17 Haz 2017

KALKINMA PLANI

Hayatımda ilk kez bu kadar dibi gördüm. Kesin olan şu ki yüzeye çıkmak istiyorum ve bana benden başka kimseden fayda olmadığını anlamaya yetecek kadar tecrübem oldu.
Kara böcüğümü köpekler parçaladığında epey sarsıldım; ama ipin ucunun memlekete gitmemle kaçtığını çok iyi biliyorum. Dengem bozuldu, üstüne ikinci kez hamilelik sevincimin kursağımda kalması tuz biber ekti.
Döndüğümüzde epey bir zaman, tadilatta olan, her yerin her yerde olduğu darmadağınık bir evde yaşamak zorunda kaldık, havalar henüz ısınmamıştı ve yeni vegan olmuştum, yani hayvanları yiyerek onlara ne yaptığımı fark etmek beni çok şiddetli sarsmıştı. Bu sebepleri başından beri biliyordum; ama kendime söylemekten kaçınıyordum. Sanki sürekli "İyiyim ya, geçti gitti işte." modunda takılırsam geçip gidecekmiş gibi geliyordu. Geçmedi.
Eskilerin üzerine bir yıkım ya da bir problem bindiğinde zaten güç bela uğraşacak noktadayken, bütün bunların üst üste gelmesi hiç iyi olmadı. Sürekli bağıran, hiçbir şeye sabrı, tahammülü olmayan, aksi, hırçın birine döndüm veya zaten öyleydim de bunu kontrol edemez hale geldim.
Bu gibi zamanlarda insanlar ailelerine sığınır. Arkadaşlarına, akrabalarına, herhangi birilerine. Benim beni her anlamda dinlemeye hazır bir eşim var evet; ama onun bizzat içinde olduğu ve bizzat yükünü taşıdığı onca şeyi baştan dinlemesi çok etkili olmayabiliyor. Kısacası bütün bunlar olup biterken zaten yanımda başkası yoktu ve o, zaten iş hayatının stresinin yanı sıra bu stresleri taşıyordu. Ona bütün bu olanlardan aslında çok ciddi yaralandığımı ve bu defa bunları taşıyamadığımı hissettiğimi söyleyemedim. Bunun yerine bağırdım, çağırdım, kavga ettim...
Çünkü kendimi ifade edemiyordum. Kırgın ve kızgındım ki aslında hala öyleyim. Ama, üstesinden gelmek istiyorum. Gerçekten...
Bazıları için hayat böyle işte. Var olmanın kendisi bile yeterince büyük bir savaş. Anlamak, fark etmek, hissetmek yeterince ağır. Bazıları düştüğü, yıkıldığı zaman tek başına kalkmak zorunda. Bazıları her ne kadar tek başına kalkmaya alıştığını söylese de işin aslı öyle değil. Bazıları da zaman zaman bir arkadaşın, bir sesin, onu yargılamadan dinleyecek birilerinin varlığına özlem duyabiliyor... Bazıları en küçük, en sıradan şeylerden en kocaman acıları anımsayıp dağılabiliyor ve bazılarının artık en küçük bir acıya, en basit bir yaraya bile takati kalmayabiliyor...
İnat etmeyi, kendimi kandırmaya çalışmayı bıraktım. Çünkü, toparlanmam gerekiyorsa dağıldığımı kabul etmem gerek. Dipte olduğumu kabul etmeden yüzeye çıkamam. Ben dağıldım. Ben bu defa ciddi ciddi dağıldım. Öfkemi kontrol edemiyorum. Bundan acı duyuyorum ve utanıyorum; ama yapamıyorum işte. Yine çok şey oldu, yine o çok şeyi tek başıma sessizce sırtlamaya çalıştım, yine her şeyin gerçek sorumlusu olanlar günlük güneşlik yaşamlarına devam ederken benim dizlerim büküldü, çöktüm. Yine kimsenin karşısına geçip olan bitene dair esas sorumlunun onlar olduğunu söyleyemedim. Yine ben kötü oldum yine ben yabani, kavgacı, hırçın oldum, yine ben kabahatli oldum.
Artık dağa taşa gerçeğin bu olmadığını yazasım var, öylesine usandım. Biliyorum bana ne olduğu, benim ne hissettiğim kimsenin umurunda değil, kimse de benden bir açıklama beklemiyor; ama aynı yanlış hayat boyu göz göre göre hoş karşılanmıyor maalesef. 
Olduğum kişinin sorumlusu ben değilim. Ben kendinden kendine kalan enkazla yaşamaya çalışan bir kurbandan fazlası değilim. Hiç benzemek istemediğim insanların bir kopyasından fazlası değilim. Ağır ağır, uzun uzun şekillendirilmiş, beceriksizce inşa edilmiş bir insan örneğinden fazlası değilim.
Çoğu zaman aynaya baktığımda, gördüğüm yüzden memnun olmasam da, her şeye rağmen iyi kötü var olabildiğim, iyi kötü idare edebildiğim için kendimi takdir ediyorum. O yüze en azından pes etmediği, vazgeçmediği, bir şekilde tırmaladığı için teşekkür ediyorum. Onu sevmekle ilgili sorunlarım olduğu doğru; ama ona bütün kalbimle saygı duyuyorum.
Bir şeyler yapmam gerek. Disiplinli davranıp iç dünyamın, zihnimin kontrolünü yeniden ele almam gerek.
- Olanların sorumlusu olmadığımı bilmeme rağmen, benim hayatıma vurulan baltalar ve etrafa sıçrayan kanla ilgili hiç; ama hiç kimse bir toz tanesi kadar bile sorumluluk üstlenmediği ve ben nerede bir sorumluluk varsa bana ait olduğu düşüncesiyle donatılmış bir geri zekalı olduğum için, doğup büyüdüğüm evdeki her kötü şeyin aynen yerli yerinde duruyor olmasından başlayıp ikinci bebeğimi de içimde tutamadığıma kadar bütün sorumluluğu yine kendime ait sayıyorum... Oysa başıma gelenleri yaşamaktan başka hiçbir şey yapmadım, yapamadım...
- Bencil olmak zorundayım. Toparlanmak istiyorsam bencil olmak zorundayım. Benim bencil olmaktan kastım en fazla acılara, kötülüklere, haksızlıklara kulak tıkamaktır ve onu yaparken bile kahrolurum; ama yapmak zorundayım. Direncim günden güne azalıyor, ben azalıyorum... Hiç kimseye hiçbir şey anlatamıyorum, hiçbir şeyi düzeltemiyorum ve artık hiçbir şey isteyemiyorum.
- Yalnızlığı ben seçmedim. Bundan birkaç yıl öncesine kadar hiç sevmiyordum da. Ama, alışmaktan başka seçeneğim yoktu. İnsanlara benzemiyordum, önemsediklerim, önemsemediklerim çok başkaydı. Onlar beni sevmedi, ben de onları sevmedim sonra. Ve alıştım yalnız olmaya. Çok alıştım hem de. Çok alışmak zorunda kalınca, çok alışıyorsunuz...
- Bu şehre gelirken huzur, sükunet, iki kişilik küçük, yeterli bir dünya arzusuyla geldim. Başta her şey çok güzeldi. Sonra ben yine zannetmeye, kapılmaya, aldanmaya, heves etmeye filan başladım. Tırnaklarımla güç bela inşa ettiğim bütün  sükunetimi, kendi ellerimle tuz buz ettim. Etrafa baktım, sesleri dinledim, kalbimi açtım, biraz yükselmekten bir şey olmaz dedim ve bir şey oldu. Yere çakıldım...
- Bu saatten sonra hiçbir şeyin benim iyi hissetmemden daha önemli olmadığı düşüncesine alışmaktan başka çarem yok. Garip gelebilir; ama bu benim için çok zor. Her şey, herkesin, her canlının acısı benden daha önemliyken; aksini nasıl benimseyeceğime dair hiç fikrim yok; ama yapmam gerek. Şimdi ayaklanmak için az da olsa güç bulabildim, bir dahaki sefere ne olur gerçekten bilmiyorum.
- Kansız yemekler yaparız, cennet gibi bir şehirde yaşıyoruz gezeriz, eğlenceli müzikler dinleriz, okey oynarız, film izleriz, spor yaparız... Yaparız biliyorum. Yine dingin oluruz. Olurum...
- Geçmişten gelmek isteyen hiç kimse gelmesin. İyi gelmiyorsunuz.
- Hastalıklı genlerimin, bozuk ruh sağlığımın, tahammülsüzlüğümün ve o hiç benzemek istemediğim insanlara deli gibi benziyor oluşumun suçlusu ben değilim. Zaten bunu bilmesem kendimle yaşamamın imkanı olmazdı. 
- Tüm bunları açık açık yazmaktan başka çarem kalmadı. Taşıyamıyorum. Mecbur kalınca bazı şeyleri taşımanın güçlü olmakla pek de ilgisi yok. Öyle bir noktaya geliyorsun ki mecbur da kalsan taşıyamıyorsun. İnsanın kendi kontrolünü kaybetmeye başladığını hissetmesi büyük çaresizlik...
- Gerekirse daha da açık yazacağım. Sırf hiç kimseyle bağım yok, hiç kimse bana olan bitenin aslını astarını sormuyor diye yaftalanmaktan bıktım. Ben çok acı çektim ve artık acının hiçbir türlüsüne dayanamıyorum. Şimdi de yaralarımı sarmak, ağrılarımı dindirmek için debeleniyorum izninizle... Bir kez daha...
Bunları yazmak bu kez fena dağıldığımı ve aylar geçmesine rağmen kontrolü ele alamadığımı kabul etmem için gerekliydi. Yazdım.
Şu an her şey gözüme zor görünüyor. Her şey. Ama, yapmak istiyorum. Denemek istiyorum. Dinginleşmek ve tekrar içime saklanmak istiyorum. Az da olsa hala gücüm varken...