9 Tem 2018

BİR BODRUM YAZISI




Hayatımın oldukça sıkıntılı dönemlerinden birini Bodrum'da geçirdim. Belki de bu yüzden, bu güzel şehre haksızlık etmenin tam eşiğindeyken, hatta fazla fazla etmişken bir durup düşünme gereği duydum. Çünkü, bir şeyleri yanlış yaptığım - ya da dürüstçe söylemek gerekirse hiçbir şey yapmadığım- apaçık ortadaydı.

Bodrum'un dinginliğini doğru değerlendiremedim ben. Kendi başınalığın o anlar için verdiği keyfi, huzuru 'güç' zannettim. Ve ilk tökezlememde 'Bummm!' bütün o güvendiğim şeyler elimde patladı.

Bodrum'a taşınmak gibi bir hayaliniz varsa her şeyden önce 'Yaşamdan el etek çekecek, köşeme çekilip dingin durağan bir hayat sürecek, koşuşturmacasız, yarışsız, kendi halimde takılacak noktada mıyım?' diye ciddi ciddi sorgulamalısınız. Çünkü, benim gibi yalnızlıktan çok da şikayeti olmayan bir insanın bile 'Hani insanlar nerede?' diye ağladığı bir nokta gelip çattı. Elbette konu komşuyu, sokaktaki insanları, evliyseniz eşinizi kastetmiyorum. Sevdiklerinizi, ailenizi, kardeşlerinizi, kendinizle beraber Bodrum'a getiremediklerinizi kastediyorum.

İçki sevmem. Önyargılı bir insan olmaktan elimden geldiğince kaçındığım için oturup eşimle içmişliğim de vardır. Ama, şuna karar verdik ki biz içki denen meretin tadından hiç hoşlanmıyoruz. İçmekten keyif almadığımız bir şeyi içmek için de kendimizi zorlamayı gereksiz ve saçma buluyoruz. Su, çay, kahve, meyve suyu, soda vs insanlarıyız biz. Bodrum'a hakim olan, salaş bir meyhanede iki tek atıp meyhane sahibiyle ya da tayfasıyla kankalık etme olayımız yok haliyle. Aynı kafada ve son derece evcimen bir çift olduğumuz için dışarıda yeme gibi durumlarımız da çoğunlukla yok. Burada aktivite olarak çok fazla seçenek de mevcut değil, hatta tatilcilere hitap edenler dışında neredeyse hiç yok. Yani ciddi anlamda bir 'Emekli olunca Bodrum'a yerleşeceğim.' hali söz konusu.

Ankara'dan taşınırken öylesine mutluydum ki KHALAS şu şiiri yazmıştım. Fena kin kusmuşum... Ve hayat beni yine yanıltmadı. Tükürdüğümü yalamaya alıştım dersem kendimi çok gömmüş olur muyum acaba? Aslında bunun tükürdüğünü yalamak değil, yaşadıkça, yaş aldıkça öğrenmek, değişmek ve dönüşmek olduğunu ben biliyorum; ama sanırım anlatamıyorum...

Asla, asla özlemem dediğim Ankara'yı özlemişim hem de deliler gibi. Yollardaki boş yürüyen aceleci insan kalabalığını, her yerde her çeşit dükkanlar, mağazalar, marketler olmasını, her sınıftan, her türden insanı bir arada görmeyi, Göksu'ya kaçıp nefes almayı, Kızılay'daki o kaotik cazibeyi, çalışmayı, işimi yapmayı, hayatın tam içindelik duygusunu, yalnızca sokağa çıkıp eve dönmekle bile insana fazlasıyla doymayı... Özlemişim işte. Belki de Bodrum'a geldikten sonra dünyada başka bir yer yokmuş gibi yaşamayıp ara sıra Ankara'ya gitseydik şu an böyle hissetmeyecektim; ama yapmadık işte. Mavinin, yeşilin, doğanın güzelliğine kapılıp gökdelenleri, kalabalıkları, trafiği, belirsizlikleri unuttuk...

Bu aslında güzel bir şey tabii ki. Ama, az önce de söylediğim gibi kendi iç hesaplaşmasını yapmış ve bu hayatın oyuncusu değil seyircisi olmaya hazırlanmış olan insanlar için.

Bodrum'un kendine has o 'dinginliğinin' beni günden güne depresifleştirdiğini, tembelleştirdiğini maalesef fark edemedim. Yapacak bir şeyimin kalmadığını göremedim ve bu yüzden de iyice kabuğuma çekildiğimi... Aslında mücadeleci, cesur biriyken; her geçen gün daha ilgisiz ve daha uyuşuk bir hale büründüğümü... Farkına varsaydım ne olurdu ya da ne yapardım bilmiyorum. Şu anda da tam olarak bilemediğim gibi. 

Sanırım kendimize de Bodrum'a da bir şans daha vereceğiz. Bu kez hem insanlardan bu denli kopmadan hem de biraz da şehrin bizi aidiyet hissiyle donatıp dönüştürmesine mümkün olduğunca izin vererek yaşamayı deneyeceğiz. Bu sırada ben de mesleğimi yapabileceğim fırsatlar arayacağım ki bu benim için en öncelikli konulardan biri artık. Eğer her şey yolunda gider ve dengeyi tutturabilirsek ne ala... Çünkü, açıkçası bu gökyüzünü, bu denizi, bu doğayı, bu sükuneti bırakıp gitmektense yaşadıklarımızdan dersler çıkarıp durumu lehimize çevirebilmemizi yeğlerim. Ve ara sıra Ankara'ya giderek özlem gidermeyi. 





Gönlüm senden yana sevgili güzel şehir... Vazgeçme bizden.




6 yorum:

  1. Yazını zevkle okudum. İnşallah iki tarftan da temelli vazgeçmeyeceğin bir çözüm yolu bulursun. Sevgiler :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah aynen dediğin gibi olur :) Teşekkür ederim sevgili YILDIZ.

      Sil
  2. Muazzam bir yazı. Mükemmel sandığmız her şeyin aksak bir tarafının olduğunu ifade etmişsin bir şekilde. Uzaktan imrendiğimiz ancak içine girince bocaladığımız bir yaşam örneği... Ben bu farkındalığa ulaşıp, pes etmeyen bir insanın, dengeyi kurup güzellikleri çoğaltacağını düşünüyorum. Kötü yanları çöpe atıp, güzel yanları duvarına asman dileğiyle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüm isteğimiz ve çabamız dengeyi kurabilmek yönünde :) Cesaret verici yorumun için çok teşekkür ederim, sevgiler :)

      Sil
  3. Bizim hayalimizde deniz kıyısında emeklilik. Hatta denize karşı bir evde emeklilik. Bende bulunduğum şehirden memnun değilim ama ben eminim ki gittiğimde içimde zerre pişmanlık duymayacağım. Her şey gönlünce olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her şehrin her yerin kendine göre problemleri var, ben onu anladım :) İnşallah dileğinize en güzel şekilde kavuşursunuz sevgili Beyda. Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil