “insan” diyemedikçe yeryüzündeki bir toz zerresinin bile durumu daha iyiye gitmeyecek… 

4 yorum:

  1. Merhaba,blog keşif etkinliğinden geliyorum.Sizi takibe aldım banada beklerim.

    http://madamcosmetic.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. Sanat anlayışının yerlerde süründüğü günümüzde sanat eseri anlayışının bu kadar sığ olmasına hiç şaşırmıyorum nedense. Sözde "cesur" kadınlarımızın sergilemekten çekinmediği vücudu sanat eseri. "Mertçe" inandığı fikirleri savunan, doğrularının arkasında duran kadınımızın bu sebepten takdir edildiğine pek rastlamadım. Bunun müsebbibi de bu zihniyetteki erkekler değil, çok üzgünüm ama onlara bu fırsatı veren hemcinslerim. Bu yazıyı okuyunca da nedense aklıma gündüz kuşağının yeni fenomeni yarışma programı geldi. Teoman'ın şarkısındaki gibi güzel vücutlar boş suratlar.. Zehirli diller, boş beyinler. Bilmem kaç milyonun hafızasına nakşedilen kadın profili. Tarz mı? o da işin hikaye kısmı...

    YanıtlaSil
  3. Çok haklı bir isyan olmuş.Daha kadını özgürleştirdik diye geçiniyoruz.Bizi etek boyumuz için sevmeyen biri olur mu acaba dünyada.bütün toplumun algısını değiştirmek lazım.Kadın yetiştireceği bir çocukla bile çok şeyi değişirebilir.Kadın toplumu inşa eder.

    YanıtlaSil
  4. merhaba takipteyim sizi bende bloğuma beklerim:) sevgiler...

    YanıtlaSil