29 Mar 2019

BAŞKA BİR BOYUT

10. gün... Ben daha 'Karnımda resmen minik bir insan varmış!' şaşkınlığıyla ona bakmayı bırakamamışken, o kendi kuralları, çabucak şekillenen alışkanlıkları ve masumiyetinin gücüyle evi, yaşamımı ele geçirdi bile.

Kendimi aynı anda hem yiyecek bir şeyler hazırlamaya hem saçımı taramaya hem de gidip gelip iyi mi, uyuyor mu, uyandı mı, ağladı mı, ağzı burnu açık mı diye yoklamaya çalışırken buldum. Gerçekten çok tuhaf. İlk birkaç gün bedenimdeki inanılmaz ağrılar, yorgunluklar sebebiyle fark edememiş olsam da anneliğin bana kodlanmış bir şey olduğunu şimdi daha iyi görebiliyorum. Babasından başka kimseye ihtiyacım olmadığını, onu birlikte gayet güzel büyütebileceğimizi ve açıkçası bu işi birçok kişiden de daha iyi yapabileceğimizi görebiliyorum. Bedensel acılarım dinmedi; ama evde, kollarında çok şükür bu acıları neden çekmiş olduğunu sana hatırlatan böylesine güzel bir varlık varken onları unutman ve ayaklanman daha kolay oluyormuş. Vücuduma öyle saygı duyuyor ve minnet besliyorum ki... Daha geçen sene çektiklerinin izleri olanca şiddetiyle duruyorken beni ve Yunus Emre'yi olabilecek had safhada güzel taşıdığı, oğluma zarar vermemek için kendi sağlığıma iyi gelen tek bir ilacı bile ilk 3 ay ağzıma koymadığım halde beni şaşırtarak uyum sağladığı, zorluk çıkarmadığı, normal şartlar altında bir gün bile es geçsem nefes alamadığım, tek bir adım bile atamadığım inhaleri 9 ay boyunca kullanmadan idare edebilmemi sağladığı, baş belası alerjilerimle kış ortası doktorun verdiği kullanılabilecek en hafif en zararsız hapla 3-5 günde bir rahatlayıp idare edebilmeme yardımcı olduğu, daha geçen sene kayıpla sonuçlanan gebeliğimin üstüne yeniden aynı değişimler, ağırlıklar bindiği halde gık demediği, kısacası ona güçlenme, kendini toparlama fırsatı vermediğim halde benimle birlikte aslanlar gibi savaştığı için bedenime minnettarım.

İşin bu kadarla biteceğini sanmakla fena yanılmışım. Art arda iki ameliyat olmanın vücudumu nasıl yoracağını hiç hesaba katmamışım. Sevgili bedenim, bu 2 sene içinde çok hırpalandın, örselendin, yoruldun farkındayım. Ama her şeye, hepsine değdi... Ve sana söz veriyorum eskisinden de iyi olacaksın. Senin, bizim için ne gerekiyorsa yapacağım. Toparlanacağız, daha güçlü, daha güzel, daha sağlıklı olacağız.

Erkekler askerlik, kadınlar doğum hikayelerini anlata anlata bitiremez derler. Benim niyetim de uzun uzun anlatmaktı ki kendimi birden bambaşka bir boyutta buldum. Yunus Emre boyutu... Yine de, ileride hatırlamak açısından dilim döndüğünce yazmaya çalışacağım.

Yavrumun karnımdaki kıpırdanmalarına iyiden iyiye alıştığım, hastane ortamından artık usandığım, usul usul da korkmaya başladığım için kontrole çağrıldığım günde -ki hastaneden taburcu edilmemin 2 gün sonrasına tekabül ediyor- mızmız çocuklar gibiydim. Gitmek istemiyordum, hem zaten böyle iyiydik değil mi? Koca 39 haftayı geride bırakmıştık, birlikte 1 hafta daha idare edebilirdik sanırım... Derken Yunus aklıselim davranarak beni ikna etti. Çünkü gebelik şekerim vardı ve açıkçası artık diyetten usandığım için canımın çektiği şeyleri yiyip içmeye başlamıştım ki bu çok riskliydi.

Sabah 6 gibi kalktık, sakince hazırlandık, Yunus hep yaptığı gibi bana kendimle ilgilenebilmem için fırsat verdi. O kahvaltıyı hazırlarken ben de giyinip muhtemelen yine birkaç gün takip edilir sonra doğuma alınırım diye düşündüğümden hazırladığım çantamı kontrol ettim. Çıktık, güle oynaya hastaneye gittik; bugün de doğum olmaz nasılsa diye şartlamıştım kendimi sanırım. Şimdi bakıyorum da benim aklıma, telaşıma uymayıp 39. haftaya kadar bekleten sevgili Zekai Tahir Burak Perinatoloji doktorlarına minnet duyuyorum. Yavrum bu haliyle bile öyle küçük öyle savunmasız görünüyor ki gözüme, onu alıp hastaneden çıkmak nasip olmasaydı ne yapardım hiç bilmiyorum...

Sonrası çorap söküğü derler ya öyle işte. 10 gibi kontrole girdim. Doktor bir şey yiyip içme dedi, yatışımı yaptılar, her seferinde ayrı ıstırap olan damar yolu açma işlemini yapmasını istediğim hemşire görevdeydi ve o iş de kolayca, acısızca halloldu. Normalde her yatış öncesi 4-5 saat takip edildiğimiz ve açıkçası pek de iyi hissetmediğimiz yoğun bakım servisinde fazla bekletilmeden, ultrasonla Yunus Emre'nin son durumuna bakıldıktan sonra 12 gibi ameliyata alındım. Tabii doktorların 'Senin aklına uysaydık 32. haftada çocuğu alın diyordun.' 'Zorla morla 39'u gördürttük sana.' takılmaları heyecanımı perçinliyordu; çünkü haklılardı. Düşünüyorum da ben de korkmakta, panik olmakta, kaybetmek istememekte haklıydım; ama onlar duygularla değil ultrason, nst, şeker, tansiyon takipleriyle karar verdiler ve ne iyi ettiler... Allah hiçbirini başımızdan eksik etmesin ve hiçbirine de muhtaç etmesin inşallah.

Riskli gebelikte takip edilen hastalar ameliyat sırasında tamamen uyutulamazmış. Belden aşağımı uyuşturan -başarısız birkaç denemeden sonra- bir iğneyle ameliyata başlanması... Ellerimi iki yana açıp bağlamaları, yanıbaşımda duran oksijen tüpü ve maskesi... Doktorun 'Korkacak bir şey yok, bunlara ihtiyacın yok; ama ne olur ne olmaz burada duracaklar.' açıklaması... Tuhaf bir sarhoşluk içinde bedenimin alt kısmında güçlü, keskin hareketler hissetmem; ama acı namına bir şey duymayışım... Bir eğitim araştırma hastanesinde olduğumuzdan uzman doktorun ameliyatta kendisine eşlik eden doktora bilgi vererek çalışması... Ve aslında 10 dakika kadar olduğunu anladığım kısacık bir süre sonra çığlık çığlığa bağıran oğlumu duymam...

Anestezinin etkisi geçtikten sonraki yaklaşık 1 hafta tabiri caizse acıdan bittim. Kadınların 'Ben ameliyattan sonra 2. gün zıplıyordum, ben aynı gün perende attım, ben ameliyatlı halimle maraton koştum.' filan gibi birbiriyle acı çekmede sidik yarıştıran ve sizden de aynı performansı bekleyen halleri yine yeniden midemi bulandırdı. Ben acı çektim kardeşim, iliğime kemiğime kadar hissettim acıyı ve o acıyla bırak bir şeyler yapmayı yerimden doğrulamadım, yatakta sağdan sola dönemedim bile. Sen mecbur olduğun için acıdan kıvransan da yaptıklarını güzelleyedur, ben iki senedir inanılmaz ağrılara sızılara dayanan ve bir noktada artık kendini salıveren bedenimi anlamaya çalışmakla meşguldüm. Kendisi acı çektiği için aynı acıları her kadının şikayetsiz çekmesi gerektiğini zanneden, yardım edebilecekken etmeyen hatta ayak bağı olmayı seçen  kötü kalpli kadınlar... Sizi sevmiyorum. Sizi gerçekten sevmiyorum...

Hastaneden ayrılırken hemşirelere ayrı doktorlara ayrı teşekkür ettik. Biz bir şey yapmadık dediler. Sıradan bir bakış açısıyla evet sadece işlerini yaptılar ki arada ufak tefek tatsızlıklar da olmadı değil. Ama, biz Yunus'la 'işini yapan' insanlar görmeyeli öyle uzun zaman oldu ki minnet duymaktan, saygı beslemekten kendimizi alamadık. Zekai Tahir Burak çalışanları, her şey için tekrar tekrar teşekkür ederim. Ben de daima işinizi kolaylaştırmaya, elimden geldiğince zorluk çıkarmamaya çalıştım ne kadar başarılı olduğumu bilemesem de. Çok şükür kucağımda çocuğumla ayrıldım aranızdan. Var olun.

Yazmak istediğim birçok şey var; ama çok şükür ki artık ilgilenmem, beslemem, temizlemem, sakinleştirmem, korumam gereken bir yavrum var. Bu yazıyı bile iki günde parçalar halinde ancak yazabildim. Ve açıkçası zaman geçtikçe uzun uzadıya yazmaya, konuşmaya değer bulduğum çoğu şey önemini yitiriyor. Onların yerini olanca güzelliğiyle sesini duydu mu, kokunu aldı mı susuveren, sana sokuldu mu kendini dünyadaki en güvenli yerde zanneden minik, tatlı bir beden alıyor. Evet ben de Yunus da kendimizce çok emek verdik, çok sabırlı ve güçlü davrandık; ama karşılığında alıp eve getirdiğimiz şey öylesine güzel ki hala 'Bunu hak etmek için ne yaptık acaba?' duygusundan kurtulamıyoruz...

Ve aynı, hatta belki daha da zorluklarla yavrulayan, yavrusundan türlü işkencelerle koparılan, bütün yaşamı kan, acı ve gözyaşı içinde tüketilen, durmak bilmeksizin sömürdüğümüz hayvan kardeşlerim... Güzel anneler, güzel yavrular, güzel canlar... Sizi bir an bile unutmadım, unutmuyorum, unutamam. Gerçekten elimde olmayan sebeplerle gırtlağınıza düğümlenen sesiniz olmayı, çaresiz bakışlarınızı karanlık kalplere tercüme etmeyi bırakmış olabilirim; ama yeniden güçlendiğim, buna fırsat ve güç bulabildiğim ilk andan itibaren yanınızda olacağım. Ne zaman bilmiyorum, söz veremiyorum, sadece her ne olursa olsun acılarınız acılarımdır demek istiyorum. Ve yüreğimden, sizinle koşup oynayan, sizin için çabalayan, sizi sadece seven, yemeyen, giymeyen, sömürmeyen, kullanmayan, zulümden el etek çekmiş bir evlat yetiştirebilmeyi temenni ediyorum. Olur mu? Ne kadar olur? Bilmiyorum... Neslim insandan olsa da aklım, fikrim, kalbim sizinle. Siz mazlumsunuz, biz zalimiz. Siz haklısınız, biz hiç değiliz...


28 yorum:

  1. Bebişinize sağlıklı,uzun ömürler diliyorum...Size de kolay gelsin.

    YanıtlayınSil
  2. Sen bu yazıyı yazarken Yunus Emre birkaç kez uyanmıştır sanırım. (((:

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle oldu :) Hatta yazıyı tek seferde değil, iki gün içinde fırsat buldukça yazdım; ama hiç şikayetçi değilim :)

      Sil
  3. Ben her şeyden önce sana sabrın, cesaretin, güçlü duruşun için teşekkür etmek istiyorum kuzusu. Bu güzel duyguları bize yaşattığın için, nur topu gibi bir evlatla evimizi şenlendirdiğin için teşekkür ederim. Babalık gerçekten tarifi zor, ağır bir sorumluluk ama bir o kadar da çok güzel bir duygu:) Allah isteyen herkese anne baba olmayı nasip eylesin. Sizi her şeyden daha çok seviyorum :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aynı şeyler için sana teşekkür ederim; çünkü en az benim kadar sabırlı ve güçlü durdun bu yolda. Hala da öylesin... Elimiz ayağımızsın, sırtımızı güvenle yasladığımız sapasağlam bir duvar gibisin. Sen olmasan, senle olmasam gerçekten yapabileceğim, çekebileceğim bir şey, bir süreç değildi. Biz de seni çok seviyoruz :)

      Sil
  4. Hadi gözünüz aydın.. artık kucağınıza aldınız ya, gerisi gelir. Birlikte büyüyeceksiniz yavrunuzla :) Sen çok güçlü bir kadınsın. Küçük ailenize sıhhat, afiyet ve bereket diliyorum.
    (
    Bu arada bir blog tavsiye edeceğim. Tüylü dostlarımızla ilgili kendi çabalarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, üstelik Ankara Mamak' da Patipark isminde bir yer açmışlar. instagramda da hesapları var, bağış alıyorlar. http://nehirida.blogspot.com/ paylaşmak istedim.)

    Sevgiler gönderiyorum. :) <3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim sevgili Momentos :) Şükür sağ salim kucağımıza aldık gerçekten. Bundan daha güzel bir ödül düşünemezdim :) Paylaşım için teşekkür ederim, bloğa göz attım. Mutlaka ilgilenenler de olacaktır, ben kendi adıma diğer tüm hayvanların görmezden gelinip sadece kedi köpeklerle ilgilenilmesini doğru bulamıyorum. İlgilenilmesin demiyorum; ama diğer hayvanların da aynı haklara sahip olduğunun göz ardı edilmesi elimde olmadan gücüme gidiyor. Hepsi can, hepsi birer çocuk nazarımda. Ama biz insanlar birkaç tür dışındakileri yok sayıyoruz. Kimini seviyor kimine de etmedik zulüm bırakmıyoruz. Yazının sonundaki paragraf, veganlığımı sürdüremeyişimle ilgili kendi vicdan muhasebemdir. Hakkımda hayırlısı olsun diyorum ben de ilerisi için. Tekrar teşekkür ederim, sevgiler :)

      Sil
    2. Sen nasıl değerli bir evlatsın Fidan kızım. Seni gayet iyi anlıyorum...

      Sil
    3. Büyük ve keskin sözler etmemem gerektiğini öğrendim sevgili Ece Hanım; çünkü hayatın bize ne getireceği gerçekten belli olmuyor. Dediğim gibi, hakkımda hayırlısı olsun ilerisi için. Teşekkür ederim, sevgilerimle :)

      Sil
  5. Bence siz bu güzelliği çoktan hak ettiniz. Tadını çıkarın :)

    YanıtlayınSil
  6. Ne kadar güzel yazmışsınız. Allah analı babalı büyütmeyi nasip etsin. Siz söylenelere inanmayın herkesin tecrübesi farklı. En iyisi içgüdülerinize ve bebeğe güvenmek çünkü o ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor. O kadar çabuk büyüyor ki 4 senelik annelik tecrübemle tek söyleyeceğim bol bol kucaklayın, öpün, sevin, bu günleri kucak kucağa geçirin.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Biraz bocaladığımı itiraf etmeliyim; çünkü istediği her şeyi istediği an yapma özgürlüğüne sahip biri olarak yaşamaya alışmışken, şimdi böylesi bir sorumluluk biraz ağır gelmedi değil; ama tabii ki zamanla her şeyin daha da rayına oturacağına olan inancım tam. Öğreniyorum, hatta senin de söylediğin gibi Yunus Emre ile birlikte öğreniyoruz :) Çok teşekkür ederim, sevgiler :)

      Sil
  7. Merhaba;
    Blog adresime askerde olduğum sebepten dolayı giremiyordum. Askerden geldim ve bloğu düzene koydum. Ziyaretinizi ve takibinizi beklerim. Konuyla alakalı değil ama kusuruma bakmayın. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, hoş geldiniz :) İlk fırsatta bloğunuzu ziyaret etmeye çalışacağım :) Görüşmek üzere.

      Sil
  8. Yunus Emre'ye sağlıklı, mutlu, başarılı ve uzun bir ömür diliyorum Fidan kızım. Allah bağışlasın. Zorlu bir süreç yaşadın. Sana da, eşine de sağlık ve mutluluk diliyorum. Eşinin de gözü aydın olsun. Sevgiyle kucaklıyorum sizi yavrum :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hepsine değdi çok şükür :) Çok teşekkür ederiz sevgili Ece Hanım :) Yunus da sevgi ve saygılarını iletiyor. Ben de sizi sevgiyle kucaklıyorum, var olun.

      Sil
  9. Gözünüz aydın olsun. Ailecek sağlıklı, mutlu bir ömür sürmeniz dileklerimle.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederiz Arif Bey:) Amin, cümlemiz inşallah.

      Sil
  10. Hoş gelmiş sefalar getirmiş minik Yunus Emre.Annelik her adımıyla,her anıyla inanılmaz bir tecrübe.Hele de anne bebek arasında ki o bağ mucizevi, olağanüstü bir hal.Evladınızla mutluluğunuz daim olsun :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Zor, karmaşık, güzel, heyecan verici, endişelere sürükleyici... İnsanı duygudan duyguya götüren bir şeymiş sahiden anne olmak :) Çok teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  11. Allah analı babalı büyütsün gözünüz aydın annelik daha önce ama babalık sonradan kazanılan bir duygu ve his oluyor :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Öyleymiş sahiden :) Annelik, onun varlığını öğrendiğin andan itibaren başlıyor insan istese de istemese de. Çok güçlü bir dürtü, içgüdü, adı her neyse artık :) Teşekkür ederim.

      Sil
  12. Merhaba. Bebeğinize ve size sağlıklı, uzun, güzel, mutluluk dolu bir ömür dilerim. Zorlu bir hamilelik süreci atlatmışsınız. Ama dediğiniz gibi bebek doğduktan sonra bunların hepsine değdiğini görüyor insan. Sevgiyle kalın.

    YanıtlayınSil