24 Ara 2016

YANIYORUZ...


Daha ne çeşit psikolojik işkencelere maruz kalacağız kim bilir... Ne de güzel iki gencecik insanımız diri diri yakılmamış gibi yapıyoruz. 

Kör topal devam ediyoruz işte neyle meşgulsek ona. Görünürde değişen yok. Çünkü, yara içeriden.

Sahip çıkmayı, hesap sormayı, korumayı kollamayı geçtim böyle bir şey yaşanmamış, olmamış gibi susuyorlar ve bizi susturuyorlar. İleri gelenlerin tenezzül edip hakkında iki kelam olsun etmediği bir cinayeti, bir kıyımı onların vatandaş ayağı olan insanlar mazur göstermeye çalışıyor. Ocuymuş şucuymuş, şurada şöyle yazmış burada böyle çizmiş.

Ya ben insan diyorum; ama demek zorunda olduğumdan diyorum. Bunların elleri, ayakları, gözleri, sözde kalpleri, vicdanları, beyinleri filan var ondan insan diyorum. Yoksa diyecek daha kapsayıcı, daha anlam karşılayıcı çok şey biliyorum da insan diyorum.

Sanki düşündükleri, savundukları herhangi bir şey o çocukların diri diri yakılmasını 'haklı çıkaracakmış gibi' her köşeyi didik didik tarayıp "Bizden değilmiş zaten." deyip dedirtmek için çırpındıklarını gördükçe kusmak geliyor içimden. Bütün iç organlarımı bütün duygu ve düşüncelerimi bende ne var ne yok hepsini kusup çıkarmak. Kötülükte aşmış insanlar tarafından kuşatılmış hissediyorum kendimi. Diri diri yanmak ne demek bilmeyen, düşünmeyen, düşünse de algılayamayan insanlar. 

Sonra diyorum ki kendisi gibi inanmadığı için insanların cehennem diye bir yerde derilerinin dökülüp dökülüp acıları artsın diye tekrar çıkıp tekrar yanacağına inanan, kendisi gibi inanmadığı için o insanları öldürme hakkına sahip olduğuna inanan, bütün hayatını, geçmişini, bugününü, geleceğini bir tek kitap üzerine kurgulamış ve o kitabı da doğru düzgün bir kez olsun okumamış, bir kez olsun üzerine düşünmemiş, bir kez olsun o kitapla ilişkisini şekilcilikten öteye götürememiş insanlar elbette yanan kendisi olmadığı sürece yakılmayı hafife alır. 

İster yakılsınlar, ister kesilsinler, ister biçilsinler, ister envai çeşit işkenceye maruz bırakılsınlar, geride kalan kötü huylu kitle onlar için 'Bizden değillermiş.' fikrine ve hissine bir kere kapıldı mı... Hele de kesenler, yakanlar, yıkanlar için 'Bizden.' sempatisi besledi mi bitti... Vah gidene...

Konunun ele alınacak, konuşulacak, ortaya koyulacak çok yönü var; ama maalesef bizim bu konuları konuşmaya iznimiz yok. Aptal birer kuklaymışız gibi iplerimiz çekiştiriliyor bir o yana bir bu yana. Şurada tapın diyorlar, şurada savaş, şurada sus, şurada bağrını yırt, şurada nefes alacaksın, şurada görünmez ol, şurada tecavüze uğrayacaksın, şurada katillerinden özür dileyeceksin, şurada da sessizce öl...

Her birimizin ayrı ayrı, çok ciddi psikolojik tedavi görmemiz gerekirken, ben bir şeyler içerken oturmuş bu yazıyı yazıyorum. Kesilmek diyorum yakılmak diyorum tecavüz edilmek diyorum susturulmak diyorum kuklaymışız gibi diyorum... Yokmuşuz gibi diyorum... Bir avuç hırs ehli için ölüp durmuyormuşuz gibi diyorum. O kadar ölüp durmuyormuşuz ki artık ölümümüzün haber değeri taşır bir yanı bile kalmamış gibi diyorum...

Sorunun kaynağını çok net görebiliyorum. Keşke herkeste o kaynağa ulaşacak ve ondan usul usul taşıyıp topluma, ülkeye hatta dünyaya saçtığı zehri görebilecek ve bundan vazgeçebilecek yürek olsa. Keşke neden öyle olduğu tek bir an bile düşünülmeden, ritüellerle, alışkanlıklarla, dogmalarla yaşanmasa. Keşke herkes kendi aklıyla kendi aklı için çalışsa. Kendini tanısa, geliştirse, sevse ve kendine saygı duysa. 

O zaman hiç kimse hiç kimsenin farkında veya değil kölesi olmazdı.

Alışmadım. Nasıl alışayım nasıl alışılır ? Sadece, sorunu ve çözümü biliyor olmak; ama birçok insanda olduğu gibi karşında anlamaya açık bir kitle olmadığını adın gibi bildiğinden bunu kendine saklamaya çalışmak, yapabildiğince susmak ve acı çekmek, acı çektiğini kendine bile itiraf edememek; çünkü bunlar olmuyormuş gibi davranan aklını yitirmiş bir çoğunluğun ortasında sıkışıp kalmak, yemek içmek yürümek konuşmak gülmek, her ne yapıyorsan onu yapmaya devam etmek; ama içinde bir yerlerde tutulmamış tutulamamış yaslardan dev bir imparatorluk olduğunu bilmek, insan olduğundan, acıyı duyduğundan, onu yaşamak ve yasını tutabilmek için zamana ihtiyacın olduğu halde, bütün bunları görmezden gelerek mutlu mesut hayatını sürdüren bir sürü insanın içinde ve her gün daha kötüsüyle karşılaşarak, yas tutmak için zaman dahi bulamayarak varlığını sürdürmek gerçekten zor.

Gerçekten zor.

Gerçekten

zor.

Ben kaybettiklerimiz için yas tutmamızı istiyorum. Ondanmış bundanmış, şöyle demiş böyle yazmış demeden bütün kaybettiklerimiz için ağlamamızı istiyorum. Yoklarmış gibi, hiç olmamışlar gibi, hiç uğruna ölmemişler gibi, korkunç bir kimsesizlik duygusu içinde adlarını bile anmadan, ortak acımızda hatta felaketimizde bile birleşemeden, hep içimize atarak, kendimizi gülmeye ve yaşamaya zorlayarak devam etmemizi istemiyorum. Edebilmemizi istemiyorum.

Belli ki daha çok yanacak canımız. 

Durup nefes almamızı istiyorum. İçimizdeki isimsiz cesetleri saygıyla defnetmemizi istiyorum. Hep birlikte kaybettiklerimize hep birlikte yanmamızı istiyorum. Yıllardır her şeyin bütün yetkilerini üstlenip bütün sorumluluklarını yok sayan birileri için küçük hayalleri, küçük istekleri, küçük beklentileri olan yoksul insanların ölmemesini istiyorum. 

Ya yas tutmak istiyorum yas. İnterneti yavaşlat, yasaklar koy, tek söz etme, acısını dile getirene saldır ve saldırt... Susmaya, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya çalışmaya, içine atmaya mecbur et... 

Zor.
Çok zor.
Gerçekten çok zor...


27 yorum:

  1. Böyle bir olay yokmuş gibi davranmaya başladığımız gün insanlığımızın bittiği gündür. Konuya yayın yasağı getiremeyip sosyal medyayı durdurdular. İstenen de hiçbir şey yokmuş gibi davranılması zaten. 2016 bitmek bilmedi ne zor bir yıl oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yayın yasağı var. Televizyonlar, radyolar, kitlelere ulaşılmasını sağlayan yayın organlarının hiçbiri bu konudan söz etmiyor. Biz olayı ekşi sözlük'ten öğrendik ki kısa süre sonra geçici olarak ona da erişim kesildi. Birçok yazı silindi, video silindi, bilgi almayı sağlayacak her şey silindi. Hatta 'yakılması' ifadesi 'şehit edilmesi' ne dönüştü ki olası tepkiler hafifleyebilsin. Bizim vatandaş olarak iki çift laf etmemiz yayın yasağı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Önemli olan herkesin evinde erişim imkanı bulunan tv'lerden kanallardan yaşananları olduğu gibi öğrenebilmesi. İşte buna izin yok. Ülkenin dört bir yanı televizyona ulaşabiliyor; ama bu yazıya çok sınırlı sayıda insan ulaşabilir örneğin. Gözlemlerime göre de hepimiz yaşanmamış gibi yapıyoruz. Öyle yapmasaydık haber alma hürriyetimize kadar elimizden alınamazdı.

      Sil
  2. Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş demektir. Kaldı ki milyonlar ölüyor. Kimisi işkence ile, kimisi açlıkla, kimisi hastalıkla, kimisi sefaletle, kimisi savaşta, kimisi göçlerde, kimisi suikastlerde ölüyor ve öldürülüyor. Haksızlığı ve zulmün hiçbir yerde yeri olmamalı. Hele vicdanlarda yer bulmamalı. Herkes üzerine ne düşüyorsa yapmalı. Mücadele etmeli, nefret etmeli, insanlar insanlık adına bir mefkureyi kendisine şiar edinmeli. Yazmalı, çizmeli, haykırmalı. İnsanlık ölmemeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cümleyi eksik taşımışsınız :) "İşte bundan dolayı İsrailoğulları'na şöyle yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir." Ve hemen sonrasındaki Maide 33 dahil olmak üzere birçok kez, bazı durumlarda öldürmenin 'hak' olduğu söyleniyor. Yani uygun koşullar varsa insan öldürün diyor. Bunun akılla, mantıkla, kalple kabul edilebilir hiçbir tarafı yok.
      Dünyada birçok insanın birçok şekilde ölüyor, öldürülüyor olması yetkililerin sorumluluk almamasına, yanlış politikalardan vazgeçmemesine, halkının can ve mal güvenliğini sağlamak için çalışmamasına, görevini layığıyla yerine getirmemesine gerekçe olamaz.
      "Nefret" çözüm değil, sorundur. Nefret ederek insanlığı 'şiar' edinemezsiniz.

      Sil
  3. Ülkenin yarısının haberi yok öbür yarının yarısı da olaya kurgu diyip geçiyor. Acımıza bile sahip çıkamıyoruz yazık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahvalimiz aynen budur. Ne eksik ne fazla.

      Sil
  4. İlk emri "Oku" olan bir dinimiz var. En az okuyanlar Müslümanlar ne yazık ki. Yazınızda katıldığım noktalar var. Mış gibi davranmamalıyız. Yaşanacaksa acısı tatlısı dibine kadar yaşamalıyız. Sonu olan dünyada galiba biz ilk olarak insanlığın sonuna geldik. Ortak dil sevgidir. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birçoğumuzu en çok yaralayan da bu işte. Acılar, sorunlar görmezden gelindikçe katlanarak artıyor. Sağlıklı ve doğru bir gidişat değil bu. Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  5. Merhabalar.
    Yazınızı okudum, ama girişteki şu cümleye takıldım kaldım. "Ne de güzel iki gencecik insanımız diri diri yakılmamış gibi yapıyoruz." Böyle bir olay vuku buldu da nasıl haberimiz olmadı, gerçekten anlayamadım. Günlük gazete alır, internetten Milliyet'in haber sayfasını ve televizyonlardan da haberleri takip ederim ama, gerçekten böyle bir haberi duymadım. Yoksa engellendi mi? Sizin de paylaştığınız bu yazıyı kaleme aldıran konu bu muydu?
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey, hoş geldiniz. Siz bir vatandaş olarak üzerinize düşeni yapıyor, basın yayın organlarını takip ediyorsunuz; fakat sorun şu ki basın yayın organları üzerine düşeni yapmıyor veya yapamıyor. Günümüzde bu saydıklarınıza bakmakla maalesef gerçekleri okuyup öğrenmek zor. Ben kendi adıma söyleyeyim sosyal medya vasıtasıyla öğrendim. Videoya da rastladım; fakat izlemedim. Bilgi almak için sosyal medyada gezinebilirsiniz, internet bağlantılarımız aşırı yavaş, çoğu şey silindi, engellendi; fakat konu Ekşi Sözlük yazarlarınca halen konuşulmakta. O siteye göz atabilirsiniz. Saygılarımla.

      Sil
    2. Merhabalar Efendim.
      Evet olayı birinden duydum. Henüz sosyal medyada araştırmadım. Bizi bu hale düşürenlerin Allah layıklarını versin. Olan gencecik yiğitlerimize oluyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu anlayamadım. İlgili siteye de bakacağım, sağolun.
      Selam ve dualarımla.

      Sil
  6. Bu olayı duyduktan sonra şuursuzca geziniyorum ortalıkta. O kadar üzüldüm ki anlatamam. Hele ki bu durumu kimsenin bilmiyor olmasına ne demeli? :(
    Söylenecek sözün çokluğundan susuyor bazen insan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar haklısın ki "söylenecek sözün çokluğundan susmak" kısmında... Sussan olmuyor susmasan yetmiyor. Ben de bunu düşünerek yas tutmamız gerekliliğinden bahsetmekle yetindim. Acı çekiyoruz, hatta acılar çekiyoruz. Birçok insan kaybediyoruz, çok kötü bir dönemden geçiyoruz; ama öyle değilMİŞ gibi yaşamak zorunda bırakılıyoruz... Bu iyi değil.

      Sil
  7. Yanıtlar
    1. Hazmedemiyoruz; ama elimizden gelen bir şey yok. Bütün dünyanın tepki verdiği bir katliamı bizim insanlarımız duymuyor bile. Duyanlar inanmıyor. "Yok yeaa gerçek değildir o." deyip devam ediyor. Acıyı kabul etmiyorlar ki yasını tutsunlar-tuttursunlar...

      Sil
  8. Çağdaşlaşıyoruz derken nereye gittiğimizin farkında olmadan yürüyoruz. Toplumsal duyarlılık eskiden daha fazlaydı gibi gelmeye başladı bana. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben sorunun çağdaşlaşmayla ilgisi olduğunu düşünmüyorum, aksine ısrarla geriletilmeye çalışmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Okuduğunuz ve yorumladığınız için teşekkür ederim.

      Sil
  9. Benim ülkem benim milletim bunları hak etmiyor. Şanlı Türk ordusunun düşürüldüğü hale bak yazıklar olsun sebep olanlara yazıklar olsun uyuyanlara yazıklar olsun bilip te bilmemezlikten gelenlere..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başkalarının suskunluğundan, ilgisizliğinden, rahatlığından ben utanıyorum. Ama, diyecek bir şey bulamıyorum artık. Acımızı bari çekebilseydik... Yasımızı tutabilseydik... "Millet" olabilseydik...

      Sil
  10. İçimiz yanıyor, acıyor, acıyor..:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçi yanan da bir avuç insanız sevgili Renkli Pasta Sepeti. Gerisi hep rahat...

      Sil
  11. merhaba blogunuzu yeni keşfettim bana da beklerim..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sevgili Bol Kahveli, ben sizi takipteyim. Şimdi teyit etmek için de baktım. Görüşmek üzere.

      Sil
  12. Son zamanlarda yaşadıklarımız ancak bu kadar iyi özetlenebilirdi. Artık insan olarak günlük dertlerim olmasını özledim. Keşke o eski günlerdeki gibi sadece işimiz kötü gittiğinde, sevgilimizden ayrıldığımızda ya da trafik yüzünden buluşmaya geç kaldığımızda gibi ufak dertlerimiz olsaydı. Ama bunlar artık uzak bir hayal bize dayatılan yeni düzende. Keşke herkes kendine verilen aklı körü körüne inanmak yerine sorgulasa ve birazcık karşıdakine empati yapabilse. Ah ah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan mumla arıyor kişisel sıkıntıları için üzüldüğü günleri... Sorgulamak zor, körü körüne onaylamak, itaat etmek kolay. Rahat bozmaz, risk içermez... Ben zoru seçtim ve bundan da daima gurur duydum. Ziyaretin ve görüşlerini paylaştığın için teşekkür ederim sevgili Öykü Molası. Görüşmek üzere.

      Sil