14 Eki 2014

YALNIZ BİR ADAMA

Onunla ilk kez öfkeli bir yaz gününün bunaltıcı sıcağında kavrulan kasvetli bir derslikte karşılaştık. Hayata kayıtsızca bakan gözleri ve kainatın tükeneceği gün için yaşıyormuşçasına başka her şeyi gerisin geri gönderen hırçın tebessümleri, yalanlarla kuşatılmış kirli bir dünyayı anımsattı bana.

Sonra defalarca karşılaştık. Caddede, koridorda, bu küçük kentin herhangi bir yerinde... Garipti. Kimsesiz bir çocuk gibiydi. İnsanların gözlerinin içine bakmıyordu. Hiç yaşamamış olmak istediği şeyler anımsıyordu belki de. Belki de korkuyordu gülen yüzler görmekten. Benim için sokağın bitmeyen gürültüsünde geçmişini kaybetmiş bıkkın bir figürandı sadece.

 Oyunun baş kahramanı olduğunu çok sonraları öğrendim.


 Kendini yazdırmadan duramayan kırıcı isyanlarım olmasa ve merhametsiz bir tesadüf beni onu tanımak zorunda bırakmasa, içinde dağılan başka bir adam olduğunu ben de bilmeyecektim. Onun hikayesinin bittiği, benimkininse henüz başladığı yerde yollarımız kesişiyordu. Bu kesişim noktası sahipsiz bir kedi gibi içime işlemişti. Sessizlik ağır bir olguydu ve bütün kediler sessizdi.

O da öyleydi...

Bir gün, kınından çıkarılmış bir hançer gibi saplandığım yeri kanatmaya hazırken, karınca adımlarla kaldırımlar eskitiyordum. Kalabalık caddeler ve mutluluk tabloları uzanmıştı boylu boyunca semtin sokaklarına. Yine de dört bir yanım yalnızlık kokuyordu.

Ve onu gördüm. Adımlarındaki acelesiz telaşı duyabiliyordum. Herkes birbirine benziyordu, herkes... O ise tutuklu bir yağmur damlası kadar kaybolmuştu kendinde. Hangi cama vursa açılmıyordu ve dağılıyordu çaresiz. Garipti. Garipten de öteydi. Yürüdüm peşi sıra, şelaleye kapılan bir söğüt yaprağı gibi.  Derken göklerin ve yerin en güzel sesini işittik her yanda. Minarelerden atmosfere müezzinlerin alınları secdeye çağıran müthiş sesi karışıyordu. Biliyordum. O anda onun gözlerine bakabilseydim baştan ayağa iman göreceğimi biliyordum.

Bir serçe sürüsü geçti tepemizden, yitip gitti apartmanların arasından. Anımsadım. Onunla ilk kez, öfkeli bir yaz gününün bunaltıcı sıcağında kavrulan bir derslikte karşılaşmıştık. Kalbini buzullarla kapatmış gibiydi. Güneş doğudan doğuyordu. Oysa onun yüreğinde hep bir gece hüküm sürmüştü. Kilit altına almıştı onu.

Durdu, yüzüme baktı. O dakikada anladım sokağın bitmeyen gürültüsünde geçmişini kaybetmiş sıradan bir figüran olmadığını. Oyunun baş kahramanıydı aslında. Kendini gizliyordu sadece... İşte orada sordum en sorulmaması gereken soruyu. Hayata kayıtsızca bakan buğulu gözlerinde kendi yarattığı yalan dünyanın devinimlerini gördüm. Kim bilir, belki ışıksız bir mahalle kadar karanlıktı da bana öyle gelmişti.

- Ben böyleyim, dedi. Ama bir gün mutsuz olduğumu hissedersem, söz ilk sana söyleyeceğim.

Aramızda bunun kuru bir vaat olduğunu ikimizde de fısıldayan isimsiz bir şeyler vardı. Ben susmak zorundaydım. Çünkü damarlarımda onun yüreğindeki sessizce acı çekme yüceliği dolaşmıyordu. Dolaşıyor olsaydı, neden bu kentin çirkin yalnızlığını böyle fedakarca yüklendiğini sorardım ona. Oysa biliyordum. Kalbinde bir yerde taze bir  yara olduğunu biliyordum. Güneş, Amanos'un yamaçlarında boy verir vermez o yaranın acıdığını da... Yardım isteyen sesinin asla yükselmediğini ve çığlıklarını, haykırmalarını çok uzun zaman önce, çok uzak bir şehirde bıraktığını da biliyordum.

Sonra acele; fakat telaşsız adımlarla sokağın bitmeyen gürültüsüne karıştı. Bu kez geçmişini kaybetmiş bıkkın bir figüran gibi değil. Oyunun baş kahramanı olduğunu anlatır gibi dimdik.

Bir gün, söz verdiği gibi mutsuzluğunu bana anlatırsa eğer, bu yalnız adamın hikayesini yazacak ellerim. Onun hikayesini... O; kalbinin doğusunu kilit altına alan, kuzeyin buzullarını yüreğinde taşıyan adam.

Öğretmenim.

( Lise anılarından defterlere defterlerden bugünlere bir hikaye. Sonrası yok...)

4 yorum:

  1. Senin edebiyat öğretmenin olsaydım keşkee :)

    YanıtlaSil
  2. Hayatta figüran olarak görülenler aslında hep en değerliler oluyor en sonunda.

    YanıtlaSil
  3. anladım :) eskilere geri döndüm canım :)

    YanıtlaSil
  4. Merhabaa :) Yine mimledim :) http://suslusirine.blogspot.com.tr/2014/10/mim-3.html

    YanıtlaSil