24 Mar 2017

TÜRCÜ OLMA ADİL OL


Nedir türcülük?
Türcülük; ırkçılık, cinsiyetçilik gibi bir ayrım çeşididir. Bir ırka mensup insanların kendini bir diğer ırka mensup olanlardan üstün görmesi, erkeklerin kendini kadınlardan üstün görmesi gibi, "insanların türü sebebiyle kendini hayvanlardan üstün görmesi" durumudur.
Irkınızı kendiniz seçmediniz. O ırka mensup olmanız iyi yürekli, adil, merhametli, ahlaklı biri olduğunuz anlamına gelmiyor. Cinsiyetinizi kendiniz seçmediniz. Erkek veya kadın olmanız sırf erkek veya kadın doğduğunuz için size karşı cinsten farklı ve üstün herhangi bir  şey katmıyor.
Arkadaşlar çok şaşıracaksınız ama türünüzü de kendiniz seçmediniz ve insan türüne mensup olmanız sizi hayvanlardan üstün ve onlara hakim kılmıyor.
İçine doğduğunuz sistemde "her şey insanlar için" diye çirkin bir söz var. Hiç sordunuz mu kendinize neden her şey insanlar için olsun ki diye? İnsanlar için olduğunu savunduğunuz şeylerin aynı zamanda hayvanlar için de olabileceğini düşündünüz mü ? Acının, sevincin, üzüntünün, yalnızlığın, korkunun, beklemenin, toprağın, güneşin, gökyüzünün? Hayvanların 'sizin için' olmadığını; çünkü onların da her şeyi en az sizler kadar duyumsayan birer canlı olduğunu düşündünüz mü?
Gerçekten bir inekten üstün müsünüz? Bir tavuktan? Diğer hayvanlardan? "İnsan" doğduğunuz için mi? Kürt ya da Türk doğduğunuzda kendinizi sırf bu sebeple üstün görmenizden ne farkı var bunun? Sırf erkek ya da kadın doğduğunuzda kendinizi üstün görmenizden ne farkı var?
Cevap veriyorum, hiçbir farkı yok.
Hayvanlar hissedebilen varlıklardır. Acıyı, sevinci, neşeyi, üzüntüyü, her duyguyu en az sizler kadar hissederler. Sadece kedi-köpekler değil HEPSİ. Korkarlar, ağlarlar, üşürler, sevinirler, şaşırırlar, ilgilenirler, küserler, severler, beklerler... Sadece kedi-köpekler değil HEPSİ. Ölümden korkarlar, hayatı severler, yaşamak isterler, yavrularını severler, doğada koşup oynamak isterler, uyurlar, uyanırlar, yerler, içerler, yorulurlar, sıkılırlar, otururlar, kalkarlar... Sadece kedi-köpekler değil HEPSİ.
Canları tıpkı sizinki gibi yanar. Tıpkı sizinki gibi gelişmiş bir sinir sistemleri vardır ve acıya duyarlıdırlar. Mesela onları boğazlamak üzere ölüm sırasında beklettiğinizde öldürülmek üzere olduklarını bilirler. Sizin gibi. Arkadaşlarının inleyişlerini, çığlıklarını, bağırtılarını duyar, anlar, hissederler. Sizin gibi. Zulüm karşısında siz ne hissediyorsanız onlar da onu hissederler. Bıçak size ne yapıyorsa onlara da aynısını yapar. Siz nasıl kendi türünüzle bir çeşit iletişim ve intizam içinde iseniz onlar da kendi türleri ile siz anlasanız da anlamasanız da bir çeşit iletişim ve intizam içindedirler.
Sizin vücudunuzdan nasıl kan fışkırıyorsa, onların vücudundan da öyle kan fışkırır. Siz nasıl kesilmek istemiyorsanız onlar da öyle kesilmek istemez. Siz nasıl evladınıza anne sütü vermek istiyorsanız onlar da öyle anne sütü vermek ister.
Siz nasıl insan olmak için herhangi bir tercihte, talepte, çabada bulunmadıysanız onlar da hayvan olmak için herhangi bir tercihte, talepte, çabada bulunmadılar.
Siz insan türüne mensup var oldunuz, onlar hayvan türüne mensup.
Hal böyleyken, bütün hayvanların insanların hizmetine sunulmuş olduğuna inanmak mümkün mü? Eğer buna inanmayı, bu sömürü düzeninden hoşnut olduğunuz için, bizzat kendiniz istemiyorsanız değil.
Hayvanların denek olarak kullanılmasına kızıyorsunuz. Sirklerde dövüle dövüle, işkence göre göre insanları eğlendirmeye zorlanan hayvanlara üzülüyorsunuz. Bir kediye tekme atan, onun kuyruğunu koparanlara karşı ayaklanıyorsunuz. Hayvanların kürkleri, derileri, dişleri için vahşice katledilmesine isyan ediyorsunuz.
Ve her öğünde hayvanların acılarını, gözyaşlarını, uğradığı haksızlıkları yiyip içiyorsunuz.
Yoksa onların bıçak altına güle oynaya gittiğini mi düşündünüz? Tecavüz askılarında çok mutlu olduklarını mı zannettiniz? Acıyı duyumsamak yalnızca size özgü değil ki? Doğum sancısı çekmek, yavrularını sevmek, onları beslemek istemek sadece size özgü değil ki? Güneşte uzanmak istemek, doyasıya nefes almak istemek, acı çekmek istememek, dünyayı görmek istemek, yaşamak istemek size özgü değil ki?
İnancınız size hayvanları istediğiniz gibi kullanabileceğinizi, hepsinin sizin için yaratıldığını mı söylüyor? Neye inandığınızı gözden geçirmek zorundasınız; çünkü inandığınız şey her gün binlerce, her yıl milyonlarca hayvanın işkenceler, travmalar, korkular, ağrılar sızılar, acılar içinde bir yaşam sürüp sömürülmeleri bittikten sonra vahşice katledilmesine sebep oluyor. 
Sizin için yaratılmış olsalardı acıyı duyumsamazlardı, sizinle bu denli ortak yönleri olmazdı, inanın bana Yaratıcı o kadarını düşünebilir ve yapabilirdi. Mesela inekler her gün her an, doğum yapmalarına gerek olmadan süt salgılardı; ama durum öyle değil. İnekler de hangi türden olursa olsun birçok dişi gibi yavrusu için süt salgılıyor ve biz "üstün insan türü" ineğin yavrusunun sütünü çalıp içmeye, çocuklarımıza içirmeye tenezzül ediyoruz. Tenezzül etmek de ne? Sırf insan olarak var olduğumuz için bunu kendimize hak görüyoruz.
Hayvanlar sizin için yaratılmadı. Dünyaya geldiğinizde onları burada buldunuz. Onları hem sevdiğini söyleyip hem de katleden, sömüren, yiyen, giyen, kullanan bir anlayışın içinde ne yaptığınızı fark etmeden aynı yanlışın uygulayıcısı oldunuz. Kedilere köpeklere üzüldünüz; ama siz vücut parçalarını fırında, yavrularının sütünü dolapta, üreme hücreleri olan yumurtalarını tavada istediğiniz için her gün nasıl acılar çektiklerini, nasıl korkunç bir haksızlığa uğradıklarını düşünmediniz.
Bütün hayvanların siz onları istediğiniz gibi kullanın diye yaratıldığını söyleyen sistem, aynı zamanda onlara sevgi ve şefkatle davranmanızı da söylüyor? Bunda kocaman bir çelişki görmüyorsanız size ne anlatılsa boşa anlatılıyor demektir.
Bir hayvanı sevgi ve şefkatle öldürmek mümkün müdür? Hayatı elinden alınan bir hayvan, kesmeden önce boynunu okşadığınız için size minnet mi duyar acaba? Yavrusu doğar doğmaz kasaba et diye gönderilen, memelerine yapışılıp sütü sağılıp çalınan bir anneyi hangi sevgi ve şefkatli davranış teselli eder, üstelik o anne de sömürülecek sütü kalmadığında vakit geçirmeksizin boğazlanacakken? 
Bir inanç size hayvanlara acı çektirebileceğinizi, derilerini yüzebileceğinizi, hiç ihtiyacınız yokken, topraktan yetişen besinlerle yaşamanız gayet mümkünken sırf tat olsun diye onları kesebileceğinizi, kanlarını akıtabileceğinizi, çocuklarından ayırabileceğinizi, onlara hem kendinizi hem yüklerinizi taşıtabileceğinizi, sütlerini, yumurtalarını, ballarını, dişlerini, kürklerini alabileceğinizi söylüyor diye bunu sorgusuz sualsiz yerine getirmeniz mi gerekiyor? O inancın size yapabileceğinizi söylediği şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu neden düşünmüyorsunuz?
Ne siz insan olduğunuz için bir hayvandan üstünsünüz ne de bir kedi ya da köpek, diğer hayvanlardan üstün.
Hayvanlar acı çekiyor. Biz onların zalimi, diktatörü ve katiliyiz. Bedenlerine, çocuklarına, boyunlarına, kemiklerine, derilerine, sahip oldukları her şeylerine ne olacağına biz karar veriyoruz hangi hakla? Ne üstünlüğümüz var? Hayvanlara haksızlık etmek, onlara zulmetmek mi üstünlük? Kedi köpek haricindeki bütün hayvanların öldürülmesini onaylamak, hepsinin vücut parçalarını yemek mi üstünlük? Onların çalışıp yorulup ürettiği ve gereksinim duyduğu vücut sıvılarını, çıktılarını çalmak mı üstünlük? Kanlarını akıtmak, insanlara etleriyle, dişleriyle, kanlarıyla hizmet etsinler diye köle etmek mi üstünlük? Yavrularını yiyip memelerine saldırıp sütlerini içmek mi üstünlük? Acılarını, imdat çığlıklarını görmezden duymazdan gelmek mi üstünlük?
Ben bu yazdıklarımda üstünlük değil, türcülüğün sebep olduğu bir vahşet görüyorum sadece. 
Başka bir dünya mümkün. Bir ineği tekmeleyen birini görünce o ineği korumaya çalışan insanlar, aynı ineğin bedenini yemekten vazgeçtiğinde başka bir dünya mümkün.
Kediler köpekler için ağlayan insanlar, minicik buzağıların sütünü içmekten vazgeçtiğinde başka bir dünya mümkün.
"Etinden, sütünden, yününden, derisinden, dişinden, varlığından yararlanmak" ifadesindeki yanlışlığı, çirkinliği fark ettiğinizde başka bir dünya mümkün.
Hayvanların size yemek, giysi, ayakkabı, denek, takı, ev eşyası olmak için rızaları olmadığını, bunların hepsinin zorla ve onların acı çığlıkları arasında, kanları akıtıla akıtıla alındığını kavradığınızda başka bir dünya mümkün.
Doğru olanı yapmak için bir dine ihtiyacınız olmadığını anladığınızda başka bir dünya mümkün.
Gündüz başını okşayıp sevdiğiniz koyunun siz etini yiyebilesiniz diye bıçak altına yatırıldığını ve bu işte bir yanlışlık olduğunu görebildiğinizde başka bir dünya mümkün.
Türcü olmayın. Irkçı cinsiyetçi olmasanız bile, türcü olduğunuzda başka hiçbir şeyin anlamı kalmıyor; çünkü dünya her an her saniye hayvanların kimselere duyuramadıkları çığlıklarıyla inliyor.
Sizin az ya da çok et yiyor olmanız da bir şeyi değiştirmiyor. Hayvanları 'az' kullanmanız, sadece, hayvanları kullandığınız anlamına geliyor. Az da olsa kullanmanız için o hayvanlar o acıları her gün, her an yine çekiyor ve yine ölüyor.
Adil olun. Dinleri, kitapları, hocaları, böyle gelmiş böyle gidercileri, kapitalizmi, hayvanları doğrayıp reklamlarda çizgi yüzlerini gülümsetenleri, doğru diye dayatılan kocaman yanlışları boş verin. 
İyi olun. İyi olmak için fetvalara, emirlere ihtiyacınız yok.
Hayvanlar ölüyor. Biz, insan türünden olduğumuz için kendimizi onlardan üstün görüyor ve etlerinden kemiklerine kadar her şeylerini sömürüp kullanıyoruz. Bu yüzden acı çekiyor ve ölüyorlar. Görmediğimiz bilmediğimiz yerlerde korkunç, korkunç acılar içinde yaşayıp ölüyorlar.
Gerçeği görüp onların sesi olabilecek herkese ihtiyaçları var.
Hayvanların safına geçin. Onların acıları, uğradıkları zulüm ve haksızlık son bulmadıkça dünya huzur bulmayacak, 
bulamaz.