9 Eki 2014

MİMLENMEK YA DA MİMLENMEMEK



İşte bütün mesele bu. Mimlenmek sözcüğünü duyup da ortada kötü bir şey döndüğünü düşünüp hissetmeyen var mı bilmiyorum;  ama blog dünyasındaki mimlenmenin gayet güzel ve önemli bir paslaşma anlamına geldiğini blog yazarlarından öğrendim ve bu paslaşmada topu bana atan KAYB-I KELAM’a teşekkür ederim.
1.     Bu aralar hayatında neler oluyor, seni nasıl etkiliyor bu olaylar ?

Hayatında bir şeylerin olduğu aralıkları geride bırakmak için çok çabalamış biri olarak ne bu aralar bir şeyler oluyor hayatımda ne de bundan sonraki aralarda olacak. Kavgasını verdiğimiz hiçbir şeyin aslında o kavgaya değmediğini; çünkü hayatın kendi beden ve ruh sağlığımızdan başka şeylerin kavgasını vermek için çok kısa olduğunu gördüğümden beri, hayatımda birtakım olaylara neden olabilecek insanlardan, mekanlardan ve durumlardan elimden geldiğince uzak duruyorum. Rutinimi seviyorum ve bu rutinin içinde o gün, o hafta, o ay herhangi bir değişiklik olmamasına özen gösteriyorum. Evet, aslında yalnızlığın tanımını yapmış oluyorum bu şekilde; ama sözünü ettiğim beden ve ruh sağlığını kazanıp kaybetmemenin tek koşulu buysa, kelimenin korkutucu anlamından sıyrılıp dostane anlamlara büründüğünü anlamak çok da zor olmayacaktır.
“Bu olaylar seni nasıl etkiliyor?” sorusu da benim adıma geçersiz oluyor tabii ki.

2.   Hayatın senin için ne kadar önem arz ediyor ?

Elbette büyük bir önem arz ediyor. Bunun tek nedeni de, gerçek yaşama uzanan yolculuğumuzda bize yardımcı olabilecek hazırlığı ancak hayatımızla yapabiliriz. Yani ben şu ana dek hiç namaz kılan, dua eden ya da iyilik yapan, ağaç diken, çiçek eken ölü görmedimJ  Değerli bir öğretmenim “Her yeni gün Allah’ın bize lütfettiği yeni bir başlangıç, yeni bir umuttur. Umutsuzluk Müslümana yakışmaz.” demişti. Bu bakış açısını çok sevmiş olmalıyım ki özellikle çabalamasam da içime, ruhuma fazlasıyla sindirmişim. Her yeni gün eksikleri tamamlamak, daha iyisini yapmak ya da en azından yapabildiğini yapmak için başka bir fırsat, başka bir şans. Bir gün kalbimiz duruverecek, nefesimiz kesiliverecek ve film orada kopacak işte. Bunu bilmeyen yok; ama bilip de ölümsüzmüş gibi yaşayan ne yazık ki çok…
Hayatım büyük bir önem arz ediyor; ama “Dünyaya bir kere geliyoruz o zaman canım ne isterse yaparım.” mantığıyla değil. Yukarıda açıklamaya çalıştığım şekilde…

3.   Kendini bir kenara çekip, hiç düşündüğün oldu mu ?

Bu soru beni güldürdü. Hani, iletişim denen olgu keşke sadece düşünceyle gerçekleşebilse diyecek kadar çok düşünen biriyim; ama açıkçası hiç “Dur şu kenara bir geçeyim de düşüneyim.” demişliğim yokJ Yani, hayatın bana kötü mü iyi mi bilemediğim bir getirisi de bu işte, çok düşünmek. Düşüncenin içinde kaybolmak,  konuşmak istememek, hatta konuşmayı unutmak neredeyse… Çok fazla iç sesim var ve onları dinlemekten, onlarla çatışmaktan ya da onlara hak vermekten, olayın sesli boyutuna geçemiyorum bir türlü. Yemek yerken, uykuya dalmadan önce, yolda yürürken, birine bir şey anlatırken ya da bir şey dinlerken sürekli düşünme halindeyim desem abartmış olmam. Bu durum insanı yabani, korkutucu, itici ve benzeri kötü sıfatlarla nitelendirilmeye mahkum etse de, değiştirilmesi pek de mümkün olmadığı için bir süre sonra alışılıyorJ

4.   Nefret duyduğun bir alışkanlığın var mı ?

Var, tırnaklarımı yiyorum hala. Tam unuttum, artık yapmıyorum, oh be kurtuldum dediğim sırada yeniden ortaya çıkıyor ne yazık ki. Bunun dışında, daha önce burada paylaştığım bir yazımda anlattığım nedenlerden dolayı yolda yürürken yanından geçtiğim tüm evleri elimde olmadan uzun uzun incelerim. İçini düşünürüm, o evde nasıl hayatlar yaşandığını hayal ederim. Takdir edersiniz ki yolda yürümek zor oluyor bu durumdaJ  Birçok alışkanlığım vardır; ama şu an düşünebildiğim en kötü iki tanesi bunlar.

5.   Bu hafta içinde neler yaşadın ?

Pek bir şey yok. İlk soruda sözünü ettiğim rutin işte. Yani zaten ne yaşanabilir ki? Hepimiz üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyoruz. Mutlaka bir şey yazmam gerekirse de üç-dört  hafta kadar önce sokakta iki kardeşi ölmüş halde ve kendisi de ölmek üzereyken bulduğum bebek kediyi, annesini etrafta göremeyince eve almış ve biberonla beslemeye başlamıştım. Bu hafta mama kabından yemek yemeye başladı ve artık ortalıkta fır dönüyor. Hayata asıldı anlayacağınız, beni çok sevindiren bir gelişme olarak bunu yazmış olayım.

6.   Hayat ...

Kendimi bir tasavvuf yazısı yazıyormuş gibi hissetsem de, başka türlü düşünemediğim için cevabım yine o boyutta, o doğrultuda olacak. Hayat Allah’ın insanoğluna bahşettiği bir güzelliktir. Bunu mahveden, çekilmez kılan da insanın bizzat kendisi. Ben kendi adıma ne kadar zorlu bir yolculuk olsa da, bu dünyayı görmemiş, bilmemiş olmayı asla istemezdim. Keşke her şey güzel, her şey iyi olsa; ama değil işte. Bunu tek başımıza da sağlayamayız, birçok kişiyle de. Bunu böyle kabul edip hayatın hiç değilse kendimize ait olan kısmını iyi tutmak, en doğrusu gibi geliyor bana… Yani, kimse senden, benden hayatı bir çiçek bahçesine çevirmemizi beklemiyor. Kirletmeyelim, zarar vermeyelim, başkalarına da başka canlılara da zehir etmeyelim, bu zamanda yeter de artar bile…

7.   Son zamanlarda bir değişikliğe uğradığını düşünüyor musun?

Düşünüyorum. Saçlarımı az da olsa kısalttırdım. Yaşamak, para kazanmak için ayırdığım zamanı azalttım, kendime yetecek kadarını bırakıp yerine yapmaktan keyif aldığım şeyleri koydum. Kitap okumak, yazmak gibi.  Sonra, en iyi arkadaşımla iletişimimi yoğunlaştırdım. Ona ihtiyacım olduğunu fark ettim ve benden dolayı uzak kaldığımız zamanları telafi etmeye çalıştım.


8.   Hayattan beklentilerin neler ?
Hayattan değil kendimden beklentilerim var. Çok var aslında. Hangi birini yazsam bilmiyorum. Geldik mi yine olayın ilahi tarafınaJ İyi bir insan olmak diye özetlersem yanılmış olmam. Yani mağdur olabilirim; ama zalim olmaktan korusun Allah. Ezilebilirim, ezmekten korkarım. Zarar görebilirim; zarar vermek istemem. Bir de insanların kendilerine yaşam hakkı tanımadığı, yaşayacak alan, besin ve temiz hava bırakmadığı zavallı hayvan dostlarımız için bir proje var aklımda; ama kısmet işte. Bir gün piyango vurursa ilk beklenti, ilk iş oJ


Hepsi bu. Artık ben de mimli bir blogger olarak, pas vereceğim yazarları seçiyor ve topu sevgili  http://gulsahonen.blogspot.com/  "2 ÇOCUKLA HAYAT"
ile sevgili http://masalyildizi.blogspot.com/   "MASAL YILDIZI" blog yazarlarına atmaktan sevinç ve heyecan duyuyorum.


NOT: Kızlar lütfen en az benim kadar samimi olun, tırnak yiyorsanız tırnak yiyorum deyinJ  Cevaplarınızı bekliyorum. Sevgiler.

2 yorum:

  1. hahahha valla tırnak yemiyorum ya ..hiç kaçışım yok mimlenmekten senimi kırıcam hemen cevaplayacagım :)

    YanıtlaSil
  2. Aradığın cevaplar burada canım:
    http://masalyildizi.blogspot.com.tr/2014/10/mimlendim.html
    :):)

    YanıtlaSil